Hayatta bazı şeylerin bedeli parayla, bazı şeylerin bedeli zamanla, bazı şeylerin bedeli ise bizzat yaşayarak ödenir. Para yeniden kazanılır, kaybedilen malın yerine yenisi konulur, tüketilen sermaye tekrar oluşturulabilir. Fakat insanın yaşayarak öğrendiği bir hakikatin değeri bunların hiçbirisiyle ölçülemez. Tecrübe karşılığında ödenen her bedel, doğru okunabildiği takdirde kayıp değil; servettir. Tecrübe, sermayeyi de aşan bir kazançtır. Sermaye; yapılacak bir iş için elde bulunan imkândır. Para sermayedir, bina sermayedir, araç sermayedir, insan gücü sermayedir. Bunların tamamı kullanılır, azalır, tükenir veya başka bir değere dönüşür. Maliyet ise bir işin ortaya çıkması için harcananların toplamıdır. İş biter, maliyet hesaplanır; kâr veya zarar ortaya çıkar. Tecrübe böyle değildir. Tecrübe bir işin sonunda tükenmez, tam tersine iş bittikten sonra insanda kalan en kıymetli şeydir. Bir defa kazanılır, bin defa kullanılır. Bir yerde öğrenilir, başka yerde işe yarar. Ticarette edinilir aile hayatında insanı korur, siyasette öğrenilir idarede yol gösterir, dostlukta yaşanır ortaklıkta tedbir olur. Bazen bir insan üzerinden kazanılır, fakat yüzlerce insanı tanımakta ölçü hâline gelir. Bunun için tecrübe maliyet değil, asli servettir.
İnsan gençliğinde çoğu zaman serveti para zanneder. Yaş ilerledikçe paranın servetin yalnızca bir çeşidi olduğunu anlamaya başlar. Çünkü para vardır ama ne yapacağını bilmeyen insan vardır. İmkânı vardır ama zamanlamayı bilmez. Yetkisi vardır ama insan tanımaz. Sermayesi vardır ama piyasayı okuyamaz. Dostları vardır ama kime güveneceğini ayırt edemez. Bunların karşısında bazen fazla parası olmayan fakat hayatı tanıyan bir insan vardır. Bir bakıştan niyeti, bir cümleden maksadı, bir tekliften tehlikeyi sezebilir. Önüne konulan parlak bir fırsatın arkasındaki riski görebilir. Her söze inanmaz, her övgüye kanmaz, her tehditle korkmaz, her kalabalığın peşinden gitmez. Onun kasasında para kadar önemli başka bir servet vardır, o da; "Tecrübe"dir. Tecrübe; peşin alınmaz, bedeli sonradan anlaşılır. Yanlış insan seçilir, bedel ödenir, insan tanıma öğrenilir. Yanlış yatırım yapılır, para kaybedilir, piyasayı öğrenilir. Birisine gereğinden fazla güvenilir hayal kırıklığı yaşanır, güvenin ölçüsü öğrenilir. Acele karar verilir zarar görülür, sabrın kıymeti öğrenilir. Söylenmemesi gereken yerde konuşulur sıkıntısı çekilir, susmanın değeri öğrenilir. O gün bunların tamamı zarar hanesine yazılır. Fakat yıllar sonra aynı hatanın yapılmamasını sağlayan şey, vaktiyle ödenen o bedeller olur.
Kaybedilen şeyin tamamı kaybolmaz. Bir kısmı tecrübeye dönüşerek bakiye oluşturur. Bu yüzden hayatın bilançosu yalnızca para üzerinden tutulmaz. Bir ticarette yüz bin lira kaybetmek, milyonluk bir yanlıştan korunmayı öğretmişse; ödenen para yalnızca zarar değildir. Bir ortaklıkta sıkıntı yaşanmışsa, ortak seçerken nelere dikkat edileceğini öğretmiştir. Bazen çekilen sıkıntının içinden bir servet çıkabilir. Bu, tecrübenin ürünüdür. Her yaşanan hadise kendiliğinden tecrübeye dönüşmez. Tecrübe; yaşananı düşünmek, sebep-sonuç ilişkisini kurmak, hatayı görmek ve aynı yanlışı tekrar etmemekle oluşur. Aynı hatayı kırk yıl boyunca yapan insan kırk yıllık tecrübeye sahip değildir, belki aynı yanlışı kırk yıldır tekrar etmektedir. Akıllı insan yaşadıklarını hafızasına değil, hayat anlayışına kaydeder ve çektiği sıkıntıyı sermayeden daha değerli bir servete dönüştürür. Kur’ân-ı Kerîm'in geçmiş toplumları, peygamberlerin mücadelelerini ve insanların başından geçen hadiseleri tekrar tekrar anlatmasının hikmetlerinden biri de budur. İnsan yalnızca kendi yaşadıklarından değil, başkalarının yaşadıklarından da ders çıkarabilmelidir. “Yeryüzünde dolaşın da sizden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakın.” anlamındaki ilâhî çağrı, insana sadece tarih öğretmez; ibret ve tecrübe şuuru kazandırır.
En pahalı tecrübe, bütün yanlışları bizzat yaşayarak öğrenmektir. Daha kıymetlisi, başkasının ödediği bedelden ders çıkarabilmektir. Bir baba kırk yılda öğrendiğini oğluna kırk dakikada anlatabilir. Bir usta otuz yıllık meslek hayatında karşılaştığı hataları çırağına birkaç saatte öğretebilir. Bir tüccar yıllarca uğradığı zararların sebeplerini genç bir girişimciye aktarabilir. Bir devlet adamı, bir yönetici, bir öğretmen, bir âlim; ömrünün süzülmüş bilgisini kendisinden sonrakilere bırakabilir. Yaşlı insanların yalnızca yaşlarına değil, taşıdıkları hayat birikimine de hürmet edilmelidir. Çünkü onların yüzündeki çizgilerin bir kısmı zamandan, bir kısmı ödenmiş bedellerden kalmıştır. Bazen bir ihtiyarın “Ben olsam bunu yapmazdım.” sözü, yüz sayfalık rapordan daha değerlidir. Çünkü rapor bilgiyi, o cümle ise yaşanmışlığın süzülmüş hükmünü taşıyabilir. Bilgi ile tecrübe aynı şey değildir. Bilgi okuyarak öğrenilir, tecrübe yaşayarak olgunlaşır. Bilgi kuralları öğretir, tecrübe hangi durumda hangi kuralın nasıl uygulanacağını gösterir. Bilgi kıymetlidir, fakat tecrübeyle birleştiğinde çok daha değerlidir. Tecrübe; kasada duran sermayeden, bankada duran paradan, tapuda kayıtlı maldan daha kıymetlidir. Tecrübe; zamanla insanın bir parçası hâline gelir ki; karşılığı ödenmiş bir bilgidir. Maliyet değil servettir. Sermayeyi aşan bir kazançtır. Sermaye bir işte kullanılır; tecrübe ise bir ömür kullanılır.