Sessiz Bir Esaret: Bağımlılığa Karşı Manevi Direniş

Fatma Erboyacı

Bağımlılık çoğu zaman bir alışkanlık gibi görünür; oysa derinlerde insanın iç dünyasında büyüyen bir boşluğun, bir yalnızlığın ve bir tutunma ihtiyacının işaretidir. İlk adımı küçük ve masum başlar, fakat zamanla insanın iradesini, sağlığını ve hayatla kurduğu bağı yavaşça zayıflatır. İşte tam bu noktada din, yalnızca yasak koyan bir çerçeve değil; insanı koruyan, güçlendiren ve yeniden ayağa kaldıran bir rehber olarak karşımıza çıkar.

Din, insana öncelikle kendini koruma bilinci kazandırır. Kur’an’ın “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın” uyarısı, insanın hayatını ve sağlığını muhafaza etmesinin bir sorumluluk olduğunu hatırlatır. Bu sorumluluk sadece bedensel zararlardan uzak durmak değil; aklı, kalbi ve iradeyi zayıflatan her türlü alışkanlıktan sakınmayı da kapsar.

Bağımlılıkla mücadelede dinin sunduğu en güçlü dayanaklardan biri, insanın değerli ve emanet taşıyan bir varlık olduğu bilincidir. İnsanın bedeni de, ruhu da ona verilmiş bir emanettir. Bu emaneti korumak, kişinin kendine duyduğu saygının ve sorumluluğun bir göstergesidir. Bu bakış açısı insana, “Ben buna mahkûm değilim” diyebilme gücü kazandırır.

Din aynı zamanda umut kapısını daima açık tutar. İnsan ne kadar zor bir alışkanlığın içinde olursa olsun, tövbe ve yeniden başlama imkânı her zaman vardır. Bu umut, bağımlılıkla mücadele eden bireyin en güçlü dayanaklarından biridir. Çünkü insan geçmişine değil, yeniden başlayabilme gücüne tutunarak iyileşir.

Bu mücadelede yalnızlık en büyük risklerden biridir. Din ise insanı dayanışmaya, birlikte iyileşmeye ve birbirine destek olmaya çağırır. Aile bağları, cami ortamı, dostluk ve kardeşlik duygusu; kişiye yalnız olmadığını hissettirir. Yalnızlık bağımlılığı beslerken, aidiyet duygusu iyileşmeyi güçlendirir.

Sabır ve irade bu yolculuğun en önemli destekçileridir. Namaz, dua ve zikir gibi ibadetler, insanın kendini kontrol etme becerisini güçlendirir; hayatına düzen ve denge kazandırır. Her gün tekrarlanan bu manevi disiplin, dağınık bir hayatı toparlayan güçlü bir dayanak hâline gelir.

Unutmamak gerekir ki bağımlılıkla mücadele, yargılamakla değil anlamakla başlar. Dinin merhamet dili insanı suçlamaz; onu ayağa kaldırmayı hedefler. Çünkü her insan hata yapabilir ama her insan yeniden başlayabilecek güce de sahiptir.

Bugün toplum olarak en büyük sorumluluklarımızdan biri, bağımlılıkla mücadele eden bireylere yalnız olmadıklarını hissettirmektir. Onları dışlamak yerine anlamaya çalışmak, eleştirmek yerine destek olmak bu sürecin en önemli adımlarından biridir. Din bize tam da bunu öğretir: Acıtmamayı, korumayı ve iyileştirmeyi.

Bağımlılıkla mücadele sadece bir sağlık meselesi değil; aynı zamanda bir anlam ve değer meselesidir. İnsan, kendini değerli hissettikçe kendini korumayı öğrenir. Ve çoğu zaman bir insanı kurtaran şey, bir nasihat değil; kendisine hatırlatılan değerdir.

İnsan, kendini korumaya değer bir emanettir. İnsanı koruyan en güçlü zırh, anlamlı bir hayata tutunabilmesidir.

Fatma Erboyacı
ADRB Vaizi

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.