TİCARETTE İRTİFA SORUNU

Sami Kesmen

Ticaret sadece para kazanma işi değildir; aklı, iradeyi, sabrı, tecrübeyi ve karakteri yönetme sanatıdır. Helalinden kazanmak işin ahlâkî temelidir; fakat helal bir iş yapıyor olmak, o işte sınırsız risk alınabileceği anlamına gelmez. Çünkü ticarette kazanç kadar kayıp, fırsat kadar tehlike, cesaret kadar tedbir de vardır. Çok kazananın kaybedeceği miktar da büyük olabilir, az kazananın riski çoğu zaman daha sınırlıdır. Mesele çok kazanmanın yanlış olması değildir. Mesele, kazancın ve ticari büyüklüğün insanın taşıma kapasitesinin üzerine çıkmasıdır. Büyük sermayeyi, büyük borcu, büyük organizasyonu ve büyük riski yönetebilmek de büyük tecrübe ister. İşte buna “ticarette irtifa sorunu” diyebiliriz. Uçak yükseldikçe pilotun sorumluluğu, sistemlerin önemi ve yapılacak bir hatanın bedeli artar. Ticaret de böyledir. Küçük ölçekte yapılan bir yanlış insanın cebini yakabilir; büyük ölçekte yapılan aynı yanlış serveti, şirketi, aileyi, hatta başkalarının hukukunu tehlikeye atabilir.

İrtifa yükseldikçe hata payı görülmeyebilir veya küçük görünür. İnsan bazen kaybederken değil, kazanırken hata yapar. Arka arkaya gelen birkaç başarılı iş, insanın kendisini olduğundan daha maharetli görmesine sebep olabilir. Kazanç arttıkça özgüven yükselir; özgüven kontrol edilmezse kibre, kibir de hesapsız cesarete dönüşebilir. Dün küçük bir sermayeyi yönetirken dikkatli davranan kişi, bugün milyonları yönetmeye başlayınca kendisini yanılmaz zannedebilir. İşte “kazancın sarhoşluğu” burada başlar. Kur’ân-ı Kerîm insan psikolojisindeki bu tehlikeye, “Hayır! İnsan kendisini müstağni gördüğü için mutlaka azar.” (Alak,6-7) ayetiyle dikkat çeker.

Malın artması günah, zenginlik de kötü değildir. Hz. Osman ve Abdurrahman b. Avf gibi büyük sahabiler servet ve ticaret sahibi insanlardı. Tehlike, insanın servete sahip olması değil, servetin insana sahip olmasıdır. Kazanç sarhoşluğu başladığında ayaklar yerden kesilir. İnsan artık hesap yapmak yerine hayal kurmaya, istişare etmek yerine kendi kararlarını mutlak doğru görmeye başlar. “Bu işi de yaparım, buradan da kazanırım” diyerek bilmediği sektörlere girer; borçlanır, kapasitesinin üzerinde yatırım yapar. Bir süre sonra küçük bir piyasa değişikliği bütün hesabı bozabilir. “Haddini bilmek” çoğu zaman küçültücü bir söz gibi anlaşılır. Hâlbuki insanın haddini bilmesi; kendisini, imkânını, bilgisini, tecrübesini ve sınırlarını bilmesidir. Kur’ân-ı Kerîm, “Haddi aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.” (Bakara,190) buyurur. Ayetin doğrudan bağlamı savaş hukukuyla ilgili olmakla birlikte, ölçüyü koruma ve sınırı aşmama İslâm ahlâkının temel prensiplerinden biridir.

Ticarette de insan kendi çapını bilmelidir. Küçük ve orta ölçekli işleri yönetme tecrübesi bulunan insanın, sırf önüne fırsat çıktı diye kapasitesinin kat kat üzerindeki bir işe girmesi cesaret olmayabilir; bazen bunun adı ölçüsüzlüktür. Çünkü ticarette sadece paranın olması yetmez; bilgi, insan kaynağı, piyasa tecrübesi, nakit akışı, kriz yönetimi ve sabır da gerekir. Atalarımızın “Ayağını yorganına göre uzat” sözü yalnız ev ekonomisinin değil, ticaretin de önemli kurallarından biridir.
İslâm’ın öğrettiği tevekkül anlayışı tedbiri terk etmek değildir. Kur’ân, “İş konusunda onlarla istişare et. Kararını verdiğin zaman da Allah’a tevekkül et.” (Âl-i İmrân,159) buyurur. Önce istişare, sonra karar, ardından tevekkül vardır. Bilinmeyen işi bilenlere sormak küçüklük değil akıllılıktır. “Bilmiyorsanız bilenlere sorun.” (Nahl,43) emri de insanın bilmediği konuda ehline müracaat etmesinin önemini hatırlatmaktadır.

Ticarette iki büyük tehlike vardır, bunlar; aşırı başarı ve aşırı risk. Başarı insanın ayaklarını yerden kesebilir, yanlış yatırım ise ayaklarını kuma gömebilir. Kazandıkça kendisini dokunulmaz gören insan sürekli yükselmek ister. Şirket büyür, personel artar, araçlar, binalar ve şubeler çoğalır; fakat görünmeyen tarafta borç da büyüyebilir. Ciro büyürken kâr küçülebilir. Dışarıdan devasa görünen işletmenin içeride nakit sıkıntısı çektiği çok görülmüştür. Çünkü ciro zenginlik değil, borç sermaye değil, büyümek de her zaman kazanmak değildir. Kur’ân-ı Kerîm, “Mallarınız ve çocuklarınız ancak birer imtihandır.” (Teğâbün,15) buyurur. Servet yalnız nimet değil, aynı zamanda emanet ve imtihandır. Kazanırken helale dikkat etmek gerektiği gibi, kazanılanı yönetirken de; akla, tedbire ve kul hakkına dikkat etmek gerekir. Özellikle başkalarının parasını, çalışanların geleceğini veya ailenin bütün birikimini hesapsız maceralara sürüklemek “ticari cesaret” olarak görülemez. Ticarette asıl maharet en hızlı büyümek değil, büyüdüğün yeri taşıyabilmektir. On basamak çıkabilecek tecrübesi bulunan insanın ellinci basamağa bir anda sıçramaya çalışması yükselmek değil, düşmeye davetiye çıkarmaktır. Sağlıklı ticaret merdiven çıkar gibi büyür; adım adım, tecrübe ede ede, sermayeyi ve insan kaynağını güçlendire güçlendire...

Helal kazanç esastır; fakat helal kazancın yanında hesap, kitap, istişare, tedbir ve kanaat de bulunmalıdır. Her fırsat kazanç değildir. Her büyüme bereket değildir. Her borç yatırım değildir. Her cesaret de basiret değildir. Bazen en büyük ticari başarı, önünüze gelen çok büyük bir işe, “Benim tecrübem ve imkânım şimdilik buna yetmez” diyebilmektir. Çünkü insanın haddini bilmesi korkaklık değil, basirettir. Ticarette uzun ömürlü olanlar yalnız fırsatları görenler değil, hangi fırsattan uzak durması gerektiğini de bilenlerdir. Kazancın sarhoşluğu ile ayaklar yerden kesilmesin, hesapsız risklerle ayaklar kuma gömülmesin. Ticarette irtifa; tecrübe ve taşıma kapasitesinin belirlediği seviyede tutulmalıdır. Helal kazanç, ölçülü büyüme, tedbirli hareket ve bereketi Allah’tan istemek; kasko sigortdır. Marifet çok kazanmak değil; helalinden kazanmak, akıllıca yönetmek ve kaybetmeden taşıyabilmektir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.