Betonların yükseldiği, insanların birbirine bile selam vermeyi unuttuğu bir çağda doğa hâlâ sabırla bizi bekliyor. Bir ağacın gölgesinde oturmayı, yağmur sonrası toprağın kokusunu içine çekmeyi, sabah erken saatlerde kuş sesleriyle uyanmayı unutan insan, aslında kendisini de yavaş yavaş kaybediyor.
Doğa sevgisi sadece çevrecilik yapmak ya da yılda bir kez fidan dikmek değildir. Doğa sevgisi, insanın yaşadığı dünyaya saygı duymasıdır. Çünkü insan doğadan ayrı bir canlı değil, onun bir parçasıdır. Kesilen her ağaç, kirletilen her dere, betonla boğulan her yeşil alan aslında geleceğimizden eksilen bir parçadır.
Bugün çocukların büyük bölümü toprağa basmadan büyüyor. Ağaç gölgesinde oyun oynamak yerine ekran ışıkları altında saatler geçiriyorlar. Oysa insan ruhunu dinlendiren en büyük güçlerden biri doğadır. Deniz kenarında yürümek, bir yaylada sessizliği dinlemek, rüzgarın sesini hissetmek bile insanın içindeki yükü hafifletmeye yeter.
Ne yazık ki modern hayat bize sürekli daha fazla tüketmeyi öğretiyor ama korumayı öğretmiyor. Bir plastik şişeyi yere atan insan belki sadece küçük bir çöp attığını düşünüyor ancak o küçük sorumsuzluk zamanla koca bir çevre felaketine dönüşüyor. Doğa, kendisine yapılan hiçbir kötülüğü unutmuyor. Bugün yaşanan sel felaketleri, kuraklıklar, orman yangınları ve hava kirliliği biraz da insanlığın yıllardır doğaya hoyrat davranmasının sonucu değil mi?
Oysa doğa insana karşı hiçbir zaman cimri davranmadı. Toprağını verdi, suyunu verdi, nefesini verdi. İnsan ise çoğu zaman bunun kıymetini ancak kaybetmeye başlayınca anladı.
Belki de artık biraz durup etrafımıza bakmamız gerekiyor. Bir ağacı sadece odun olarak değil, bir canlı olarak görmek gerekiyor. Çocuklarımıza temiz bir şehir değil, yaşanabilir bir dünya bırakmanın derdine düşmek gerekiyor.