“Üç çocuk” ortada mı kalacak?

Başbakan'ın Uşak'taki Dünya Kadınlar Günü toplantısında, kadınları “en az üç çocuk” yapmaya çağırmasının yarattığı şaşkınlık ve tartışma devam ediyor. NTVMSNBC, Başbakan'ı “dertlendiren” konuyu uzmanlara sordu; ortaya çocuk ve doğurganlık trajedisi çıktı.

Başbakan'ın, Batı'yı kastederek “Bunlar Türk milletinin kökünü kazımak istiyor. Yaptıkları aynen budur” iddiasını ve “Genç nüfusumuzun azalmaması için en az üç çocuk yapın” tavsiyesini uzmanlara sorduk. Nüfusbilim Derneği'nden Turgay Ünalan, “Ne şimdi ne de gelecek için endişelenecek bir şey yok” derken, İTÜ Öğretim Üyesi ve Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı İpek İlkkaracan “skandal ve “doğurganlık haklarının ihlali” değerlendirmesi yaptı. Mor Çatı Vakfı'ndan Avukat Canan Arın'a göre “kadın, canının istediği kadar ve bakabileceği kadar doğurmalı”. Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı Genel Koordinatörü Yaşar Yaşer ve Çocuk Vakfı Başkanı Mustafa Ruhi Şirin ise, Türkiye'de hâlâ daha anne-bebek ölüm oranının çok yüksek olduğuna, 5 çocuktan birinin çalışmak zorunda kaldığına ve sokak çocuklarının sayısındaki artışa dikkat çektiler.

Başbakan Tayyip Erdoğan, Dünya Kadınlar Günü nedeniyle düzenlenen panele katılmak için gittiği Uşak'ta “Sizinle bir Başbakan olarak değil, dertli kardeşiniz olarak konuşuyorum. Biz genç nüfusumuzu aynen korumalıyız. Bir ekonomide aslolan insandır. Bunlar Türk milletinin kökünü kazımak istiyor. Yaptıkları aynen budur. Genç nüfusumuzun azalmaması için en az üç çocuk yapın” demişti.

İpek İlkkaracan:
NEYİ PROTESTO EDECEĞİMİZİ ŞAŞIRDIK
Başbakan'ın bu sözlerini bir skandal olarak değerlendiriyorum. Kadın hareketinin gündemi o kadar yoğun ki, -Hükümet sağolsun- başımızı alamıyoruz. Neyi protesto edeceğimizi şaşırmış durumdayız. Demokratik hukuk devletinde Başbakan'ın kalkıp, şu kadar çocuk doğurun, diye telkinde bulunması skandal, düpedüz kadının doğurganlık haklarının ihlalidir. Doğurganlık haklarını da kadının insan hakları çerçevesinde değerlendirmek lazım. En temel bedensel haklarımızdan bir tanesi, doğurup doğurmayacağımıza kendi irademizle karar vermemiz. Onun için, insan hakları perspektifinden baktığımda bunu tamamen kabul edilemez olarak görüyorum. Kaç cocuk doğurulacağının bir politika haline getirilmesi, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası bütün sözleşmelere de aykırı. Her şeyden önce bizim 1980'lerden beri taraf olduğumuz Kadına karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi'ne (CEDAW) aykırı.

Evdeki işini bitir, sonra istihdama katıl!
Kadın istihdamıyla ilgilenen birisi olarak 2002'den beri AK Parti yetkililerinden duyduğumuz bir şey var; telkinlerinin arkasında cinsiyetçi iş bölümü yatıyor. Toplumsal alanda cinsiyete dayalı iş bölümü de; erkek dışarıda parayı kazanır, kadın çocuk doğurur, ev içinde yetiştirir anlayışı. Uluslararası bir toplantıda hükümet yetkilisine, “Türkiye'de kadın istihdam oranı niye bu kadar düşük” diye sorulmuştu. Hükümet sorumlusu, “Hükümet olarak kadının istihdamına karşı değiliz. Kadınlar ev içindeki görevlerini yerine getirdikleri sürece istedikleri gibi istihdama katılabilirler” açıklamasını yapmıştı. Üç çocuklu bir ailenin ev içindeki sorumluluğu 18 saati buluyor. Bırakın istihdama katılmayı, kadının uyumaya vakti kalmaz. Biz kadın örgütleri olarak bu konuşmaya maalesef tanık olduk.

Türbanla ilgili “Asıl motivasyon ne” sorusuna geri döndük
Türban konusunda son birkaç aydır süren tartışmalarda hükümetin ve AK Parti'nin öne sürdüğü bir tez var. Diyorlar ki, buradaki temel amacımız kadının insan haklarının ihlalini engellemek. Örtünmeye karar veren kadınların kamu yaşamına katılamamasının bir ihlal olduğunu düşünüyorlar. Ben de buna katılıyorum, örtünme bir ihlal. Ama, AK Parti'nin gerçekten bu sorunu çözmekteki motivasyonu bu mu, bu konuda çok ciddi soru işaretleri var. Başbakan'ın bu son sözü bu konudaki kuşkularımızı bir kez daha doğrular nitelikte oldu.

Mevcut kreşler de kapanıyor üstelik
Başbakan'ın telkinleri doğrultusunda kadınlar üç çocuk doğurunca ne olacak? Şu anda Meclis'teki yasa tasarısı SHÇEK'ten tamamen kreş ve gündüz bakımevleri açma yetkisini alıyor. Çalışma Bakanlığı'nın hazırladığı istihdam paketinde işverenin üzerinden de kreş açma yükümlüğü kaldırılıyormuş. Başbakan, en az üç çocuk doğurun, diyor; ama kreş açmıyor, mevcut kreşleri kapatıyor. O zaman bir kez daha “Türban konusundaki asıl motivasyon ne” sorusuna geri döndürüyor bizi. Gerçekten sorun kadının kamu yaşamına katılmasını sağlamaksa, sadece türbanla sınırlamakla olmuyor. Hem kadını türbanla üniversiteye yolla, sonra üç çocuk doğurt, sonra da ben sana kreş sağlayamam, demek oluyor.

Büyüyen nüfus, toplumu giderek yoksullaştırır
Başbakan'ın sözleri, ekonomik olarak da son derece yanlış ve çarpıtılmış bir analiz. Büyümenin kaynağı büyüyen nüfus değildir. Nüfusunun üzerinde artan sermaye ve teknolojik gelişmeyle desteklenmezse, büyüyen nüfus o toplumu giderek yoksullaştıracaktır. Türkiye'de 70 milyon nüfus ve ciddi bir işsizlik sorunu var. Başbakan'ın hangi temele dayanarak böyle bir bağlantı kurduğunu çözebilmiş değilim.

Turgay Ünalan (Nüfusbilim Derneği Üyesi):
ENDİŞELENECEK BİR ŞEY YOK
Sadece demografik bakış açısıyla ne şimdi, ne de gelecek için endişelenecek bir şey yok. Alarma gerek yok. Tam tersi nüfus artış hızı bir süredir rahatladı, yoluna girdi, doğurganlık hızı olması gereken seviyelere düştü. Toplam doğurganlık hızı 2.2 düzeyinde. Bu rakam, bir kadının yaşamı boyunca sahip olacağı ortalama çocuk sayısını ifade ediyor. Bu zaten 2.1'in altına düşmediği sürece uzun vadede insanların kendi neslini devam ettireceği anlamına geliyor. Şu anda Avrupa'da bir çok ülkede bu rakam 2.1'in çok çok altında. Ama Türkiye'de henüz bu rakamın altına inilmiş değil. Batı Anadolu'da bazı illerde bu oranın altına düşse de, Doğu'da 4.1 düzeyinde hâlâ. Daha önce yapılan projeksiyonlar ve adrese dayalı nüfus kayıt sistemi ile yapılan projeksiyonları Türkiye nüfusunun hiç bir zaman 100 milyonun üzerine çıkmayacağını gösteriyor. Ama önümüzdeki 20-30 yıl için bakıldığında her şey yolunda. Türkiye İstatistik Kurumu şu anda yeni projeksiyonlar yapıyor. Benim şahsi görüşüme göre bunlar siyasi demeçler.

Avukat Canan Arın:
TÜRBANDAN SONRAKİ İKİNCİ DAYANAK
Başbakan'ın bu sözü 1980'lerin sonunda kadınların dayağa karşı kampanya yürütmesine sebep olan, “Kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksiniz” sözünün bir başka versiyonu. Yani kadının kendisini geliştirmesini engellemek... Sürekli çocuk doğurursa çalışacak hali kalmaz. “En az 3 çocuk” buyurmuşlar. Bu çocuklara kendileri mi bakacaklar? Amerika'da çocuk okutacak kadar sponsorluğunu yapacak işadamı tanıdığı olmayanlara kim bakacak? Kadının üreme hakkına bir saldırıdır bu. Kadın, canının istediği kadar ve bakabileceği kadar doğurur. “En az üç tane çocuk doğur” demek, kendisine oy verecek nüfusu arttırmanın bir başka ifadesidir. Ayrıca kadınları toplumdan silip, -iş yok, nerede çalışacaklar- çocuk bakmak için herhangi bir iş yapamaz hale getirip, eve kapatılmasını sağlamaya çalışmanın, şeriatın bir başka şekilde yürütülmesinin, kadınların toplumdan silinmesinin, türbandan sonraki ikinci dayanağıdır, talebidir. Bunlar birbirinin devamı olan adımlardır.

Yaşar Yaşer (Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı):
SOKAKTA YAŞAYAN BUNCA ÇOCUK VARKEN
Sayın Başbakan diyor ki, üç cocuk yapın”, tabii kendi doğurmadığı için, çocuk yapmanın, mesuliyetinin ne olduğunu pek kavramış görünmüyor. Bir de 16 milyon işsizimiz var, “şu kadar insan günde 1 dolarla geçinmek zorunda” deniyor. Gayemiz çocuk yapıp sokaklara bırakmak mı olmalı? Başbakan'ın, “Çocuk bereketiyle doğar” sözüne de kesinlikle katılmıyorum. Öyle olsaydı sokakta yaşayan bunca çocuk olmazdı. Şöyle bir yanlışlık var. Nüfusu azaltmaya kimsenin iktidarı yetmez. Nüfusun tepesine ancak bir atom bombası atarsan azalır. Nüfusun artış hızının azalmasından çoğalmasından sözedilebilir. Türkiye'de nufüs artış hızı azaldı ama her yıl yine 1 milyondan fazla çocuk doğuyor. Terimler yanlış, terim karmaşası var. Bakabileceğin, karnını doyurabileceğin, eğitebileceğin kadar çocuk yap. İstediğin sayıda, istediğin aralıklarla çocuk yap.

Tarlada doğum yapıp, göbeğini kesen kadınlar var
Yoksa, “çocuk yapma, nüfusu azaltalım” diyen yok. Hali hazırda nüfus artış hızımız 1.4. Bütün mesele herşeyi kararlı yapmak, ekonomik ve sosyal kalkınmaya paralel bir artış hızı yakalamak. Bizim söylediğimiz bu. Güneydoğu'da, Doğu'da anne ölümleri çok fazla. Biz, üreme sağlığı deyimini kullanıyoruz. Üreme sağlığının içine “güvenli annelik projesi”, “güvenli çocukların yetişmesi projesi” de giriyor. Bir de doğan çocukların, annelerin sağlıkları konusu var. Hâlâ tarlalarda doğum yapıp da göbek bağını kendisi kesip işine devam eden anneler var. Ne oluyor? Tetanoz oluyor, çocuk ölüyor, anne ölüyor. Ana Çocuk Sağlığı Merkezleri, Bakanlık'taki Aile Planlaması Genel Müdürlüğü ile çok başarılı işler yapıldı. Sivil toplum kuruluşlarının da desteklemesiyle nüfus artış hızı yüzde 2,5'den yüzde 1,4'e düştü. Bugün de yılda 1.2 milyon çocuk doğuyor. Yeter ki sağlıklı doğsun, karnını rahat doyurabilelim, okula gönderebilelim, hastane ve yollar yetsin. Bütün mesele bu.

Anne ve bebek ölümleri, dünya ortalamasının çok üzerinde
Kulağımıza gelen bilgilere göre Ana Çocuk Sağlığı Merkezleri ile Aile Planlaması Genel Müdürlüğü lav edilip, diğer genel müdürlüklere bu görev verilecekmiş. Hakikaten Bakanlık aile planlaması konusuna devam etmek istiyor mu, yoksa durmak mı istiyorlar, göreceğiz. Bu Türkiye'nin en önemli sorunu. 70'li yıllarda bebek ölümleri binde 200'ler civarındaydı. Şimdi bu rakam binde 25-35'lere düştü. Ama Batı ile mukayese edildiğinde, ABD'de binde 4, Japonya'da binde 5 civarlarında. Demek ki hâlâ katedeceğimiz yol var. Onun için de Bakanlığın çalışmaları çok önemli. Biz elimizden geldiğince güvenli annelik projelerine devam ediyoruz.

Mustafa Ruhi Şirin (Çocuk Vakfı):
KARMAŞA İÇİNDE BİR TÜRKİYE
Türkiye'nin çocuk gerçeği, üzerinde çok sık durulmuş bir konu değil. Nüfus 70 milyonun eşiğinde. Her yıl 1 milyon 360 bin bebeğin doğduğu bir Türkiye gerçeği ile karşı karşıyayız. Doğurganlık 2.2 düzeyinde. Bebek ölüm oranı binde 30'lar düzeyinde. Doğumda annelerin ölüm oranı hâlâ çok yüksek. Okul öncesi okullaşma oranı yüzde 22. Her yıl 1 milyon 300 bin çocuk ilköğretime başlıyor. Çocuk sağlığı sorunları hala aşılamadı. 0-18 yaş arası çocuk ve gençlik için sosyal güvencenin olmadığı bir Türkiye. Nitelikli eğitim konusunda ne yazık ki karmaşa içinde bir Türkiye.

Türkiye'de hâlâ beş çocuktan biri çalışıyor
Hatta son yıllarda koruma amaçlı çocuk kuruluşları, hizmet yaklaşımı çöktü. Yetişkin işsizliğindeki artışa karşılık, çalışan çocuk sayısı da artıyor. Beş çocuktan birinin çalıştığı bir ülke Türkiye. Aile, çocuk ve gençlik konusunda sosyal hiçbir program yok. Çünkü ekonomik kalkınma ve büyümeyle sosyal politikalar birlikte sürdürülemedi. Ve doğan her bebek 5 bin 400 dolar borçla doğuyor. Çocuk nüfusu yaklaşımında iki anlayış var. Biri aile planlaması, diğeri kontrolsüz nüfus artışı. Sayın Başbakan'ın üç çocuk önerisi, bu iki yaklaşımın arasında yer alıyor. Çünkü Türkiye hane halkı ortalaması 4.7. Türkiye nitelikli eğitim konusunda, özellikle annelerin eğitimini başarırsa, çocuk konusunda gerçekçi eğilimler ortaya çıkabilir, diye düşünüyorum.

Çocuk sayısı arttıkça, trajedi de artıyor
Çocuk haklarını içselleştirmemiş bir toplumda çocuk sayısı arttıkça, çocuk hakları ihlallerinin daha çok arttığını biliyoruz. 3 milyar 425 milyon çocuğun yaşadığı 5 kıtanın çocukları kayıtdışı çocuk nüfusunu da dikkate alırsanız dünya çocuklarının hala yüzde 80'inin güç koşullarda olduğunu, eşit haklardan yararlanamadığını, özellikle nitelikli eğitim alamadığını, bırakın nitelikli eğitimi, eğitimine yılda 1 dolar yatırımın yapılmadığı bir dünya gerçekliği var ortada. Dünyanın bu çocuk sarmalını bir de Türkiye'nin çocuk sarmalıyla birlikte değerlendirdiğinizde, dünyada doğurganlığın çok fazla olduğu ülkelerdeki çocuk acılarının, trajedilerinin çok daha fazla olduğunu görüyoruz. Çocuk nüfusu artan ülkelerde çocuklar eğitimden çok çalışma ortamına itiliyorlar. Bu nasıl bir anlayış?

Kadın ve çocuk üzerinden politikanın ahlakilik boyu olmalı
Ve dünyada iki mağdur özne var; biri çocuk diğeri kadın. Kadın üzerinden ve çocuk üzerinden politika yapmanın bir ahlakilik boyutu olmalı. Bütün dünya çocukları ve kadınları için bu felsefenin öne çıkması gerektiğini düşünüyorum. Sadece bir eleştirel yaklaşım olarak değil, içsel bir çocuk ödevi olarak bunun dünyanın gündeme gelmesi gerekir. Bu kadar bebeği kaybeden bir Türkiye'nin, hâlâ anne ölüm oranlarının yüksek olduğu bir Türkiye'nin, bir de nüfusu artırma konusunu yanlış bir ray üzerinden yol alarak tartışıyor olması, çocuk sorunlarının üzerine bir sarmal örtmekten ibaret. Yaşayan çocuklara yönelik bir yaklaşımı da öne çıkarmamız gerekir. Bunun temelinde çocuk hakları kültürü vardır.

TÜRKİYE Haberleri