VE CELLE SENÂÜKE: ÖLÜMÜN ÖNÜNDE ALLAH'IN YÜCELİĞİ

Sami Kesmen

Cenaze namazı, ölüm gerçeğinin en çarpıcı şekilde hissedildiği ibadetlerden biridir. Cenaze namazında ne rükû vardır ne secde. Ne uzun kıraatler vardır ne de dünya hayatının gösterişleri; dört tekbir, dualar, selam, bir de geride kalanların, ebedî yolculuğa uğurladıkları din kardeşleri için Allah'ın rahmetine sığınma duaları vardır. Bu namazın başlangıcında okunan Sübhâneke duasına, Hanefî geleneğinde anlamlı bir ifade ilave edilir: “Ve celle senâüke…” Yani, “Sana yapılan övgü yücedir.”

Sübhâneke duası, baştan sona Allah'ın kusursuzluğunu, yüceliğini ve mutlak hâkimiyetini ifade eder. İbadet, insanın Allah karşısında haddini bilmesidir. Kulluğun özü, insanın kendi acziyetini ve Allah'ın mutlak kudretini idrak etmesidir. İnsan Allah'ı överek O'na bir büyüklük kazandırmaz. Allah zaten büyüktür. İnsan, Allah'ı yücelttiğinde kendi kalbini ve kulluk şuurunu yüceltir. Allah'ın övgüye ihtiyacı yoktur. Allah'ı övmeye muhtaç olan insandır. Hanefî mezhebinde yaygın uygulamaya göre cenaze namazında Sübhâneke duası “Ve celle senâüke” ilavesiyle okunur. Hanefî fıkıh geleneğinde cenaze namazının dua niteliği taşıması, bu ilavenin okunmasının gerekçelerinden biri olarak açıklanmıştır. Türkiye'deki yaygın uygulamada, bu ilave beş vakit namazda okunmamakta, cenaze namazında ilave edilmektedir. Bununla birlikte bu ifadenin cenaze namazında unutulması namazı geçersiz kılmaz. Dinî bir geleneğin hikmetini anlamak kadar, onun hükmünü ve dayanağını doğru bilmek de önemlidir.

Cenaze namazında “Ve celle senâüke” ifadesinin okunmasının üzerinde düşünülmeye değer derin bir manevi anlamı vardır. Çünkü cenaze namazı, insanın fâniliği ile Allah'ın ebedîliğinin birlikte hatırlandığı bir ibadettir. Bir tarafta hayatını tamamlamış, bütün dünyevi imkânlarından ayrılmış bir insan vardır. Diğer tarafta ise hayatı veren, ölümü yaratan ve yeniden diriltmeye kadir olan Allah'ın huzurunda duran müminler bulunmaktadır. İşte böyle bir anda Allah'ın yüceliğini ifade etmek, insanın varoluş hakikatini yeniden düşünmesine vesile olur. Cenaze namazında ölen insan için dua edilirken geride kalanlara da güçlü bir mesaj verilir: Bugün başkasının cenazesinde dua eden insan, yarın kendisi için dua edilmesini bekleyen bir cenaze olacaktır. Ölümün insanlara verdiği en büyük derslerden biri budur. İnsan ne kadar uzun yaşarsa yaşasın, hayatının bir sonu vardır. Ne kadar güçlü olursa olsun, ölüm karşısında acizdir. Ne kadar zengin olursa olsun, servetini yanında götüremez. Ölüm, dünya hayatındaki farklılıkları ortadan kaldıran büyük bir hakikattir. Musalla taşına konulan cenazenin zengin veya fakir olması, makam sahibi veya sıradan bir insan olması, ölümün hakikatini değiştirmez. Dünya hayatında insanların birbirlerine karşı üstünlük vesilesi saydıkları birçok şey, ölümle birlikte anlamını kaybeder.

Allah için ölüm söz konusu değildir. O'nun varlığı ezelî ve ebedîdir. İşte “Ve celle senâüke” ifadesi, bu hakikat üzerinde düşünmeye vesile olan bir kulluk beyanıdır.Cenaze namazının doğrudan amacı, vefat eden mümin için dua etmektir. Fakat bu ibadetin yaşayanlara verdiği dersler de vardır. Musalla taşındaki insan konuşamaz. Kendisini savunamaz. Eksik bıraktığı işlerini tamamlayamaz. Kırdığı gönülleri onaramaz. Ödeyemediği borçlarını bizzat ödeyemez. Artık onun adına dua edenler vardır. Bu manzara, hayatta olan insana sorumluluklarını hatırlatmalıdır. Henüz nefes alıyorken tövbe etmek, helalleşmek, kul hakkından sakınmak, iyilik yapmak ve Allah'a karşı sorumluluklarını yerine getirmek gerekir. Ölümden sonra insanların güzel sözler söylemesini beklemek yerine, hayattayken güzel işler yapmak anlamlıdır. Çünkü cenazede söylenen güzel sözler, dünyada işlenmiş kötülükleri kendiliğinden ortadan kaldırmaz. İnsanı değerli kılan, ölümünden sonra hakkında yapılan övgülerin çokluğu değil; yaşarken ortaya koyduğu iman, ahlâk, adalet ve iyiliktir.

İnsanların birbirlerini övmeleri sınırlı ve değişkendir. Bugün övdüklerini yarın eleştirebilirler. Bugün değer verdiklerini yarın unutabilirler. Fakat Allah'ın yüceliği değişmez. O'nun ilmi, kudreti, adaleti ve rahmeti insanların kanaatlerine bağlı değildir. İnsanların övgüsü çoğu zaman menfaatlerle, yakınlıklarla ve beklentilerle şekillenir. Allah'ın yüceliği ise hiçbir beklentiye, hiçbir desteğe ve hiçbir takdire muhtaç değildir. Bu sebeple insanın en büyük yanılgılarından biri, insanların gözünde büyümeyi Allah katında değerli olmakla karıştırmasıdır. Hâlbuki insanların alkışladığı bir çok davranış Allah katında değersiz olabilir.

İnsanların fark etmediği bazı samimi iyilik ise Allah katında büyük bir karşılık bulabilir. Önemli olan insanların ne söylediğinden önce, Allah'ın kulundan razı olup olmadığıdır.Cenaze namazında Allah'a hamd ve senâ edilir, Peygamberimize salât ve selam getirilir, vefat eden mümin için rahmet ve mağfiret dilenir. Böylece ibadet, Allah'a yönelişle başlar, kul için yapılan duayla devam eder. Aslında bu durum, İslam'ın insan ve Allah ilişkisine dair önemli bir hakikati ortaya koymaktadır. Allah övgüye muhtaç değildir, fakat insan O'nun rahmetine muhtaçtır. İnsanın gerçek büyüklüğü, kendisini ne kadar yücelttiğinde değil, Allah karşısında ne kadar samimi bir kulluk ortaya koyduğunda anlaşılır. Herkes bir gün ölecek, cemaat cenaze namazını kılacak, Allah'ın yüceliğini dile getirecek ve; “Ve celle senâüke…/Ey Rabbimiz! Senin şanın yücedir. Biz fâniyiz, Sen bâkisin. Biz aciziz, Sen kudret sahibisin. Biz günahkâr kullarız, Sen affedicisin. Bizim sonumuz ölüm, Senin rahmetin ise sonsuzdur." diyerek Rabbını zikredecektir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.