ŞIRACININ ŞAHİDİ BOZACI

Adnan Bahadır

                                      

            Vurdumduymazlık her insanın yapabileceği veya özümseyebileceği bir şey değildir. Bu nedenle bazı haksız olumsuzluklarla karşı karşıya geldikten sonra gazetecilik mesleğine girmeye karar verdim. Onurlu, vakarlı insan hak etmediği bir durumla karşı, karşıya geldiğinde ya karşılaştığı durumu ortadan kaldırmaya çalışır veya topluma gerçekleri izah etmenin yollarını arar. Gerek bürokraside, gerek siyasette, gerekse içerisinde bulunduğumuz gazetecilik mesleğinde olaylar öyle yozlaşmış, öyle içerisinden çıkılmaz bir hal almış ki sormayın gitsin, insanlar her türlü yanlışı yapıyorlar, ardından şu veya bu şekilde bu yapılanlar ortaya çıkıyor ve adam şehri apar, topar terk etmek zorunda kalıyor, daha sonra birileri adamın onurunu kurtarmak adına geceler, plaket organizasyonları organize ediyor, daha da ilginci bazı gazeteler de bu işe çanak tutup, haber bu olayları haber yapıyorlar.

            Cumartesi günü başlayıp, Pazar günü devam ettiğimiz köşe yazımızda şehrimizde yaşanan bazı olayları belgeleri ile dile getirdik. Zaten bu güne kadar da dile getirdiğimiz konuların tamamında haklı çıktığımızı yapılan soruşturmalardan hep gördük, keşke haklı çıkmasaydık, ama ne yazık ki şehrimizde yıllardır olaylar tersinden yürümüş, ama hamdolsun artık bazı gerçekler tüm detayları ile ortada. Gerçekleri toplumdan saklamak belli dönemlerde mümkün olsa da uzun vadede her şeyin tüm çıplaklığı ile ortaya çıktığı muhakkaktır. Şeytan taşlamaktan salavat vermeye vaktim olmuyor diye bir atasözümüz var ya, bizimkisi de onun gibi bir şey bu güne kadar şeytan taşlamaktan salavat vermeye vaktimiz olmadığından İl Özel İdaresi"nde yaşanan gelişmeleri pek ele aldık denemez. Elimde bu konuda bilgiler ve belgeler olmasına rağmen, Ademciğimden ve Vezir Hazretleri"nden zaman bulup, başka işlerle uğraşamamıştım.

            İl Özel İdaresi"nde olup, bitenlerle ilgili elimize ulaşan mektuplardan sadece bir tanesini sizlerle paylaştım, geridekileri de zamanı geldikçe yayınlayacağım. Aslında İl Özel İdaresi"nde yaşanan en sıkıntılı durum Büyük Samsun Oteli ile ilgili yapılan yanlışlardır. 2886 sayılı ihale yasasında der ki; Bir gayrimenkulün mülkiyeti kiminse ondan yetki alınmaksızın satılamaz veya kiralanamaz. Büyük Samsun Oteli"nin mülkiyeti İl Özel İdaresi"nde olduğundan kiralanması için İl Genel Meclisi"nden yetki alınmadan kiralanması da mümkün değildir. Otel ilk kiraya verildiğinde bu yetki alınmış, ancak daha sonra mahkemeler bitip, kiracının oteli boşaltması yönünde çıkan mahkeme kararının ardından otelin tahliye edilmesi gerekiyordu, ancak Aslan Karanfil Bey İl Genel Meclisi"nden herhangi bir yetki almaksızın kiracı ile tahliye sözleşmesi imzaladı.  Kiracı bu sözleşmeyi mahkemeye sundu ve tahliye ettiği oteli yeniden geri aldı. Valilik bunun üzerine yapılan sözleşmenin geçersiz olduğunu, zira İl Genel Meclisi"nden yetki alınmaksızın yapıldığından yetkisizlik kararı verilmesi için mahkemeye dava açtı. Yani kendi yaptıkları işle ilgili kendilerini tekzip edecek şekilde yine kendileri dava açtılar. Bu konuyla ilgili söylenecek o kadar çok şey var ki yazmakla bitmez, ancak asıl konumuz bu değil.

            İl Özel İdaresi"nde yaşanan bunca gelişmeden sonra Sayın Genel Sekreter, koltuğunda rahat oturabiliyorsa söylenecek bir şey yok. İhalelerle ilgili yazıları okuyunca aklıma gelen soru bu işler yapılırken amir pozisyonunda olan Aydın Sarıyıldız ve Aslan Karanfil ne yapıyorlardı? Aslan Bey protokollerde dolaşmaktan vakit bulamamıştır, Aydın Sarıyıldız"da Ankara"da önemli toplantılara katılmaktan zaman bulamamış olabilir. Peki bunca rezilliğe rağmen bu arkadaşımızı çok güzel işler yapmış gibi takdim eden bir gece düzenlemenin ne anlamı var? Hadi onlar düzenledi, düzenlenen geceye gazetesinde bir sayfa ayırmanın ne anlamı olduğunu bilen varsa beri gelsin, isterseniz onunla ilgili de biraz tüyo vereyim, korkudan sayfa verildi dersem gerisini siz anlarsınız. Her zaman diyoruz ya lafın tamamı deliye denir diye, işte bu da öyle bir şey. Gazetedeki haberi iyice incelerseniz ne demek istediğimi rahatlıkla anlayabilirsiniz.

            Değerli dostlar Yüce Mevlamız Kitabında buyuruyor ki; Hiçbir nefsin, Allah"ın izni olmaksızın ölmesi mümkün değildir. Şayet bu kitaba, bu İlahi Emire inanıyorsan bu böyledir ve korkunun ecele faydası yoktur, yok konuşurken mangalda kül bırakmayıp, inanmaya sıra geldiğinde farklı düşünüyorsak yazıklar olsun bize. Yapılan programları incelediğimiz zaman sadece söylenecek tek söz bulabiliyoruz, o da şıracının şahidinin bozacı olduğudur, buna bir de yağdanlıkçı medyayı eklersek abartmış olmayız. Kalın sağlıcakla    

                         

 

                       

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.