Sosyal Devlet Sosyal Adalet

Osman Bayram

Sosyal Devlet anlayışı kapsamında Anayasanın "Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir." hükmü gereğince yürürlüğe giren 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu’nun amacı kapsamında yoksullukla mücadele edilmesi, kaynakların etkin bir biçimde kullanılmasını sağla¬mak, temel ihtiyaçlarını karşılamaktan yoksun nüfusun en yoksul diliminde yer alan vatandaşlarımıza doğruluk, eşitlik ve objektiflik kriterlerine bağlı kalarak sosyal yardımlarla desteklemektir.

Sosyal Devlet Kavramı, Devlettin vatandaşlarının toplumsal ve ekonomik  varlıklarını iyileştirmek için önemli roller üstenerek bu yolda vatandaşlarına olanaklar sunmasıdır. Yani devletin vatandaşının ekonomik ve sosyal haklarını düşünerek oluşturulan bir yönetim biçimidir.
Sosyal devlette; fırsat eşitliği, gelir dağılımı ve asgari yaşam şartlarını vatandaşlarının sağlamaları için sorumlulukları üstenmeleri sosyal devletin önceliğidir.
 Sosyal devlet, kaynaklarını temel kamu hizmetleriyle sağlamaya çalışır. Örneğin çocukların eğitimi,  için, gelişim göstermeleri için,  imkanları sağlamak için girişimlerde bulunur. Yeri geldiğinde vatandaşları için bütün sosyal hakları kendi bütçesinden ayırarak bu alanlara yatırım yapar.
Dünya üzerinde sosyal devlet uygulaması bakıldığı zaman gelişmiş ülkelerde görülmektedir. Bir ülkenin sosyal devlet olmasının esası ekonomisi ve vatandaşına verdiği değerle ölçülebilir. Eğer baktığınız zaman bir ülkede fakir insanlar açlık mücadelesi veriyorsa, zengin insanlar ise para içinde yüzüyorsa biliniz ki o devlet sosyal bir devlet değildir. Sosyal devlette insanlar arasında koskoca dediğimiz uçurumlar söz konusu değildir.
Demokrasinin sağlıklı ve sürdürülebilir olması, gelir dağılımı dengesizliğinin giderilmesine ve sosyal adaletin sağlanmasına bağlıdır.
Gelir dağılımı dengesizliğini düzeltmeden ve sosyal devlet mekanizmalarını işleterek sosyal adaleti sağlamadan, demokrasiyi sürdürülebilir kılmak oldukça zordur.
Demokrasinin iyi işlemesi için de sosyal amaçlara yönelinmesi ve refahın yaygınlaştırılması gerekir.
Ulusal gelirin düşük olduğu, adil paylaştırılmadığı, işsizliğin ve yoksulluğun yaygınlaştığı toplumlarda hoşgörü, yumuşama ve barış ortamı yerine hoşgörüsüzlük, gerginlik ve çatışma ortamı egemen olur. 
Sosyal devletin temeli, gelir dağılımı adaleti, eşit bir şekilde topluma yayabilmektir..

Bizim inancımızda da sosyal devlet sosyal adalet kavramı ile ilgili gerek ayeti kerime, gerekse hadislerde, temel görüşler vardır, başta peygamberimiz, (sav)’ olmak üzere ondan sonra gelen islam alimleri ve yöneticileri gerek yaşantısı ve yönetim biçimi ile gerçek bir sosyal devlet ve sosyal adalet i o dönemlerde yaşatmışlardır.
Günümüzde biz Müslümanlar her Cuma hutbemizde ;

Allah-u Teala Hazretleri bir ayet-i kerimede;
“Muhakkak, Allah, adaleti, iyiliği, yakınlara yardım yapmayı emreder; hayasızlığı, fenalığı ve azgınlığı da yasaklar.” (Nahl, 16/90)

Buyuruyor, ayetini dinleriz.
Demek ki, Cenab-ı Hakk zulme ve bozgunculuğa razı değildir.
 Bir ayet-i kerimede de
“Muhakkak, Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” (Nisa, 4/58) buyurulur. 
Burada dikkat çekici bir nokta,  adalet konusunda “müminler” denilmeyip “insanlar” denilmesidir. 
Buna göre, din, dil, ırk, dost ve düşman ayırt edilmeksizin herkese  eşit ve adaletle muamele etmek gerekmekte olduğu ifade edilir.
İslam’da adaletin önemli esaslarından biri de birisinin hatası ile başkalarının, akraba ve dostlarının, milletinin ve devletinin sorumlu tutulamayacağıdır. Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim'de;
“Hiçbir günahkar, başkasının günahını yüklenmez.”
(Fâtır, 35/18) buyurur. 

Herkes kendi günahının cezasını çeker. Suçu  kim işlemişse, cezayı da ancak o çekmelidir  ve  çekecektir. 
İslâm dini başka dine mensup olan insanların da hak ve hukukuna riayet edilmesini emreder. Sulh halinde, onların hakları da aynen Müslümanların hakkı gibi saklıdır, koruma altındadır. 
Gerçek bu iken, İslâm’ın ruhundan uzaklaşmış bazı Müslümanların terör ve zulme bulaşmalarının kaynağını, dinde değil, onların cehaletlerinde ve nefse mağlup olmalarında aramak icap eder.
Malumdur ki, insan hatadan hali değildir; işlediği bir hata ancak onu mahkum eder. Bu şahsî hata yüzünden onun dinini sorumlu tutmaya kalkışmak, insaf ve adalet ölçülerine sığmaz.
Yazımızın ikinci bölümünde  “CORONA”  salgını nedeniyle, gerek dünya devletlerinin ve uluslarının, verdiği yaşam mücadelesi,  gerekse Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Milleti olarak bizlerin verdiği yaşam mücadelesinde sosyal devletin ve sosyal adaletin toplum ve ülke açısından ne kadar öneme sahip olduğu ile ilgili yazacağız.
 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.