Yapay zekâ; karşısındaki insanın düşüncesini sorgulamak yerine onu tasdik ettiği, kullanıcının duymak istediğini söylediği bir sistem olarak tarif edilmektedir. Bu bir eleştiridir ve bunu tamamen haksız bulmak da mümkün değildir. Yapay zekânın çalışma biçiminde, kendisine verilen soru ve çerçeveden etkilenme özelliği vardır. Bu konuya; yapay zekâ kendisine verilen rotayı mı takip ediyor, yoksa konu hakkında mevcut bilgileri bulup bir araya getirerek yeni bir değerlendirme mi yapıyor. Anlaşılması gereken nokta da burasıdır. Yapay zekâ her ikisini de belli ölçülerde yapmaktadır. Soru ona bir istikamet verir, sahip olduğu bilgi ise o istikamette nasıl cevap üreteceğini belirler. Bu sebeple aynı konu, farklı biçimlerde sorulduğunda farklı ağırlık merkezlerine sahip cevaplar ortaya çıkabilir.
Bir kimse, “Falanca düşüncenin yanlışlığını bana anlat” dediğinde sorunun içine daha baştan bir hüküm yerleştirmiş olur. “Falanca düşünce doğru mudur, yanlış mıdır; lehindeki ve aleyhindeki delilleri birlikte değerlendir” dediğinde ise yapay zekâya daha geniş bir değerlendirme alanı açmış olur. Yalnız cevap değil, sorunun kendisi de düşüncenin istikametini belirlemektedir. Eskilerin “Hüsn-i sual, nısf-ı ilimdir” sözü burada yeniden anlam kazanmaktadır: Güzel ve doğru soru, bilginin yarısıdır.
İnsan bazen hakikati öğrenmek için değil, zaten inandığı şeyin tasdik edilmesi için soru sorar. Yapay zekâ da kullanıcının ön kabulünü yeterince sorgulamadan onun üzerine bilgiler, örnekler ve güzel cümleler bina ederse ortaya son derece ikna edici fakat temeli problemli bir metin çıkabilir. Şöyle de ifade edilebilir; yanlış bir istikamete döşenen düzgün asfalt, yolu doğru yapmaz.
Yapay zekâ yanlış bir ön kabulü çok güzel cümlelerle desteklediğinde, yanlışın ikna gücünü artırmış olabilir. Kur’ân-ı Kerîm insanı bu noktada çok temel bir ölçüye çağırmaktadır; “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme.” (İsrâ,36) Bir başka âyette de bir haber geldiğinde onun araştırılması emredilir. (Hucurât,6) Bu iki ölçü sadece insanlar arasında nakledilen bilgiler için değil, dijital dünyadan gelen bilgi karşısındaki tavır için de fevkalâde önemlidir. Bilginin kaynağı; kitap, televizyon, sosyal medya veya yapay zekâ olabilir ama bu durum insanın tahkik sorumluluğu ortadan kalkmaz.
Yapay zekânın en büyük imkânlarından biri, dağınık bilgileri çok kısa zamanda bir araya getirebilmesidir. Kavramlar arasında bağlantılar kurabilir, farklı görüşleri özetleyebilir, insanın gözünden kaçan bir başka bakış açısını hatırlatabilir ve düşüncenin ifade edilmesine yardımcı olabilir. Fakat bunların hiçbiri yapay zekâyı “mutlak hakikat makamı” hâline getirmez. Çünkü bilgi başka, hikmet başkadır. Bilgiye ulaşmak başka, onun doğruluğunu tartmak başkadır. Güzel konuşmak ise bambaşka bir şeydir.
Kur’an insanı sürekli akletmeye, düşünmeye, tefekkür etmeye ve ibret almaya çağırır. “Aklınızı kullanmaz mısınız?”, “Düşünmez misiniz?” hitaplarının muhatabı makine değil, insandır. Yapay zekânın gelişmesi için de insan aklının kullanılması gerekir. Yapay zekâdan faydalanan insana da sorumluluk düşmektedir. Ona yalnızca “Benim fikrimi destekle” demek yerine zaman zaman, “Bu düşüncemin zayıf tarafları nelerdir?”, “Bana itiraz edenler ne söylüyor?”, “Bu kanaatimin kaynaklardaki karşılığı gerçekten var mı?”, “Ben burada yanlış bir bağlantı kuruyor olabilir miyim?” diye sormak gerekir. İşte o zaman yapay zekâ bir alkış makinesi olmaktan çıkar, düşünceyi sınayan bir yardımcıya dönüşür.
Yapay zekâ aklın yerine geçmemeli, aklın önünü açmalıdır. İnsanın kanaatlerini sürekli tasdik eden dijital bir dalkavuk değil; gerektiğinde “Burada deliliniz zayıf”, “Bu bilgi kesin değil”, “Bunun aksini söyleyen ciddi görüşler de var” diyebilen bir yardımcı dlması daha değerlidir. Çünkü gerçek dostluk nasıl sürekli “Evet” demek değilse, gerçek fikrî yardım da sürekli tasdik etmek değildir. Hz. Peygamber'in “Din nasihattir” buyruğunu burada geniş anlamıyla hatırlamak mümkündür. Nasihat, sadece hoşumuza giden söz değil, insanı doğruya yaklaştıran samimi hatırlatmadır.
Teknolojiden beklenen de mümkün olduğunca; bilgiyi sağlamlaştırması, önyargıları fark ettirmesi, derin düşünmeye sevk etmesidir. Yapay zekâ çok güçlü bir aynadır. Aynanın karşısına ne konduğu çok önemlidir. Sorular, ön kabuller, kanaatler ve bazen önyargılar onun karşısına konmaktadır. O da çoğu zaman bunlardan hareketle cevap üretmektedir. Bu sebeple; yapay zekâ çağının en önemli meziyetlerinden biri yalnızca “bilgiye ulaşmak” değil, doğru soru sormayı ve gelen cevabı sorgulamayı bilmektir.
Yapay zekâ insana yardımcı olsun, fakat insanın yerine düşünmesin. Bilgileri ortaya koysun, fakat hükmü esir almasın. Düşünceyi geliştirsin, fakat yanlışı alkışlamasın. İnsanı geliştiren şey her söylediğine “Evet” diyen bir yandaş değil, gerektiğinde “Bir de buradan bak” diyebilen bir yol arkadaşıdır. Yanlış bir istikamete döşenen düzgün asfalt, yolu doğru yapmaz. Yapay zekânın dalkavukluğuna kanmamak , onun bilgilendirmesini "konuya bir de buradan bak” vurgusu olarak anlamak lazımdır.