Samsun’da Türk Dünyası ve Samsun Türk Ocağı – IV

BEŞER: Türkçe"nin kullanımına önem ve özen gösteren bir kişiliğiniz olduğunu gözlemliyorum. Belâgatınız ve basın açıklamalarınıza da fazlasıyla yansıyor.  
ÇAĞLAYAN: Biz, Türk Ocağı olarak, kültürümüz üzerinde çok hassasız. Kültürümüzün temel taşıyıcı unsuru, dilimizdir. Türkçe"miz; dünyanın büyük dillerinden birisidir. Bir kültür dili, bir bilim dili olma noktasında güçlü bir dildir. Yüksek lisans ve doktora çalışması için, yedi sene İngiltere"de kaldığım süreçte İngilizce"ye hakimiyetim bir hayli ilerledi. Ancak, kendi dilimize hassasiyetimi korudum.

    

BEŞER: Siz, Türkçe"den katiyen ödün vermeden, bugüne bugün Samsun Türk Ocağı Başkanlığı görevini yürütmektesiniz. Ama, bu hassasiyeti koruyamayanlar da var, değil mi?
ÇAĞLAYAN: Kesinlikle. Bu benim gözlemim; Türkiye"den yurtdışına akademik çalışma için gönderilen arkadaşlarımızın ciddi bir kısmı zihinsel olarak devşiriliyor; İngilizleştiriliyor. Hangi anlamda söylüyorum bunu? Öncelikle, dünyaya bakış açısı, yaşam tarzı değişiyor. Kendi ülkesini, Türkiye"yi küçümsemeye, beğenmemeye; bunun yerine, İngiliz ekonomik, sosyal, siyasal ve sağlık sistemlerini ön plâna çıkarmaya ve hatta oraya yönelik bir hayranlık oluşturmaya başladığını gözlemledim. Bunun da ötesinde, içlerinde İngilizce"yi günlük kullanımına taşıyanlar bile var.

 

BEŞER: Bundan önceyse, Fransızca ağırlıktaydı, değil mi?

ÇAĞLAYAN: Evet. Aydınımızda, Osmanlı"nın son zamanında Fransızca hayranlığı söz konusuydu. Günlük konuşmasına Fransızca kelimeler katarak, ne kadar aydın olduğunu gösterme gayreti içerisine girerdi. İkinci Dünya Savaşı sonrasındaysa, Fransızca yerini İngilizce almıştır. Bugün aydın diye tanımladığımız insanlarımızınsa, günlük konuşmalarında bir hayli İngilizce kelime var. Ben bu konuda, Samsun"la ilgili de muzdaripim.

 

BEŞER: Hangi açıdan?
ÇAĞLAYAN: Samsun"da, gençlerin yoğun olduğu alışveriş merkezlerinde ve özellikle de Çiftlik mevkiinde veya Mecidiye Caddesi"nde yürüdüğünüzde, Türkçe dışında İngilizce bir hayli mağaza ismiyle karşılaşıyorsunuz. Bunun yerine, Türkçe bir kelime bulunabilirdi. Çünkü; biz, İngilizce"ye maalesef gönüllü hizmet etmiş oluyoruz. Üniversitedeki öğrencilerime de söylüyorum; kılık kıyafetlerinde İngilizce ifadeler olan öğrencilerimi sürekli ikaz ediyorum: "Arkadaşlar; hem para veriyorsunuz hem de bedavadan İngiliz"in kültürünü, reklâmını yapmış oluyorsunuz.

 

BEŞER: Bunun en belirgin örneği; yabancı dil, özellikle de İngilizce hakimiyeti olmak üzere, kültürel sömürü, emperyalizmdir, değil mi?
ÇAĞLAYAN: Batılı hakim güçlerden söz ediyorum. Büyük yerine hakim sıfatını daha uygun buluyorum.

 

BEŞER: Niye?

ÇAĞLAYAN: Çünkü; büyüklük, bir devletin adalet noktasındaki bakışıyla ilgilidir. Bir devlet, gücü olmasına rağmen, mazlum bir grubu, bir toplumu ezmiyor, sömürmüyor ise, o devlet büyüktür.

 

Onlar Büyük Değil Hakim Güç

 

Büyüklük, bu manada tanımlanabilecek bir sıfattır. Onun için, ben, Batılı devletler için, büyük güçler yerine, hakim güçler sıfatını ve isimlendirmesini kullanırım. Öyle ki; kültür emperyalizmi, Batı"nın hakim güçlerinin kullandığı silahlardan birisi. Bunun nedeni; sömürgeci devletler, hedefine koyduğu bir devletin veya milletin kendi kontrolüne geçebilmesi için, öncelikli olarak, o ülkenin aydınlarının düşünce yapısının devşirilmesi gibi bir yöntem izler. Dolayısıyla, kendi okullarıyla veya diğer vasıtalarla, kendi kültürünü buraya sokarak, ekonomik şirketlerinin ve nihayetinde silahlı güçlerinin o ülkeye girmesinde kabul edilebilirlik noktasında bir zemin oluştururlar. Bu manada, bugün dünyada Anglo – Saxon kültürünün ifadesi olan İngilizce hakimiyeti var. Bu çok yadırganacak bir durum belki; ama, bugün İslam ülkeleri arasında, bugün Türkçe konuşması gereken topluluklar arasında, zaman zaman diyalog lisanı olarak İngilizce"nin kullanıldığını görüyoruz. Bunda da, ekonomik, askeri ve kültür gücü arasında doğrudan bir ilişki var.

 

BEŞER: Ne gibi?

ÇAĞLAYAN: Biliyorsunuz ki; Osmanlı Devleti, 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması"na kadar hakim bir devlet, adil bir devlet, büyük bir devletti. Bütün antlaşmalarını, Osmanlı Türkçesi"yle gerçekleştirmişti. 1800"lülerin antlaşmalarına baktığınızda, hangi devletle antlaşma yapıyorsa, Türkçe"nin yanı sıra o devletin, örneğin; Fransızca diplomasiyle bir metne imza koymak gibi bir durum ortaya çıkmıştır. Ki; bu, sizin siyasi, askeri ve ekonomik gücünüzün, kültürel açıdan yansımasıdır. Amerikan arşivlerinde İngilizce imza edilmiş tek bir antlaşma var. Bu da, Osmanlı Devleti ile ABD"nin imzalamış olduğu bir ticaret antlaşmasıdır.

 

BEŞER: Anadile hakimiyetle kültürü ne yönde ilişkilendiriyorsunuz?

ÇAĞLAYAN: Kültür; siyaset ve ekonomik gücün taşıyıcısıdır ve aralarında doğrudan bir ilişki vardır. Bu nedenle, biz kendi kültürümüze sahip çıkarak, nesiller arasındaki fikir çatışması ve birbirini anlayamama gibi bir sosyal hastalığın gelişmesinin önüne set çekmiş oluruz. Bizim dışımızda, bugün Azerbaycan Türkçesi"ne baktığınızda, onun Osmanlı Türkçesi"nden hiçbir farkı yoktur. Bizim Eylül öncesi Türkçemiz"e sahip olan, hakim olan bir insan, zorlanmadan Azerbaycan Türkçesi"ni anlayabilir; problemsiz bir şekilde, Azerbaycan"da bir Azeri gibi konuşabilir. Azeri Türkçesi"yle çok rahat anlaşabilir. Lisanla ilgili vurgulanması gereken bir diğer husus; dil, bir felsefenin yansımasıdır. Her millet, dünyaya bakış açısını, dünyayı kavrayış noktasındaki felsefesini, lisanına yansıtmıştır. Bu noktada, biz kendi kültürümüzün temel gereklerini, lisanımıza kodlamışızdır.

 

BEŞER: Yabancı dile karşı mısınız? 

ÇAĞLAYAN: Hayır. Bugün üniversitede okuyan bütün gençlerimizin en az bir; mümkünse, iki yabancı dili çok iyi derecede bilmesi lazım. Ama, bunu bilirken, çok sağlam bir Türkçe altyapısının olması ve o lisanın bir araç olduğunu, amaç olmadığını; o lisan içerisinde düşünmemesi gerektiğini; esas düşünme gücünün, ana motorun, Türkçe olduğunu unutmaması lazım. Bu nedenle, lisan, bizim için önemli bir meseledir.