Yazı yazma politikamda genellikle yerelde olup bitenleri yazmak ön plandadır. Ulusal konularda yazmayı çok benimsemiyorum, zira ulusal köşe yazarları zaten fazlasıyla yazıyorlar. Şehrimizde veya bölgemizde olup bitenleri yazmanın daha doğru olacağını düşündüğümden tercihimi bu yönde kullanıyorum. Ancak bazı konular ülke genelinde olduğu kadar yerelde de merak edilince, sokakta selam verdiğimiz insanlar “Ne olacak bu fon meselesi, bu konudaki düşüncen ne?” diye sorunca birkaç kelam etme gereği duydum. Geçenlerde ofise çıkarken asansörde bir komşum abi, samimi olarak, “Bir şey soracağım, Fatma Betül Sayan’la ilgili ne düşünüyorsun?” deyince, “Merak etme, önümüzdeki hafta başı yazacağım köşe yazısında bu konuyu işleyeceğim.” dedim. Bu arada geçtiğimiz hafta Salı günü Web TV programında Vali Bey’in gezisiyle ilgili yayınımızı 7 bine yakın bir sayıyla izlediğiniz için teşekkür ediyorum. Vali Bey’le dolaşırken kendisine, “Sayın Valim, sizin mesleğinizle bizim mesleğimizin benzer tek yanı nedir biliyor musunuz?” dedim. “Nedir?” dedi. “Sizler de bizler de her konuya vakıf olmak zorundayız. Bürokrasisinden, ticaretine, sanayisinden, magazinine, dini konulardan futbola her konuya vakıf olma zorunluluğumuz var.” deyince, “Haklısın.” dedi.
Borsa ve fon konusu hayatımın hiçbir döneminde ilgi alanıma girmeyen bir konudur ancak mesleklerimiz içerisinde gazetecilik de olunca öğrenmek zorunda kaldık. Borsa veya hisse senedi, bir ticari kuruluşun, şirketin, sanayii kuruluşunun ilgili makamlardan izin aldıktan sonra piyasaya arz ettiği, sahibine, şirkete ortaklık hakkı veren, vatandaş tarafından satın alınmasıyla faaliyete geçen ve işletmenin ekonomik kârlılığına veya zararına göre değer kazanan mali bir ortaklıktır. Fon ise birçok yatırımcının bir araya gelerek oluşturduğu paranın uzman kişiler tarafından hisse senedi, tahvil veya altın gibi farklı araçlara yatırılarak yönetildiği ortak bir havuzdur. Bu iki ekonomik olay arasındaki fark nedir derseniz, birisi şirketlerin sahip oldukları fabrika, sanayii kuruluşu ve benzeri kuruluşların kazançlarının halka açılan ortaklık payının değeridir. Fon ise ortada sadece para veya altın gibi nakit şeylerin bir araya getirilip kamuoyuna açık hisseler halinde satılmasıdır. Sizin anlayacağınız, birisinde ortada mal, mülk, gayrimenkul var, diğerinde ise nakit para ve benzeri şeyler var. Borsa veya fon hisselerinde manipülasyon nasıl yapılır derseniz, hisse senetleri halka arz edilince bazı uyanıklar bu hisselerden yüklü miktarda satın alırlar, etraflarında tanıdıklarına da satın almaları yönünde telkinde bulunurlar, haliyle bu hisseler değer kazanınca zirvede olduğu dönemde üç kuruşa satın aldıkları hisseleri on üç kuruşa satarlar. Buna manipülasyon denir, yasal olarak yasaktır, yapan cezalandırılır. Bu minvalde pek çok dosya okudum, tanıdık bazı simalar geçmişte bazı meslektaşlarımızı arayıp “Patronuna selam söyle, falanca hisse senedinden satın alsın, yükselecek, sonra satar.” dediklerine şahit olmuştum, yargılandılar ama ceza aldılar mı bilmiyorum.
Bu kadar izahtan sonra gelelim asıl konumuza. AK Parti iktidarlarının bana göre yaptığı en yanlış şeylerden birisi anneyi çalışma hayatına gereğinden fazla sokması olmuştur. Son 20 yılda yetişen nesle bakın, bir de ondan önce yetişen nesle bakın, ne demek istediğimi rahatlıkla anlarsınız, fazla detaya gerek yok. Yıllardan beri üzerine basarak söylediğim bir şey var. AK Parti’nin tabana yaymak istediği siyasi hareketin gençlik dernekleri olan KADEM, TÜGVA, TÜRGEV gibi kuruluşlar arzu edilen noktada olamayınca ortaya çıkan tabloda manevi iklimin sadece şeklinde var olup hayat tarzıyla uzaktan yakından ilgisi olmayan bir nesil ortaya çıktı. Gelinen noktada bu neslin temsilcileri her kademede görev aldı, seküler hayat ve yeni bir İslami yaşam biçimi ortaya çıkınca yaşanan bu olaylara ben şaşırmıyorum. Bu oluşumları yapanlar önce yaptıklarını bir sorgulamalı, ardından da kanunlar herkese eşit bir biçimde uygulanmalı. Sabahın ışımaya başlamasıyla muhalefet partisinin belediye başkanları, meclis üyeleri ve bürokratları gözaltına alınıyor ise, ki yapmışlarsa alınsın, hiç sorun değil, aynı şekilde fon krizinde 65 milyon yatırıp 2 milyarın üzerinde para alanlara önce o 65 milyonu nerede bulduğu sorulup, aldığı paraların tamamı hazineye alındıktan sonra ilgili borsa yasasının gereği tutukluluk işlemi derhal yapılmalı. Aksi halde bu toplum asla inanmaz size, haberiniz ola. Toplumun en büyük beklentisi bu yöndedir. Ayrıca ortada 22 milyar dolar, yani sekiz yüz milyar liralık bir kayıptan söz edilmekte. Bu rakamın Türkiye’nin bir yıllık cari açığına denk geldiği söyleniyor. Burada sadece Fatma Sayan değil, kalan paranın da yurt dışına kaçırılanları dahil tamamı ülkeye getirilip hak sahiplerine iade edilmesi gerekir. Şunu da ifade ederek bitirmek istiyorum, o fonlardan hisse satın alan kişiler de çok masum değil ama yerimiz bitti. Onları da başka yazıda yazmak üzere bu günlük de bu kadar. Kalın sağlıcakla.