ZULMÜ ALKIŞLAMAK...

Adnan Bahadır

            ZULMÜ  ALKIŞLAMAK  BENİM İŞİM OLAMAZ

İnsanoğlu  yaratıldığı günden itibaren  ihtilaflı konularla karşı karşıya gelmiştir, bu gibi farklı düşünceler bazen tatlıya bağlanmış, bazen ölüm, hapis, zulüm ile bitmiştir. Adem aleyhisselamın çocukları Habil ile kabil ilk kan davasının başlangıcına vesile olmuşlar, burada sorumlu olan veya kan davasına neden olan kıyamet sabahına kadar yaşanan her kan davasından kendisine ceza yazılacağı konusunda bir çok  Hadisi şerif olduğu bir gerçektir.

 Doğru ile yanlış, Hak ile batıl her devirde mücadele etmiş, zaman zaman  bu mücadelelerde batıllar muzaffer olmuş gibi gözükse de nihayetinde her zaman Hakkın galebesi kaçınılmaz olmuştur, bu tür muvaffakıyetler bazen uzun zaman almış olabilir ancak mutlak surette Hakkın hakimiyeti kaçınılmaz olduğu Rabbimizin biz kullarına vaadidir. Diyeceksiniz ki  Filistin'de, Suriye'de, Lübnan'da ve başka ülkelerde yaşanan zulüm neden Müslümanların galibiyeti ile bitmiyor, geçmişe dönüp bakacak olur isek Müminlerin ne kadar galip geldiğini, mağlubiyetin nedeninin yine Müminlerin yanlışları olduğunu, imtihanları bittiğinde mutlaka muzaffer olacaklarını unutmamak gerekir.

      Peygamber efendimiz  bir hadisi şeriflerinde “Müslüman asla zulmetmez, zalimin karşısında, mazlumun yanında olur” buyurmaktadır, bir başka Hadisi Şerifte ise “Bir Devlet kafir olsa ayakta durabilir ama zulüm ile hükmeden Devletlerin ayakta durması mümkün değil” buyurmaktadır. Bu izahatı verme nedenim son günlerde ülkemizde yaşanan bazı gelişmelerin beni rahatsız etmesidir. Nedir bu rahatsızlığın derseniz malumunuz bu şehirde  Cemaatin düşman olduğu, reklam, haber, v.s. gibi konularda tavır aldığı tek gazete DENGE gazetesidir ancak bu Cemaatin bana tavır almış olması benim doğrulardan ve Hak'dan yana tavır almama engel teşkil etmez.

     Ak Parti iktidarı kurulduğu günden itibaren Cemaat ile iç içe olmuş, bir çok önemli noktalara cemaat mensuplarını yerleştirmiş, adeta cemaatle iç içe olmuştu, bu gidişata mutlaka bir gün dur deneceğinden en ufak bir şüphem yoktu, zira Devletin kilit noktalarındaki cemaat mensuplarının talimatı  Hükümetten değil, Cemaat ağabeylerinden alacağı  muhakkaktı, hal böyle olunca ciddi anlamda bir kargaşa yaşanacağı ve Başbakan'ın bu duruma derhal müdahale edeceği  belli idi. Yaklaşık on yıllık Ak Parti iktidarı bu şekilde bir uygulama ile geçti, ne zaman ki MİT Müsteşarı Hakan Fidan'a  Cumhuriyet Savcılığı  soruşturma  davetiyesi çıkardı, olay farklı bir mecraya kaydı. Nedir bu farklı mecra derseniz Emniyet teşkilatı içerisinde ve Adalet Bakanlığı içerisindeki cemaat yapılanması artık iktidar içerisinde  muktedir olmaya başlamış, hükümete rağmen istediğini  veya cemaat ağabeylerinden aldıkları talimatlar doğrultusunda icraatlar yapmaya başlamışlardı.

      Hiç bir lider iktidarını kimseyle paylaşmak istemediği gibi  Başbakan Erdoğan  kişiliği gereği böyle bir duruma asla izin vermez, böyle bir duruma izin vermek iktidarı paylaşmak veya iki başlı bir yönetim tarzına  değil  Başbakan hiç kimse razı olmaz. Mit Müsteşarının olayı bardağı taşıran son damla  oldu ve Başbakan düğmeye bastı, düğmeye bastı da ne oldu derseniz  cemaate mensup Bürokratlar görevlerinden alınmaya başlandı, buraya kadar olana asla bir itirazımız olamaz, zira iktidar paylaşılmaz, talimat iktidardan ve Başbakan'dan alınır. Cemaatin vereceği  talimatı uygulayan bürokrat yarın kalkar Başbakan'ı da yargılar. Bu neden hükümetin buraya kadar ortaya koyduğu tavrı sonuna kadar destekliyorum ancak bundan sonrasına gelince;  Bir çok kamu kurumundaki  namazında, niyazında pırlanta gibi çocuklar sırf cemaat mensubu olduklarından iş akitleri  feshedilip işsiz bırakılmakta, idareci pozisyonunda olan bir çok insan idarecilik pozisyonundan düşürülmesi yetmezmiş gibi bir de kamuda ki  görevlerine son verilmesi zulüm değil de nedir?

     Allah kendisine iman etmeyen, inkarcı, kafir insanlara rızık veriyor, onlara zulmetmiyor, çalışmalarının karşılığını veriyor ise bizler de insanların ekmek paraları ile oynama hakkına sahip değiliz, insanların idarecilik görevlerini ellerinden alabilirsiniz, onlara güvenmeyebilirsiniz ama ekmeklerini ellerinden almak zulmün ta kendisidir bu konuda o insanlarla beraber olmak inancımın ve karakterimin gereğidir.

       Peki biz bu duruşu gösterirken şehrin en üst düzeydeki siyasetçisi  öğrencilik yıllarından itibaren bu cemaatin rahlei tedrisinden geçip, bugün geldiği makamlara onların sayesinde gelmiş olmasına rağmen Hükümetin politikalarını görünce anında REDDİ MİRAS yaparak yirmi yıllık geçmişini inkar etmesine ne demeli?  Unutmayın ki savaşlarda esir alınan  askerlerden düşmana  ülkesinin sırrını verenler öldürülür. Bir insan hangi şartlarda olursa olsun aslını inkar etmememeli, üç kuruşluk dünya menfaati için davasını ve dava arkadaşlarını satmamalı. Davasını ve arkadaşlarını satanlara yazıklar olsun, hayatım boyunca karşımda olan bu cemaat mensuplarına yapılan zulmun asla yanında olmayacağım bilinmesi temennisi ile kalın sağlıcakla. 

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.