İnsan, diliyle kendini ele verir. Söz, sadece ağızdan çıkan bir ses değil; kalbin içinden kopup gelen bir niyetin, bir ahlâkın, bir duruşun ifadesidir. Bu yüzden bir insanın nasıl konuştuğuna bakarak, nasıl bir karakter taşıdığını anlamak mümkündür. Hele ki işin içine “şaka” girmişse… Çünkü şaka; ölçüyü bilen için zarafet, ölçüyü kaybeden için maskedir.
Şaka, insan ilişkilerinin en naif tarafıdır. Yeri geldiğinde gerginliği alır, mesafeleri kısaltır, kalpler arasında köprü kurar. Bir tebessüm, bazen uzun bir konuşmadan daha etkili olur. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) de zaman zaman şaka yaptığı, fakat bu şakaların asla incitici olmadığı bilinir. O’nun şakası bile hakikatti; kırmaz, dökmez, küçük düşürmezdi. Çünkü O, sözün sorumluluğunu bilen bir Nebi idi.
Bugün ise şaka kavramı, ne yazık ki istismar edilen bir alana dönüşmüş durumda. İnsanlar, söylemeye cesaret edemedikleri kaba sözleri, “şakaydı” diyerek meşrulaştırmaya çalışıyor. İğneleyen, küçümseyen, hatta bazen aşağılayan ifadeler; şaka kisvesi altında sunuluyor. Ardından gelen o klasik cümle: “Ya, şaka yaptım!”
Hayır… Her söylenen şaka değildir. Her güldüren söz de masum değildir. Şakanın bir ölçüsü vardır. Bu ölçü; karşıdakinin onurunu zedelememek, mahremine dokunmamak, kişiliğini hedef almamaktır. Eğer bir söz, muhatabın yüzünde tebessüm yerine burukluk bırakıyorsa; o söz şaka değil, incitmedir. İnsan bazen gülüyormuş gibi yapar ama içi daralır. İşte o an, şakanın sınırı aşılmıştır.
Şaka kılığına girmiş saygısızlık, aslında bir karakter problemidir. Çünkü insan, iç dünyasında ne taşıyorsa diline onu yansıtır. Saygıyı özümsemiş bir insanın şakası da saygılı olur. Ama içinde küçümseme, kibir veya hoyratlık taşıyan birinin şakası; iğne gibi batar. O kişi farkında olsun ya da olmasın, aslında kendini ele vermektedir.
Daha acı olan ise şudur; bazı insanlar, kırdığını fark etmez. Fark etse bile “abartıyorsun” diyerek meseleyi geçiştirir. Yani sadece incitmekle kalmaz, incittiğini de inkâr eder. Bu, iki kat saygısızlıktır. Çünkü hem kalbi yaralar hem de o yarayı görmezden gelir.
İnsan ilişkilerinin temelinde güven vardır. Güvenin olduğu yerde insan kendini rahat hisseder, korunmuş hisseder. Ama şaka adı altında yapılan saygısızlıklar, bu güveni sessizce aşındırır. Bir süre sonra insanlar o kişinin yanında konuşurken dikkat etmeye, kendini geri çekmeye başlar. Samimiyet azalır, mesafe artar. Çünkü kimse kendini hedef tahtasında hissetmek istemez.
Her söz bir emanettir. Ağızdan çıkan her ifade, ya bir gönül yapar ya da bir gönül yıkar. İncelik, insanın en büyük zenginliğidir. Zarafet ise bu inceliğin davranışa dönüşmüş halidir. Şaka yapabilmek bir meziyet olabilir ama yerinde ve ölçülü şaka yapabilmek gerçek bir erdemdir. Herkes güldürebilir ama herkes incitmeden güldüremez. Bugün toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri de budur.
Dilin ahlâkı, sözün edebi, şakanın da sınırı vardır. Bu sınırlar aşıldığında saygısızlık oluşur. Saygı kaybolduğunda, samimiyet de anlamını yitirir. Şaka zarif olursa kıymetlidir. İncitiyorsa adı şaka değil, saygısızlıktır. İnsan, “şaka yaptım” diyerek kırdığı kalplerden sorumludur..