ÜLKEMİZDE İLAHÎ GÜNDEMİ…

Sami Kesmen

Son günlerde Samsun’da okunan “Kâbe’de Hacılar Hu Der Allah” ilâhisi, ülke gündeminin merkezine oturdu. Sosyal medyada milyonlara ulaştı, dünya takip sıralamalarında üst sıralara çıktı. Görüntüler paylaşıldı, yorumlar yapıldı, siyasiler değerlendirdi, ekranlar doldu. Bir ilâhi, bir anda memleketin ortak başlığı hâline geldi.

Kimi bunu dini bir diriliş olarak okudu, kimi toplumsal bir ihtiyaç olarak değerlendirdi, kimi siyasi bir refleks olarak yorumladı. Alkışlayanlar oldu, eleştirenler oldu. Herkes bir yerden sürece dahil oldu ve tarafını belli etti. İlginç olan; bir ilâhinin, bu kadar çok katmanı harekete geçirebilmesiydi.

Biz, oluşan gündemin abartılı olduğu kanaatindeyiz. Ortada bir ilâhi var; güzel, anlamlı, duygusal bir metin. Fakat etrafında oluşan dalga, hormonlu bir gündem üretmiş görünüyor. Olayın kendisinden çok, etrafında oluşturulan anlam katmanları büyüdü. Bu büyüme de aslında toplumun psikolojisine dair önemli bir ipucu veriyor.

Sosyolojik açıdan baktığımızda; toplumun bir nefes alma ihtiyacı var. Bir ilâhi, bir melodi, bir kalabalık görüntüsü; insanlara kısa süreli bir rahatlama, bir “biz hâlâ buradayız” hissi veriyor. Bu yönüyle bakıldığında, ilâhi adeta toplumsal bir terapi işlevi gördü. Herkes sürece katıldı; paylaşarak, yorum yaparak, savunarak ya da eleştirerek.

Siyasi açıdan ise mesele daha farklı bir zemine oturdu. Türkiye’de hemen her olay, ister istemez siyasi bir kimlik kazanıyor. Bu ilâhi de tarafların konsolide olmasına hizmet etti. Kimileri bunu değerlerin sahiplenilmesi olarak gördü, kimileri kamusal alanın dini sembollerle doldurulması olarak okudu. Sonuçta bir ilâhi, siyasi kamplaşmanın malzemesi hâline geldi. Oysa müziğin ve duanın asli alanı; sandık değil kalptir.

Dini açıdan ise mesele daha hassas. “Kâbe’de Hacılar Hu Der Allah” ifadesi, hacıların duygusuna işaret eder. Elbette hac ibadeti sırasında coşku vardır, gözyaşı vardır, titreyiş vardır. İnsan Kâbe’yi görünce duygulanır. Ancak hac sadece bir duygu patlaması değildir.

Hac; stratejik bir ibadettir. Dünya Müslümanlarının yıllık genel kongresidir. Küresel bir bilinç, ümmet ölçeğinde bir buluşmadır. İhram; eşitliği, tavaf; merkez bilincini, sa’y; emeği ve mücadeleyi, Arafat; insanlığın ortak muhasebesini temsil eder.

Haccı yalnızca “Hu der Allah” cümlesine indirgemek, bu büyük ibadeti duygusallığa hapsetmek olur. Din; sadece duygularla ilgilenmez. Din bir yaşam sistemidir. Kuralları vardır, ilkeleri vardır, sosyal düzen teklif eder. Elbette duygu olmadan ibadetin lezzeti azalır. Ama ibadet sadece duygu değildir; bilinçtir, sorumluluktur, dönüşümdür.

Burada asıl mesele; toplum dini ne kadar duyguyla, ne kadar hayat tarzıyla yaşamaktadır?

İlâhiye gösterilen yoğun ilgi, aynı hassasiyetle; kul hakkı, helâl kazanç, ahlâk ve sorumluluk alanına taşınıyor mu? Eğer din sadece müzikte coşulan bir alan hâline gelirse; hayatın diğer alanlarında boşluk oluşur. Din; bir melodiden ibaret değil, bir medeniyet teklifidir.

Bu nedenle ilâhi üzerinden oluşan gündemin fazla şişirildiğini düşünüyoruz. Ancak bu şişkinlik aynı zamanda toplumun tıkanmışlığını da gösteriyor. İnsanlar bir çıkış, bir ortak duygu, bir ortak sembol arıyor. Kültürel ve manevi referanslara tutunma ihtiyacı hissediyor. Bu, hafife alınacak bir durum değildir.

Özetle; mesele ne ilâhiyi küçümsemek ne de onu kutsallaştırmaktır. Asıl mesele; duyguyla aklı, coşkuyla bilinci birlikte yürütmektir. Hac; gözyaşıdır ama aynı zamanda stratejidir. İlâhi; duygudur ama din; sistemdir. Eğer; duygu sistemle, coşku sorumlulukla buluşursa; o zaman gündemler gelip geçse de değerler kalıcı olur.

Bu ilâhi şunu hatırlatmıştır ki; toplum kalıcı bir nefes almak istiyor. Ama bu nefes; müzikle, sloganla, duyguyla değil; ahlak ve bilinçle mümkündür.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.