Bazı insanlar; sinsi bir çakal ya da zehirli bir engerek yılanı gibidir. Açıkça karşısına çıkmaya cesaret edemediği insanın etrafında dolaşır; zayıf anını, açığını, yalnızlığını ve çaresizliğini kollar. Düşmanlığını açıkça ortaya koymaz. Onun yöntemi mücadele etmek değil, fırsat kollamaktır. Yüze gülerken arkadan hesap yapar, yakınken sadakat gösterir, uzaklaşınca başka bir kimliğe bürünür. Çakalın tehlikesi; aslan gibi güçlü olmasından değil, sinsi ve fırsatçı olmasındandır. Engereğin korkutuculuğu da büyüklüğünden değil, saklandığı yerden ansızın zehrini akıtmasındandır. İnsanlar arasında da böylesi karakterler vardır. Güçleri yoktur ama hileleri vardır, cesaretleri yoktur ama hesapları vardır, mertçe karşı duramazlar ama arkadan vurmayı bilirler.
Kur’ân-ı Kerîm, insanın karşılaşabileceği bu karakter biçimlerine dikkat çeker. Münafıkların özellikleri anlatılırken; “Sizi gözetleyip dururlar.” (Nisâ,141) buyrulur. Yani kendileri bir bedel ödemeden bekler, şartların hangi tarafa döneceğini hesaplar ve menfaatlerinin bulunduğu tarafa yönelirler. Başka bir âyette ise; “Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.” (Nisâ,76) buyrulur. Çünkü hile çoğu zaman gerçek gücün değil, ahlâkî zayıflığın silahıdır. Mert insanın düşmanlığı bellidir. Kızarsa yüzünüze kızar, itiraz edecekse karşınızda eder. Dostluğu da düşmanlığı da anlaşılır. Sinsi karakter belirsizlikten beslenir. Size ihtiyacı olduğunda dostunuz, menfaati bittiğinde yabancınız, karşı tarafta daha büyük bir imkân gördüğünde onların adamı olur. İnsan çoğu zaman düşmanından değil, dost zannettiğinden yara alır. Düşmana kapı kapalı, dosta açıktır. Düşmandan sır saklanır, dosta anlatılır. Düşmanın karşı tedbir alınır, dostun yanında zırh çıkarılır.
Sinsi insanların en büyük sermayesi; kendilerine duyulan bu güvendir. Önce sizi tanırlar, sonra zaaflarınızı öğrenirler. Neyi sevdiğinizi, neden korktuğunuzu, kime güvendiğinizi, hangi konuda hassas olduğunuzu keşfederler. Daha sonra zamanı geldiğinde öğrendiklerini size karşı kullanırlar. Bu sebeple Kur’ân sadece iyi insan olmayı değil, ferasetli ve tedbirli olmayı da öğretir. Hz. Yakub’un, oğullarına Mısır’a girerken; “Bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin.” (Yûsuf,67) demesi bunun güzel örneklerinden biridir. Tevekkül tedbirsizlik değildir. Hüsnüzan da herkese sınırsız güvenmek anlamına gelmez. Resûlullah’ın; “Mümin bir delikten iki defa sokulmaz.” (Buhârî) sözü bu konuda çok güçlü bir hayat ölçüsüdür. Mümin affedebilir fakat yaşadığından ders çıkarır. Kin tutmayabilir fakat aynı ihanete yeniden kapı açmaz. Merhametlidir fakat saf değildir. İyi niyetlidir fakat ferasetini kaybetmez.
Sinsi karakterlerin hareket alanı daha da geniştir. İş dünyasında, siyasette, ticarette, akrabalıkta, arkadaşlıkta, hatta yıllarca süren dostluklarda bile insanların birbirlerini menfaatleri üzerinden değerlendirdiğine şahit oluyoruz. Makamınız varsa yanınızdadırlar, imkânınız varsa telefonunuz susmaz, sofranız zenginse çevreniz kalabalıktır. Fakat makam gidince, imkân azalınca veya zor gün başlayınca kalabalık sessizce dağılır. İnsanları tanımanın en doğru zamanı da böyle zamanlardır. Çünkü bolluk dostları çoğaltır, darlık gerçek dostları ortaya çıkarır. Sinsi insanın bir başka özelliği de doğrudan saldırmak yerine başkalarını kullanmasıdır. Sözü başkasına söyletir, dedikoduyu başkasından yayar, fitneyi başkasının eliyle çıkarır. Sonra da kenara çekilip masum görünmeye çalışır. Ateşi yakar fakat dumanın içinde görünmez. Kur’ân’ın, “Ey iman edenler! Size bir fasık haber getirirse onu araştırın...” (Hucurât,6) emri tam da bu noktada büyük önem taşır. Çünkü sinsi insanların en etkili silahlarından biri, insanlar arasına şüphe ve yanlış bilgi sokmaktır. Bir cümleyi eksiltir diğerini büyütür, söylenmeyeni söylenmiş gibi aktarır ve insanların birbirine olan güvenini zehirler.
İnsanları söyledikleri sözlerden çok, zaman içerisinde sergiledikleri davranışlarla değerlendirmek gerekir. İnsanların nasıl davrandığı kadar, başkaları hakkında nasıl konuştuklarına da dikkat etmek lazımdır. Birinin sırrını ifşa eden, herkesin sırrını başkasına götür. Başkasını insanlar yanında küçülten, dostunu da küçültür. Elbette, her şeyden ve herkesten şüphe etmek doğru değildir. İslâm’ın istediği insan modeli de paranoyak değil, ferasetli olmasıdır. Herkes suçlanamaz fakat işaretler de görmezden gelinemez. Kalpler kinle doldurulmaz, fakat hayatın kapıları da herkese sonuna kadar açılmaz. İnsan olmak merhameti, hayatı tanımak ise tedbiri gerektirir. Aslanın karşısında durmak kolaydır, nereden geleceği görülür. Tehlike otların arasında sessizce ilerleyen engerektir. Açık düşman çoğu zaman insanı hazırlıklı tutar, dost suretinde dolaşan sinsi düşman ise insanı hazırlıksız yakalar. Bu yüzden insanın sadece gözü açık değil, gönlü ve feraseti de açık olmalıdır.
İyi olun ama saf olmayın. Merhametli olun ama tedbirsiz olmayın. Affedin ama yaşadıklarınızı unutup aynı hataya yeniden düşmeyin. Her uzatılan eli dost eli, her gülen yüzü samimiyet, her güzel sözü sadakat zannetmeyin. Çünkü hayatın çakalları da, engerekleri de vardır. İnsanı yaralayan; karşısında duran düşmanı değil, yanında yürüdüğünü sandığı kişidir.