Türkiye'de kağıt üstünde sendika var. Örgütlenme özgürlüğünün olmadığı, sendikaların üzerinde baskıların uygulandığı bir sistemin adı özgürlükler ve ileri demokrasi ise bu kadar olabilir" diye konuştu.
CHP İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi, kıdem tazminatında yapılacak yeni düzenlemede hak kaybı yaşanmayacağı şeklinde Hükümet yetkilileri tarafından yapılan açıklamaların gerçeği yansıtmadığını belirterek, "Kanun yürürlüğe girdikten sonra çalışmaya devam edenler yeni bölümle ilgili hak kaybına uğrayacak. Bu yalan ve yanlışa karşı çalışanı uyandırmak lazım" dedi.
Türkiye'nin büyüyen ekonomisine rağmen gelir adaletsizliğinde dünyada 3. sırada yer aldığını kaydeden Çelebi, büyüyen ekonominin bedelini ağırlıklı olarak çalışan kesimlerin ödediğini söyledi. Çelebi Çelebi, Ankara Temsilcimiz Barış Ferit Parlak ile arkadaşımız Canan Sakarya'nın sorularını yanıtladı.
2821 Sayılı Sendikalar Kanunu ile 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunları'nın yenilenmesi için hükümet sosyal taraflarla yaptığı çalışmaları tamamlayarak hazırlanan taslağı Bakanlar Kuruluna sundu. Bu tasarıların bu dönem yasalaşmasını bekliyor musunuz?
2821 ile 2822 sayılı yasalar çok uzun yıllardır gündemde. Sendikalar Yasası özü itibariyle dünyada eşi benzeri olmayan uygulamalar içeriyor. AKP iktidarı bir yandan ileri demokrasi profili çizerken bir yandan da 12 Eylül ürünü olan bu yasal düzenlemelerin arkasına sığınmakta. AKP özgürlükten söz ediyor ama özgürlüğün bazı alanları çok ciddi şekilde kısıtlanmış durumda. Yasada dünyanın hiçbir yerinde olmayan uygulamalar var, yurtdışında Türkiye'de işçiler direkt sendikaya üye olma hakkına sahip değiller dediğimiz zaman nasıl olabilir diyorlar? Mevcut yasada 3'lü bir baraj var.
İlk baraj yüzde 10 barajı. Bir iş kolunda çalışan işçilerin yüzde 10'unu noterden geçirip üye yapmayan sendika, sendika olamıyor. Bir örnek olarak tekstil sektörünü verebilirim. Resmi rakamlara göre tekstil sektöründe 900 bin kişi çalışıyor ama bütününe bakıldığında 2.5-3 milyon kişi var. Bu 900 bin kişinin, 90 bin kişisini sendika üye yapmadığı zaman o sendika barajı aşamıyor.
İkinci baraj, iş yerinde yüzde 50 artı biri aşmak lazım. Üçüncü bir baraj da eğer bir işletme Türkiye çapında ise Türkiye'deki bütün çalışanlarının yüzde 50 artı birini üye yapması lazım ki oralarda sözleşme yapabilsin. Bütün bunlar ILO'nun temel sendikal örgütlenme özgürlüğünü çok derinden etkileyen aykırı bir durum.
KAĞIT ÜZERİNDE SENDİKA
Söz konusu iki yasa şimdiye kadar neden değiştirilemedi?
Bugüne kadar yurtdışına giden bütün çalışma bakanları ILO toplantılarında bu yasanın sıkıntı yarattığını ve değiştirileceğini söylediler. Yapılan konuşmalara, tutanaklara, bakın bunu görürsünüz ama bugüne kadar gerçekleştirilemedi. İmren Aykut'tan tutun da diğer bütün çalışma bakanları söz vermelerine rağmen her dönemde bir mazeret bularak gelecek bahara bıraktılar.
'Sosyal taraflarla bir araya geliyoruz ama sosyal taraflar uzlaşamadığı için biz bu yasayı çıkaramadık' şeklinde bir mazeret ortaya koydular. Önemli olan sosyal taraflarla uzlaşı sağlanması ama sosyal tarafların biri mevcut sistemin devam etmesinden yana irade koyuyorsa ya da bu anlayıştan beslenen bir sendikal yapı buradan yararlanıyorsa 'ben bu yasa değişikliğine karşıyım' diyebiliyor. O zaman Hükümetlerin yapması gereken doğru hakemlik. Burada herhangi bir sendikanın ya da sosyal kesimin çıkarlarını değil de temel olarak uluslararası normların hayata geçirilmesi lazım.
Türkiye bu konudaki yasal değişikliklerde hep böyle bir süreç yaşadı. Daha önce de hepimiz bir heyecanla 'şu tarihte bu tarihte bitecek' dedik ama olmadı. 1980 darbesinde Türkiye'nin nüfusu 42 milyon, örgütlü işçi sayısı 2 milyon 700'du. Bugün bakıldığında Türkiye'nin nüfusu 74 milyon toplam sendikalı işçi sayısı 650 bin. Sendikacılık güdümlü hale getirilmiş, baskı halinde. Türkiye'de kağıt üstünde sendika var. Örgütlenme özgürlüğünün olmadığı, sendikaların üzerinde baskıların uygulandığı bir sistemin adı özgürlükler ve ileri demokrasi ise bu kadar olabilir
SENDİKALAR BASKI ALTINDA
Sendikaların güç kaybetmesinin nedeni nedir? Her dönem sendikalar ile hükümetler arasında bir gerilim olmaz mı?
Farklı sendikaları yok etme noktasında bir operasyon yapılmış durumda bu yıllardır yapılmakta, farklı anlayıştaki sendikalar başka alternatiflerle baskı altında tutuluyor yedek sendikal yapılar devreye giriyor ve hemen işlevsel hale getiriliyor. Hiçbir üyesi olmayan bir sendika bir hafta da 30 bin üyeli bir sendika haline dönüşebiliyor veya en cılız olan memur sendikaları konfederasyon haline dönüşebiliyor. Bazı sendikalar kağıt üzerinde var ama işlevselliği bitmiştir bazı sendikalarda tamamen yandaş sendika haline dönüştürülmüştür. Yandaş olmayanlar cezalandırılmıştır. Türkiye'de bizim anladığımız manada, siyasi partilerden ve sermayeden bağımsız bir sendikal yapı yerine güdümlü bir sendikal yapı bu iktidar döneminde oluşturulmuştur. İktidarın bütün yanlışlarına evet diyen, emekçiler aleyhine olan uygulamalar da bunu alkışlayan bir sendikal yapının adı sendika olamaz .
Biz geçmişte bunun örneklerini verdik. Bizim desteklediğimiz parti iktidara geldiğinde işçiler aleyhine yaptığı uygulamalara karşı en şiddetli tepkiyi biz koyduk, bugün emekçiler aleyhine pek çok düzenleme yapılıyor ama bunlar alkışlanıyor. Bu güdümlü sendikanın tam da kuşatmanın yaşandığının göstergesi, ve Türkiye'de sendikal hareket dibe vurdu. Türkiye'de sendikalı olmanın bedeli ağır.
Sendikalı oldukları için tek tek ikna odalarının kurulduğu bir iş kolunu da biliyorum. Meclise geldiler, Telekom'a bağlı bir şirkette zorla sendikadan istifa etmeye çağırıyorlar. Etmemeleri halinde işten atıyorlar. Şu anda bu yapılıyor. Devlet eliyle insanlar sendikasızlaştırılıyor örgütsüz topluma dönüştürülüyor.
Sendikal hareket dibe vurdu
Türkiye'nin nüfusunun 74 milyona ulaştığı halde toplam sendikalı işçi sayısının 650 bin olduğunu belirten Çelebi, "Sendikacılık güdümlü hale getirilmiş.
İlk yorum yazan siz olun