Kimi insan fakirlikten, kimisi hastalıktan, kimi yalnız kalmaktan, kimi de ölümden korkar. Fakat bütün korkuların üzerinde bir korku vardır ki; o da Allah'ın huzuruna nasıl çıkacağını bilememektir. Akıllı insan; ölümden önce ölüm sonrasını düşünür, mezardan önce hesabını yapar, mahşere varmadan vicdanını tartar. Yüce Allah mü'minlere şu müjdeyi vermektedir; "Allah'a iman edip dosdoğru yaşayanlara korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır." Bu ilahî müjde; korkusuz bir hayatın sırrını ortaya koymaktadır. Korkusuzluğun kaynağı; güç, makam, servet veya şöhret değildir. Gerçek güven; imanla, doğrulukla ve helâl bir hayatla kazanılır.
Yalan, insanın sadece dilini kirletmez; karakterini de çürütür. Bir defa yalan söyleyen, ikinci yalana mecbur kalır. Yalan söyleyen kimse zamanla, söylediği yalanlara kendisi de inanmaya başlar. Peygamberimiz(sav); "Doğruluk insanı iyiliğe, iyilik de cennete götürür. Yalan ise kötülüğe, kötülük de cehenneme götürür." buyurarak doğruluk ile kurtuluş, yalan ile helâk arasındaki bağı açıkça ortaya koymuştur. Haram ise sadece mideye giren lokma değildir. Haram; göze giren görüntü, kulağa giren iftira, dile gelen gıybet, ele bulaşan haksız kazanç, kalbe yerleşen kibirdir. Bazen bir imza, bazen bir ihale, bazen bir faiz, bazen de bir kul hakkı haram olur. İnsan haramı küçümsedikçe haram büyür, vicdan küçülür. Vicdan küçüldükçe de, kalp hakikati taşıyamaz hâle gelir.
Bugün insanların büyük kısmı ölümden değil; dünyada kurdukları düzenin bozulmasından korkmaktadır. Oysa ölüm; zalim için korku, dürüst için vuslat kapısıdır. Kabir; haramla doldurulmuş bir ömrün karanlık odasıdır ama helâl lokmayla, temiz niyetle ve doğru bir hayatla yaşayan mümin için rahmet bahçelerinden bir bahçeye dönüşür. Kabir; makam sormaz, servetin miktarını da merak etmez. Diplomanın kaç tane olduğunu, kaç ülke gezdiğini, kaç kişiye hükmettiğini de dikkate almaz. Kabirde sorulacak olan; imandır, ameldir, doğruluktur ve Allah'a karşı sadakattir. Çünkü insan, dünyada neyi büyüttüyse ahirette onunla karşılaşacaktır.
Mahşer günü kimsenin avukatı olmayacak. Makamlar düşecek, unvanlar silinecek, alkışlar bitecek. Orada; ne makam, ne mekân, ne de imkân fayda vermeyecektir. Kur'ân'ın ifadesiyle, "O gün ne mal fayda verir ne de evlat. Ancak Allah'a temiz bir kalple gelenler kurtulur." Temiz kalp ise yalanla kirlenmeyen, haramla kararmayan kalptir. Elbette hiçbir insan günahsız değildir. Peygamberler dışında masum olan yoktur. Herkes hata edebilir, yanılabilir, nefsine yenilebilir. Mü'mini ayakta tutan şey; günahsız olması değil, günahında ısrar etmemesi ve tövbeye sarılmasıdır. Allah'ın rahmeti, samimi tövbe eden kullarına daima açıktır. Asıl felaket; günah işlemek değil, günahı normal görmek ve vicdanın sesini susturmaktır.
Bazı insanlar geceleri rahat uyuyamaz. Çünkü haram kazanç, kul hakkı ve söyledikleri yalanlar onların uykularını kaçırır. Vicdan susturulabilir ama tamamen öldürülemez. İnsan herkesi kandırabilir fakat kendi vicdanını ve Allah'ı kandıramaz. Bu yüzden en rahat uyuyanlar; en zengin olanlar değil, en temiz vicdana sahip olanlardır. Helâl kazanç, az da olsa bereketlidir. Yalan söylemeden yaşamak bazen zor olabilir ama huzurun başka yolu yoktur. Haramın verdiği geçici rahatlık, sonunda ağır bir pişmanlığa dönüşür. Helâlin verdiği geçici zorluk ise ebedî huzurun kapısını aralar. Mümin, kazancını artırmaktan önce bereketini artırmayı hedefler. Çünkü bereket; miktarda değil, Allah'ın rızasındadır.
Hayatın sonunda herkes aynı kapıdan geçecektir. Kimisi korkuyla, kimisi ümitle, kimisi karanlığa doğru yürüyerek, kimisi ise Rabbi'nin rahmetine kavuşmanın sevincini yaşayarak kabrin kapısından girecektir. Dünyada yalanı terk eden, haramdan kaçınan, kul hakkından titizlikle sakınan, tövbe kapısını açık tutan ve doğruluğu hayatının ilkesi hâline getiren insan için ölüm bir son değil; hakikate açılan ilk kapıdır. Yalanı ve haramı olmayanın, Allah’ın rahmetine güvenerek; kabirden de, mahşerden de, ebedî hayattan da korkmasına gerek yotur. Korkulması gereken; doğruluğu kaybetmek, helâli terk etmek ve Allah'ın huzuruna pişmanlık dolu kötülüklerle çıkmaktır.