SECCADENİN YERİ, KIBLENİN YÖNÜ…

Sami Kesmen

Bir evde seccadenin yeri, kıblenin yönü biliniyorsa; o evde yalnızca namaz kılınmıyor, aynı zamanda hayatın nereye doğru akması gerektiği de biliniyor demektir. Çünkü seccade sadece üzerine basılan bir kumaş, kıble de pusulayla tayin edilen coğrafi bir yön değildir. Seccade; insanın dünyadaki yerini, kıble; yönünü, takvâ ise; hayatının istikametini gösterir. İnsan gün boyunca pek çok yere yönelir. İşine, aşına, kazancına, makamına, menfaatine, ailesine, dostlarına, dünyalık beklentilerine…

Fakat günde beş defa bütün bu yönelişlerden sıyrılıp tek bir yöne dönmesi istenir; Kâbe’ye… Aslında bu dönüşün içinde büyük bir eğitim vardır. Kul, bedeniyle Kâbe’ye yönelirken gönlüyle Allah’a yönelmeyi öğrenir. Dünyanın dağınıklığından çıkıp tevhidin merkezinde toparlanır. Kur’ân-ı Kerîm, “Yüzünü Mescid-i Harâm tarafına çevir” buyurur. (Bakara/144.) Bu emir yalnızca bedenin yönünü tayin etmez; mümine bir istikamet şuuru da kazandırır. Çünkü kıblesi olan insanın yönü vardır. Yönü olanın ölçüsü, ölçüsü olanın da sınırları vardır. Seccade ise bu istikametin evdeki sessiz şahididir.

Evin en kıymetli eşyası olmayabilir; fakat belki de en anlamlı eşyasıdır. Üzerinde insanın alnı yere değer, gururu kırılır, kibri küçülür. Makamlar, unvanlar, servetler kapının dışında kalır. İnsan seccadenin üzerinde yalnızca “kul” olur. Secdeye vardığında başını, yani insan bedeninin en yüksek noktasını yere koyar. İşte kulluğun hikmeti burada saklıdır. İnsan Allah karşısında küçüldükçe mânen büyür. Fakat namazın asıl meselesi yalnızca bedenin seccade üzerinde bulunması değildir. Yüzün Kâbe’ye dönmesi yetmez; gönlün de Allah’a dönmesi gerekir. Yüz kıblede, gönül dünyada, beden secdede, hesaplar menfaatteyse; namazın şekli vardır ama ruhunda ciddi eksiklik vardır.

Belki de çağımız insanının en büyük problemi kıblesizlik değil, istikametsizliktir. Kâbe’nin hangi yönde bulunduğunu telefon birkaç saniyede gösterebilir. Fakat hayatın hangi yöne gitmesi gerektiğini hiçbir dijital pusula gösteremez. Onu iman gösterir, Kur’ân gösterir, sünnet gösterir, vicdan ve takvâ gösterir. Bugün evlerimiz büyüdü, eşyalarımız çoğaldı, salonlarımız güzelleşti. Mobilyanın yeri belli, televizyonun yeri belli, sofranın yeri belli, hatta dekoratif bir eşyanın nerede duracağı bile hesaplanıyor.

Bir çocuk büyüdüğü evde anne ve babasının seccadesini görüyorsa, sabahın sessizliğinde namaza kalkan bir insanın ayak sesini duyuyorsa, kıblenin hangi tarafta olduğunu küçük yaşta öğreniyorsa; ona yalnızca namaz öğretilmiyor, hayatının manevi koordinatları da veriliyor demektir. Bazı eğitimler sözle değil, görüntüyle verilir. Çocuk babasının nasihatinden önce secdesini, annesinin sözlerinden önce seccadesini hatırlar. Seccadenin yeri, kıblenin yönü bilinmeyen evlerde ise ciddi bir manevi boşluk vardır. Duvarları mermer, odaları gösterişli, eşyaları pahalı olabilir, fakat Allah’a yöneliş kaybolmuşsa; şatafat ruhun fakirliğini örtemez. Dışarıdan saray gibi görünen bazı evler, içeriden manevi bir harabeye dönüşebilir. Evi yuva yapan yalnızca duvarları değil; içinde yaşayan insanların değerleri, secdeleri, merhametleri ve istikametleridir. Seccadenin bulunması da tek başına yeterli değildir. Seccade üzerinde kazanılan ahlâk hayata taşınmalıdır.

Namaz kılıp yalan söylemek, secde edip kul hakkı yemek, kıbleye dönüp ticarette hile yapmak, Allah’ın huzurunda el bağlayıp insanların karşısında kibirlenmek; seccade ile hayat arasındaki bağı koparmaktır. Gerçek namaz, seccadeden kalkınca başlar. Namaz insanı kötülükten alıkoymalı; secde merhameti, kıyam dürüstlüğü, kıble istikameti öğretmelidir. Müminin hayatında üç önemli işaret vardır; seccade yerini, kıble yönünü, takvâ ise istikametini gösterir. Yerini bilen haddini bilir. Yönünü bilen kaybolmaz. İstikametini bilen savrulmaz. İnsan dünyanın neresinde bulunursa bulunsun kıblesini arar.

Otelde, hastanede, havaalanında, çölde, denizde, yabancı bir ülkede; ilk sorularından biri “Kıble hangi tarafta?” olur. Keşke hayatın bütün meselelerinde de aynı hassasiyet oluşsa... Seccadenin yeri belli olsun. Kıblenin yönü belli olsun. Fakat hepsinden önemlisi, hayatın istikameti belli olsun. İnsanın yüzünü Kâbe’ye çevirmesi ibadet, gönlünü Allah’a çevirmesi kulluk, bütün hayatını O’nun rızasına göre yönlendirmesi ise istikamettir. Özetle; evin ne kadar güzel döşendiği değil, o evde secde edecek bir alnın, kıbleyi arayacak bir şuurun ve Allah’a yönelecek bir gönlün bulunup bulunmadığı önemlidir. Yerini bilen haddini bilir, yönünü bilen kaybolmaz, istikametini bilen savrulmaz. Bu değerler; hayatı anlamlı kılan, huzurlu ve mutlu bir yaşamı sağlayan temel unsurlardır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.