SİYASETTE ARAYIŞLAR

Adnan Bahadır

Her canlının doğup büyüyüp öldüğü gibi siyasal iktidarlar veya siyasi partiler de doğar, büyür ve ölürler. Cumhuriyet kurulalı beri partiler bu minvalde hayat buldular. Atatürk’ün kurduğu CHP 1950 yılına kadar iktidar oldu, ondan sonra merhum Menderes’in Demokrat partisi iktidar oldu ve 1960 darbesine kadar iktidarda kaldı. Şayet darbe olmasaydı bir iki dönem daha iktidar olurdu. Ondan sonra o da tek başına iktidar olamazdı. İhtilalden sonra tekrar CHP’nin de içerisinde olduğu Adalet partisi koalisyon iktidarları başladı. 1970 muhtırasından sonra teknokrat hükümetleri, ardından MSP, MHP, AP koalisyonlarında Milli cephe hükümetleri. 1978 seçimlerinde Bülent Ecevit’in başında olduğu ‘umudumuz Karaoğlan’ sloganıyla seçime girip yüzde 40 oy alan CHP’nin Adalet partisinden 11 Milletvekilini transfer ederek kurduğu Ecevit Hükümetinden sonra tekrar MC’ler denendi. Sonunda 1989 darbesi geldi. Askeri ihtilallere karşı olmama rağmen seksen ihtilalinin o günkü şartlarda ülke için kötü olmadığı kanaatini taşımaktayım. Bu yazımı okuyanlar şaşırabilirler ama o günleri yaşamış bir insan olarak kan gövdeyi götürürken, kardeş kardeşi vururken ihtilal sabahı her şeyin birden bitmesi ülkede herkese rahat bir nefes aldırmıştı. Ondan önceki dönemde askerler sıkıyönetimin ilan edildiği yerlerde asayişi rahatlıkla sağlayabilirlerdi ama işlerine gelmediğinden müdahil olmadıkları kanaatindeyim.

 

İhtilal sonrası Anavatan partisi iktidarlarında bu ülke çok şeyler kazandı. Merhum Özal merhum Menderes’ten sonra ülkeye ikinci demokrasi bayramını yaşattı, müthiş yeniliklere imza attı. O güne kadar yabancı sigaralar masa altlarından kaçak satılırken Özal’ın reformları sayesinde vergileri alınarak her yerde serbest satılmaya başlandı. Aynı şekilde ellerinde döviz olanlar korkudan dövizlerini kuyumculara bırakıp lazım oldukça oradan bozdurup işlerini görürlerdi. Ben dâhil öyle yapıyordum, elimde ne kadar para varsa dövize çevirip tanıdık kuyumcuya bırakıp lazım oldukça oradan bozdurup kullanırdım. Ne zamanki merhum Özal dövize serbestlik getirdi, paralarımızı bankalara döviz olarak yatırmaya başladık. Eskiden evlerde tek tük olan telefonlar, Özal döneminde her evde olmaya başladı. Tek kanal TRT vardı, Özal döneminde televizyon yayıncılığı Devlet tekelinden çıkarılınca 5-6 tane özel TV kanalı kurulmuştu. Sizin anlayacağınız Özal müthiş bir kalkınma dönemine imza attı.

 

Özal’ın ölümünden sonra ülke müthiş bir boşluğa düştü. Demirel’in Cumhurbaşkanı olmasının ardından Tansu Çiller’in Başbakanlığı döneminde felaket bir ekonomik bunalım dönemi yaşandı. Ardından Refah-Yol Hükümeti gelince merhum Özal’ın havuz sistemi sayesinde ekonomi öyle bir rahatladı ki anlatamam. Memura, işçiye, emekliye yüzde yüz zam verildi. Ekonomiye en ufak bir külfet gelmedi. Ama ülkeyi hortumlayan basınından askerine herkes baktı ki Erbakan hoca bu işi becerecek anında işi irtica safsatasına döküp Refah-Yol iktidarını alaşağı ettiler. Daha sonra iktidara gelen Anasol-D, Anasol-M Hükümetleri bir yandan milletin manevi hayatına pranga vurmaya devam ederken bir yandan da bankaları hortumlayıp ekonomiyi bitirdiler. Toplum öyle bunalmıştı ki adeta nefes alamıyordu. Eşimiz, çoluk çocuğumuz neredeyse başı örtülü sokağa çıkamaz hale gelmişti.

 

Bu girdaba rağmen bir yandan Erbakan hocanın kurduğu Refah Partisi, Fazilet Partisi kapatılınca toplum artık bunalıma girecek duruma gelmişti. Tam bu aşamada Tayyip Erdoğan ve arkadaşları yenilikçi kanat olarak ortaya çıkıp önce Fazilet Partisinde hocaya rağmen Abdullah Gül’ü Genel Başkan adayı yaptılar. Seçimi kazanamadı ama surda bir gedik açmayı başardı. Nihayetinde Fazilet Partisi kapatılınca AK Parti kuruldu ve ilk seçimde iktidar oldu.

 

16 yıllık AK Parti iktidarını anlatmayacağım çünkü bu yazıyı okuyan herkes bu 16 yılı iyi bilir ama geçmişi bilmeyenler olur diye onları yazdım. Bugün gelinen noktada artık yeni siyasi oluşumlar arayışında olunduğu ortada. Bu konuyu detaylı işleyecektim ama giriş bölümü o kadar uzun oldu ki asıl konumuza yer kalmadı. Olsun biraz uzatacağım belki ama bir kısmını yazacağım, kalanını daha sonra yazarım.

 

Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan’ın yeni siyasi arayışlar içerisinde olduğunu hepimiz okuyoruz. Bu arkadaşların tamamı AK Parti iktidarlarında şu veya bu şekilde en üst düzeyde siyaset yapmış insanlar. Abdullah Gül en ufak bir siyasi inisiyatif alamayacak bir insan, tek başına yapabileceği hiç bir şey yok. Ali Babacan iyi bir ekonomist ama ondan siyasi lider falan olmaz. Davutoğlu’na gelince bir yıllık Başbakanlığı ve Genel Başkanlığı ortada. Onun Dışişleri Bakanlığı döneminde Suriye işini başımıza bela etti, dış politikamızı mahvetti. Onu yakından tanıyan arkadaşlarım çok kaprisli ve hırslı birisi olduğunu söylüyorlar. Bu nedenle de Abdullah Gül’le ve Ali Babacan’la anlaşamıyor. Bu 3 isim genel başkanlıkta anlaşamıyorlar. Herkes ben genel başkan olacağım diyormuş. O nedenle de işleri çok zor. Ayrıca bu alanda boşluk bırakmayan çok güçlü bir lider var. Bu lider ölünceye kadar başkasına kolay kolay göz açtırmaz. Ama onun da hataları var tabii. Şu Başkanlık sistemini getirmemiş olsaydı bugün yaşadığı hiçbir sıkıntıyı yaşamazdı. Sırf her şey benim kontrolümde olsun mantığı ile yapılan bu rejim değişikliği korkarım ki gelecekte Müslümanlara çok büyük zarar verecek. Yeni siyasi arayışta olan arkadaşlara tavsiyem, bu işi yapamazlar demiyorum, elbette yaparlar ama AK Parti iktidarını solculara vermenin dışında en ufak bir işe yaramayacağını bilmelerini isteyerek sözlerime son veriyorum. Allah’a emanet olunuz.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (18)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.