Yaşamı ve yapıtlarıyla Cengiz Aytmatov'u anmak
Edebiyatta ve sanatta sabun köpüğü yapıtların üreticilerine en üst payelerin ihsan edildiği bir çağda bize sevginin emek olduğunu, taşranın yalnızlığını ve uçsuz bucaksız bozkır efsanelerini kendi halkının yerelinden esinlenerek düyaya açan bir koca yürekti Cengiz Aytmatov ve o yürek durdu
Haziran bir kederi daha bırakıp gitti kapımıza. Çağımızın Manasçısı Cengiz Aytmatov, yaşama gözlerini yumdu10 Haziran Salı akşamı. Ajanslardan öğrendiğim bu haberle bir damarımız daha koptu sanattan, edebiyattan ve efsanelerimizden. Ve onu tanıtmak, yapıtlarından dem vurmaksa boynumuzun borcu oldu. Onun II. Dünya Savaşı'nda ergenleşecek ömrü Kırgızistan'ın Talas kasabasının Şeker köyünde 12 Aralık 1928'de atmaya başlayan bir koca yürekle başlar ve belki de hep bu nedenle yapıtlarında zor doğa koşulları, uçsuz bucaksız bozkırlar duyulur. Çocukluğunun izini sürdüğünü de bir yazısında belirtmekten sakınmamıştı kendini. Geçirdiği zor dönemleri, o iz sürerken gördük biz de. Ancak bu dönem, onun gelecekte anlatacaklarının birikimiyle geçer bir bakıma. Çünkü bilge bir kadın olan babaannesi Ayımkan'ın doğaçlama söylediği şiirler, ninniler, masallar, efsaneleriyle beslenmiştir Aytmatov. Çok küçük yaşlardan itibaren ozanların atışmalarını dinler, sohbetlerine katılır. Sözlü kültürün çok canlı yaşandığı toprakların destan havasını içten içe kuşanıp zenginleşir Aytmatov. Toprağı işlemeye başlar on yaşında, on dördünde köyünde köy sovyet kolhozu (ortak tarım işletmesi) sekreterliğine geçer, vergi memuru olur. 2. Dünya Savaşı'nın erkeksiz toplumuna tanıklık eder bu zaman diliminde. 1946'da başladığı Kazakistan'daki veteriner teknik okulundan 1948'de Kırgızistan tarım enstitüsüne geçer ve 1953'te veteriner olur. Edebiyat yaşamına Pravda gazetesinde başlar, 1952'de yayımlanan ilk yapıtı "Gazeteci Cyuda" ile. 1957'de "Yüzyüze", 1956-58 arasında Moskova'da Gorki Edebiyat Enstitüsü'ne devam ederken de "Cemile" adlı öyküsünü Novy Mir (Yeni Dünya) dergisinde yayımlar. Bu yapıtı aynı zamanda onun dünyaca tanınmasını sağlar. Fransız şair "Louis Aragon", 'Cemile'nin "dünyanın en güzel aşk öyküsü" olduğunu belirterek, Fransızca'ya çevrilmesi ve Avrupa'da yayımlanmasını sağlar.
YERELDEN EVRENSELLİĞE ULAŞAN YAPITLARI YAZAR
Aynı yıl Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne giren Aytmatov Kruşçev'in anti-Stalinist kampanyası sırasında Sovyet Komünist Partisi'ne ve Yazarlar Birliğine kabul edilir. Bu tarihten sonra hem Kırgız hem de Rus yazarlar arasında yerini pekiştirerek Literaturnyi Kırgızistan dergisi editörlüğü ve beş yıl boyunca Pravda Orta Asya muhabirliğinde bulunur. Aytmatov, 1963'te "İlk Öğretmen, Deve Gözü", "Cemile" ve "Selvi Boylum Al Yazmalım" adlı öykülerden oluşan "Steplerden ve Dağlardan Öyküler" adlı kitabıyla "Lenin Edebiyat Ödülü"nü kazanır. 1968'de "Büyük Sovyet Edebiyat Ödülü"nü kazanarak aynı yıl Kırgızistan "ulusal yazarı" seçilir. Öykücülükle yazın yaşamına başlayan Aytmatov, ilk romanı "Toprak Ana" ile 1963'te roman yazarlığına geçer ve "Elveda Gülsarı"yla büyük coşku uyandırır. 1964'te "Kızıl Elma", 1969'da "Oğulla Buluşma" öyküleri, 1970'te edebiyat dünyasında yankı bulan "Beyaz Gemi" romanını, 1972'de "Asker Çocuğu" öyküsü, 1975'te Kazak yazar Kaltay Muhammedcanov'la birlikte "Fuji-Yama" adlı tiyatroyu,1976'da "Sultanmurat", 1977'de "Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek" öyküleri, 1980'de "Gün Olur Asra Bedel" romanı yayımlanır. 1986'da "Dişi Kurdun Rüyaları" romanıyla, yazarlığı yerelden evrensel olana yükselir. Bu romanda Hıristiyanlık dinini baz alarak rejimin dinsel yaşam üzerindeki yanlış uygulamalarıyla ortaya çıkan uyuşturucuya ve bozulan ekolojik dengeye değinir. 1990'da yayımlanan "Beyaz Yağmur" ve "Yıldırım Sesli Manasçı" öykülerinden sonra aynı yıl "Gün Olur Asra Bedel" romanından çıkarmak zorunda kaldığı ve o romanın devam niteliğindeki "Cengiz Han'a Küsen Bulut"u yayımlar. Bu yapıtında Sosyalist rejime daha önce yazdıklarından daha sert eleştiriler yöneltir.
DEVLET BİRİMLERİNDE ÖNEMLİ GÖREVLERDE BULUNUR
Aytmatov, devletten itibar görerek, devlet birimlerinde görev alır. Rejimin işleyişine tanık olur böylelikle. 1978'de "Yüksek Sovyet Prezidium"u tarafından "Sosyalist İşçi Kahramanı" olarak ödüllendirilir. 1983'te "Büyük Sovyet Edebiyat Ödülü"nü ikinci kez kazanır. Gorbaçov döneminde Sovyet Parlamentosu Kültür ve Ulusal Diller Komitesi Başkanlığı ve Sovyet Yazarlar Birliği Sekreterliği'nde bulunur. Gorbaçov'un beş danışmanından biri olur. Kırgızistan'ın Luxemburg, Hollanda ve Belçika büyükelçilikleri görevini de yürütür. Ulusunun birikimini tüm dünyaya duyurması kolay olmamıştır. Eşine az rastlanır baskı rejiminde, ulusuna ait her şeyin talan edilmeye, unutturulmaya çalışıldığı bir ortamda söz söylemek, değerlerini savunmak ve ulusuna ait olanı vurgulamak cesaretini gösterir. Yıldan yıla daha yüksek sesle, sözlerinin altını daha kalın çizerek konuşan ve "Yüz yüze", "Cemile" gibi öyküleriyle tanınıp sevilen Aytmatov, başarısıyla topladığı ilgiyle, daha sonraki yıllarda "Elveda Gülsarı" gibi, "Gün Olur Asra Bedel" gibi romanlarla, toplumsal sorunları tüm Sovyetlerin gündemine taşıma olanağı yakalar.
SAVAŞ TANIĞI BİR TEMELLE YAZAR
Onun yapıtları her zaman yaşamından izlerle doludur. Çocukluğundan başlayarak halkının sorunlarıyla karşı karşıya kalan yazar, halkını çok iyi tanımış ve anlamıştır. Özellikle II. Dünya Savaşı, onun anılarında silinmeyecek izler bırakır. Savaşa götürülen yetişkin erkeklerin köydeki işleri, halkın sorunlarına çare bulmak, on iki-on üç yaşlarındayken onun ve akranlarının sırtına yüklenir. Ailelerin sorumluluğu, onların geçimi, aralarındaki sosyal ilişkiler, savaşın Aytmatov'un sırtına yüklediği sorumluluklardan en görünürde olanlarıdır. Aytmatov'un köy sovyet kolhozu sekreterliği sırasında çektiği sıkıntılar, tanık olduğu her zor durum yapıtlarına yansımıştır. "Toprak Ana" romanı ve "Yüz Yüze" öyküsü buna en iyi örnektir. Yalnız savaş karşıtlığı vermeye çalışmasa da, öykülerdeki halk, evlatlarını cepheye göndermesine rağmen savaşı sahiplenmemiş bir görünüm sergiler. Savaşın anlatıldığı bölümlerde bir savaş romantizmine rastlanmaz. Savaş yıllarını, kocasız kalan kadınları babasız kalan çocukların, oğulsuz kalan anaların acılarını, asker kaçaklarını görmüş, geride kalanların birbirlerine olan acımasızlıklarını yaşamış ve bunları kendine temel malzeme edinmiştir. Böylesi zor durumları yazıya dökmek, Aytmatov'un başarısının ve ustalığının kanıtıdır.
TÜRKİYE'DEKİ BİLİNEN KİTAPLARIYLA AYTMATOV
Aytmatov, Türkiye'de özellikle 3 kitabıyla tanınmıştır. Hemen hemen herkesçe bilinen yapıtı yönetmenimiz Atıf Yılmaz tarafından çekilen filmiyle "Selvi Boylum Al Yazmalım", genç kamyon şoförü İlyas ile köyde gördüğü Asya arasındaki aşkı konu edinir ve biz de bu filmle sevginin emek istediğini kavrarız. "Sevgi nedir? Sevgi emektir" sözünü yineletir bize. İkinci kitap "Beyaz Gemi"dir ve bozkırda yaşayan okula yeni başlamış bir çocukla saflığın, umudun ve dev gibi bir yalnızlığın tanığı oluruz. Bozkır efsanelerini de öğreniriz onun sayesinde. Maral ana efsanesidir bu da. Üçüncü kitap "Gün Olur Asra Bedel"dir. Yine uçsuz bucaksız bir bozkıra konuk oluruz. Bozkır ortasında bir tren istasyonunda dostluğu, aşkı, taşranın yoksunluğunu ve yine bir başka efsaneyi görürüz. Bir yandan da evrene hakim olmaya çalışan dünya devletleriyle o taşranın çelişkisini yaşarız. Mankurt efsanesininse, bugün bile ne derece acımasız bir sömürge aracı olduğunu anlarız. Kültürel ve ulusal benliklerimizi yitirmemizi isteyen güçleri tanırız o efsane sayesinde.
EFSANELERİ VE ÇOCUKLARI ÖNE ÇIKARIR
Aytmatov'un yapıtlarında kader anlayışının yanı sıra "sınıfsal ayrım, taşra kent ilişkisi yer alır tema ve konu olarak. Kente kaçmak isteyen kahramanlar hemen hemen her yapıtında vardır ve ağlarını ören kaderle zorluklar ortaya çıkar. Çünkü kent kötü, taşra iyidir Aytmatov'un yapıtlarında. Taşranın yalnızlığını temsil ederken onlara hep bir efsane eşlik eder. Aytmatov bir Manas anlatıcısı gibidir burada. Efsaneleri oya gibi işler yedirir öykülerinin içine. Bu efsaneler de çocuklara anlatılır çoğunlukla ve böylelikle her yapıtta çocuk kahraman bulunur. Ya çocuk biçim verir yaşama ya da yaşam ve aile biçimlendirir çocuğu. Bu nedenle efsaneleri yaşatma yolunu çocuklara öğretirken, yerel kültürün sürmesi de onlarla sağlanmış olur. Belki de bu yüzden hep ön planda tutar onları. Aytmatov'un işlediği aşk cinsellikle ilişkilendirilmez hiçbir zaman. Apayrı bir yere koyar aşkı. Bu evrensel temada bozkır insanının birkaç çileli ama tatlı serüveni olur aşk da. Ama hep bir iyi ve kötü de eksik değildir yapıtlarında. Kötü babalar ya da annelerin olabildiği gibi devlet görevindekiler ya da devleti temsil edenler kötüye yakın dururlar. Sıradan halkın içinden de çıkabilen kötülerin karşısında acıya tutsak, ama yaşama hevesli, küçük mutlulukları dev yapan iyiler, öykülerde güçsüz de olsalar yaşamı sırtlanmayı bilirler. KATAVASYA / M.USLU