TEBLİĞ VE İRŞAD...

Sami Kesmen

Tebliğ; hakikati insana ulaştırmaktır, irşad ise; ulaştırılan hakikatin kalpte yol bulmasına vesile olmaktır. Tebliğ; sözün vazifesidir, irşad; hâlin tesiridir. Tebliğ; anlatır, irşad; yaşatır. Tebliğ; kulağa seslenir, irşad; gönle dokunur. Bu sebeple; her tebliğ eden mutlaka irşad etmiş olmaz, fakat gerçek irşad sahibi, çoğu zaman söz söylemeden de insanlara yol gösterir. Dinî hizmetin en hassas tarafı da buradadır. İnsanlara hakikati ulaştırmak sadece bilgi aktarmak değildir. Tebliğ, kuru bir emir diliyle yapılırsa kalbi yorar. İrşad, merhametle yapılırsa gönlü onarır. Peygamberlerin yolu; insanı ezmeden, kırmadan, aşağılamadan hakikate çağırma yoludur. Çünkü insanın kalbi fethedilmeden zihni ikna edilse bile davranışı değişmeyebilir.

Tebliğde bilgi, irşadda hikmet gerekir. Bilgi; neyin doğru olduğunu bildirir, hikmet; o doğrunun kime, ne zaman, nasıl söyleneceğini öğretir. Her doğru her yerde aynı üslupla söylenmez. Yanlış zamanda söylenen doğru söz, bazen gönül kapısını kapatabilir. Bu yüzden irşad; sadece konuşma sanatı değil, insan tanıma inceliğidir. Bugün toplumun en çok ihtiyaç duyduğu şey; bağıran vaizler değil, hâliyle güven veren rehberlerdir. İnsanlar nasihatten önce samimiyet arar. Sözü güzel olan çoktur, fakat sözüne benzeyen insan azdır. Hâli, sözüne şahit olmayan kimsenin tebliği etkisiz kalır. Çünkü gönül, dilin söylediğinden çok hayatın gösterdiğine inanır.

Tebliğ ve irşad; üstünlük taslama makamı değil, hizmet sorumluluğudur. Tebliğ eden kişi kendisini hakikatin sahibi değil, emanetçisi bilmelidir. İrşad eden kişi de karşısındakini mahkûm değil, kazanılması gereken bir insan olarak görmelidir. Din, insanı hor görmek için değil; insanı hakikatle yüceltmek için vardır. Gerçek tebliğ; insanı korkutarak kaçırmaz, hakikatin ciddiyetini merhametin diliyle anlatır. Gerçek irşad; günahkârı dışlamaz, günahın zararını gösterirken insanın dönüş kapısını açık tutar. Hidayet Allah’tandır; kula düşen kapıyı kırmak değil, kapıya ışık tutmaktır.

Bu sebeple, tebliğ; dil ister, irşad; gönül ister. Tebliğ; bilgi ister, irşad; temsil ister. Tebliğ; konuşmakla başlar, irşad; yaşamakla tamamlanır. En etkili davet; insanın anlattığı hakikati kendi hayatında görünür kılmasıdır. Sözün bereketi; sahibinin samimiyetinden doğar.

İslâm’ın tebliği; hakikatin insanlığa ulaştırılmasıdır; Müslümanın irşadı ise; o hakikatin, onu taşıyanların hayatında diriltilmesidir. Biri dışa dönük bir çağrı, diğeri içe dönük bir inşadır. Tebliğ; henüz tanımayana “İslâm nedir?” sorusunun cevabını verir; irşad ise; “Müslüman nasıl olmalıdır?” sorusunun cevabını yaşatır.

Bugün en büyük kırılma da tam burada yaşanmaktadır. İslâm anlatılıyor fakat yaşanmıyor. Tebliğ var, fakat irşad zayıf. Söz güçlü, hâl zayıf. Oysa İslâm’ın en etkili tebliği, bizzat Müslümanın kendisidir. Çünkü insanlar çoğu zaman kitaptan değil, insandan öğrenir. Görülen bir ahlâk, duyulan yüz nasihatten daha tesirlidir.

İslâm’ı tebliğ etmek; doğruyu söylemektir, Müslümanı irşad etmek; o doğruya uygun bir şahsiyet inşa etmektir. Tebliğ eden dil, irşad eden ise hayatın kendisidir. Eğer bir Müslüman; doğruluğu anlatıyor ama kendisi eğriliyorsa, merhameti anlatıyor ama kalbi katıysa, adaleti savunuyor ama kendi hayatında zulüm barındırıyorsa, o zaman tebliğ ile irşad arasındaki kopukluk ortaya çıkar. Bu kopukluk; sadece bireyi değil, toplumu da zedeler.

İslâm, kusursuzdur, fakat Müslüman kusurludur. Bu gerçek unutulduğunda, insanlar İslâm’a değil, Müslümanların hatalarına bakarak hüküm vermeye başlar. İşte bu yüzden Müslümanı irşad etmek, İslâm’ı tebliğ etmek kadar, hatta bazı zamanlarda daha öncelikli hâle gelir. Çünkü bozuk temsil, doğru bilgiyi gölgeler.

Tebliğ; insanları dine davet eder, irşad; o davete icabet edenleri yolda tutar. Tebliğ; kapıyı açar, irşad; o kapıdan girenleri korur, geliştirir ve olgunlaştırır. Eğer irşad ihmal edilirse, tebliğle kazanılanlar zamanla kaybedilir. Çünkü eğitilmeyen, yönlendirilmeyen ve iç dünyası inşa edilmeyen insan; rüzgârın önündeki yaprak gibi savrulur. Bu sebeple, Müslüman toplumların en büyük ihtiyacı; sadece anlatan değil, yaşayan rehberlerdir. İrşad ehli insanlar; sözleriyle değil, hâlleriyle yol gösterirler. Onların sessizliği bile bir mesajdır. Onlar konuştuğunda ise sözleri kalbe iner; çünkü söyledikleri ile yaşadıkları arasında mesafe yoktur.

İslâm’ı tebliğ etmek; bir vazife, Müslümanı irşad etmek; bir emanettir. Tebliğde hedef insanlıktır, irşadda hedef nefistir. İnsanlık İslâm’a çağrılır, Müslüman ise İslâm’a layık hâle getirilir. Bu iki süreç birbirini tamamladığında, hem din doğru anlaşılır hem de doğru temsil edilir. İslâm’ın tebliği ile Müslümanın irşadı birbirinden ayrı düşünülemez. Biri eksik olursa diğeri de zayıf kalır. Hakikat anlatılmalı, fakat o hakikatin şahidi de olunmalıdır. Çünkü en güçlü davet; söylenen değil, yaşanan hakikattir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.