Hayat, insanın istediği gibi ilerleyen düz bir yol değildir. Bazen yollar daralır, kapılar kapanır, hesaplar bozulur; insan kendisini çaresizliğin ortasında bulur. Hastalık, geçim sıkıntısı, kayıp, yalnızlık, ihanet, başarısızlık veya hiç beklenmeyen bir musibet insanın dünyasını karartabilir. Fakat mümin bilir ki karanlık, ışığın yok olduğu değil; henüz görünmediği bir hâl de olabilir. Her zorluğun içinde mutlaka, o zorluğu dengeleyecek bir kolaylık vardır. Sabır ise söz konusu kolaylığın davetçisidir.
Kur’an-ı Kerim bu hakikati son derece dikkat çekici bir ifadeyle bildirmektedir. “Şüphesiz zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık vardır.” (İnşirah,5-6) Ayette “zorluktan sonra” değil, “zorlukla beraber” denilmesi önemlidir. Kolaylık, zorluğun tamamen ortadan kalkmasını beklememektedir. Kolaylık, bazen zorluğun yanı başında, bazen tam içinde bulunmaktadır. Fakat insan sıkıntıya fazlaca odaklandığında yanı başındaki imkânı göremez. Acı gözü, korku aklı, acele ise basireti perdeleyebilir.
Hz. Peygamber’in hicreti konunun en güzel örneklerinden biridir. Mekke artık yaşanamayacak kadar daralmış, müşrikler Allah Resûlü’nü öldürme kararı almışlardı. Hz. Peygamber ve Hz. Ebû Bekir Sevr Mağarası’na sığındıklarında takipçiler mağaranın yakınına kadar gelmişlerdi. İnsan hesabıyla bakıldığında şartlar son derece ağırdı. Hz. Ebû Bekir’in endişesine karşı Allah Resûlü’nün söylediği söz, bütün zamanların sıkıntıya düşmüş insanlarına verilen bir teselli gibidir; “Üzülme, Allah bizimle beraberdir.” (Tevbe,40) O gün bir mağaranın karanlığında başlayan yolculuk, birkaç yıl sonra Medine’de bir medeniyetin doğuşuna dönüştü. Hz. Yusuf’un hayatı da zorluğun içinden doğan kolaylığın ibretli hikâyesidir. Kuyuya atıldı, köle olarak satıldı, iftiraya uğradı, zindana düştü. Hayatının her safhasında yeni bir kapı kapanıyor gibi görünüyordu. Oysa kapanan her kapı onu Allah’ın takdir ettiği başka bir kapıya götürüyordu. Kuyu Mısır’a, kölelik saraya, zindan ise devlet yönetimine uzanan yolun birer durağı oldu. Hz. Yusuf sabretti, fakat sabrı pasif bir bekleyiş değildi. Ahlâkını korudu, görevini yaptı, bilgisini kullandı, fırsat geldiğinde sorumluluk almaktan kaçınmadı. Sonunda yıllarca yaşadığı zorlukların içinden büyük bir kolaylık çıktı.
Sabır da doğru anlaşılmalıdır. Sabır, hiçbir şey yapmadan oturup sonucu beklemek değildir. Sabır; acıya rağmen dağılmamak, öfkeye rağmen yanlış yapmamak, geciken sonuca rağmen istikameti terk etmemektir. Sabır; gerekeni yaptıktan sonra zamanın olgunlaşmasını bekleyebilmektir. Tohumu bugün ekip yarın toprağı kazıp “Neden çıkmadı?” diye bakmamak, fakat o tohumu sulamayı da ihmal etmemektir.
İnsanların en büyük hatalarından biri, sıkıntının ilk anında hüküm vermeleridir. “Her şey bitti”, “Buradan çıkış yok”, “Artık düzelmez” derler. Hâlbuki henüz hikâyenin ortasındadırlar. Ortasında bulunular bir hikâyenin son cümlesi bilinmez. Musibet sanılan bir hadise, bazen hayatın yönünü değiştiren bir rahmete dönüşebilir. Bugün kayıp görülen şey, daha büyük bir kayıptan korumuş olabilir. Kur’an bu noktada insanı uyarır; “Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlıdır, sevdiğiniz bir şey de sizin için şer olabilir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara,216)
Sabır, zorluğun tamamını kutsamak değildir. Hasta tedavi olacak, borçlu çalışacak, haksızlığa uğrayan hakkını arayacak, başarısız olan yöntemini değiştirecek. Müslümanın sabrı teslimiyetçi bir çaresizlik değil; tedbirle tevekkülü buluşturan bilinçli bir dirençtir. Hz. Peygamber hicret ederken Allah’a tevekkül etti ama yol rehberi tuttu, bineğini hazırladı, güzergâhını değiştirdi ve tedbir aldı. Tevekkül tedbirsizlik, sabır da hareketsizlik değildir.
Bazen kolaylık, problemin ortadan kalkması şeklinde de gelmez. Allah problemi bırakır fakat insanı büyütür. Dün taşıyamadığı yükü bugün taşıyabilecek bir ruh kuvveti verir. Şartlar aynı kalmasına rağmen insan değişir. İşte bu da kolaylıktır. Çünkü her kolaylık dış dünyada gerçekleşmez; bazı kolaylıklar insanın kalbinde meydana gelir. Bir zamanlar dayanılmaz görünen şey, olgunlaşmış bir insan için yönetilebilir hâle gelir. Bu sebeple sıkıntıya düşüldüğünde yalnızca “Bu zorluk ne zaman bitecek?” diye sormamalıdır. Bir başka soru daha sormalıdır; “Bu zorluğun içinde Allah benim için hangi kolaylığı hazırlamış olabilir?” Belki yeni bir yol, yeni bir insan, yeni bir tecrübe, yeni bir anlayış vardır Belki de yıllardır değiştirilemeyen bir ikaz vardır. İnşirah sûresinin iki defa tekrarladığı hakikat bunun için önemlidir: Zorlukla beraber kolaylık vardır. İnsanın vazifesi zorluğun büyüklüğünü seyretmek değil, onun içindeki çıkış yolunu aramaktır. Su,yolda; acele etmeden, ümitsizliğe düşmeden, tedbiri bırakmadan ve Rabbine güvenerek yürümek şarttır.
Her zorluğun içinde mutlaka, zorluğu dengeleyecek bir kolaylık vardır. Sabır, söz konusu kolaylığın davetçisidir; tevekkül kapısını açık tutar, gayret ise o kapıdan içeri girmeyi sağlar. Bazen gece uzar; fakat hiçbir gece sabaha direnemez. Her zorluğun içinde mutlaka bir kolaylık vardır. O kolaylığı beklemek değil, arayarak bulmak gerekir.