SAHTE-KÂRLILIK…

Sami Kesmen

İnsan, kazandığıyla değil; nasıl kazandığıyla tartılır. Çünkü kazanç sadece cebin dolması değil, ruhun da bir imtihandan geçmesidir. İşte bu noktada “sahte-kârlılık” dediğimiz hastalık, sadece bireysel bir ahlâk zaafı değil; toplumu içten içe çürüten sinsi bir virüs hâline gelir. Güveni istismar ederek, yalanı araç hâline getirip menfaat devşirenler; aslında kazanmıyor, sadece çürümelerini hızlandırırlar.

Sahte-kâr, ilk bakışta akıllılık gibi sunulur. İnsanları kandırmak, sistemi kullanmak, ilişkileri menfaate dönüştürmek… Bunların hepsi dışarıdan “başarı” gibi gösterilir. Oysa hakikat öyle değildir. Sahte-kâr; emeğin, dürüstlüğün ve alın terinin düşmanıdır. Gerçek kazanç; sabır ister, emek ister, zaman ister. Sahte-kâr ise kestirme yolların, karanlık ilişkilerin ve kirli hesapların ürünüdür. Bu yüzden de bereketsizdir. Çok kazanır gibi görünür ama aslında kaybı büyüktür; önce şahsiyetini, sonra itibarını, en sonunda da insanlığını kaybeder.

Daha tehlikelisi ise sahte ilişkiler üzerinden yürütülen bir hayat tarzıdır. İnsanların yüzüne gülüp, arkasından hesap yapmak… Dostlukları araç, samimiyeti maske hâline getirmek… Bu, sadece bir ahlâk problemi değildir; bu, doğrudan ihanettir. Çünkü güven, insan ilişkilerinin temelidir. Güveni yıkan bir insan, sadece bir kişiyi değil; bir toplumu zehirler. Güvenin çöktüğü yerde ne ticaret ayakta kalır ne dostluk ne de devlet düzeni.

Bazı insanlar gücünü karakterinden değil; bulunduğu makamdan alır. Elindeki belgeye, üniformaya, yetkiye yaslanarak kendini büyük zanneder. Oysa o güç, ona ait değildir; emanet edilmiştir. Emaneti şahsî menfaatine alet eden kişi, sadece görevi kötüye kullanmaz; aynı zamanda devlete ve millete yük olur. Çünkü o artık adaletle değil, hesapla hareket etmektedir. Takdir yetkisini hak için değil, çıkar için kullanan her insan; bulunduğu kurumu da kirletir.

Bu tipler en tehlikeli olanlardır. Çünkü ilk bakışta fark edilmezler. Kılıkları düzgün, sözleri süslü, tavırları kontrollüdür. Fakat zamanla ortaya çıkarlar. Ne yazık ki bu ortaya çıkış, çoğu zaman büyük zararların ardından olur. Bir kurum çöker, bir güven yıkılır, bir toplum yara alır… O zaman anlaşılır ki; mesele sadece bir kişinin hatası değil, bir ahlâk çöküşüdür.

İnsan, çevresini iyi okumak zorundadır. Her aşırılık, her ölçüsüzlük bir işarettir. Bir insan bulunduğu pozisyona uygun olmayan tavırlar sergiliyorsa; ya haddini bilmiyordur ya da bir hesabın içindedir. Aşırı yakınlık, gereksiz sertlik, ölçüsüz iyilik ya da anlamsız düşmanlık; normal değildir. Her biri bir sorunun, bir niyetin, bir arka planın habercisidir. Böyle durumlarda yapılması gereken şey; mesafe koymaktır. Herkese güvenmek; saflık, kimseye güvenmemek ise; hastalıktır. Ama doğru olan; ölçülü güvenmektir. İnsanı tanımadan, sınamadan, zamana bırakmadan verilen güven; çoğu zaman bedeli ağır olan bir hataya dönüşür.

Sahte-kârlılık sadece bireyi değil, sistemi de çökertir. Çünkü sahte kazançların arttığı yerde gerçek emek değersizleşir. Dürüst insanlar geri çekilir, liyakat kaybolur, ehliyet yok olur. Sonuçta toplum, kendi içinden çıkan bu sahte kahramanların kurbanı hâline gelir. Mesele sadece kötüleri eleştirmek değil; iyilerin de uyanık olmasıdır. Çünkü kötülük çoğu zaman cesaretle değil, iyilerin gafletiyle büyür. Sahte-kâra karşı en büyük mücadele; dürüstlüğü savunmak, hakkı ayakta tutmak ve karakterli duruş sergilemektir.

İnsan, ya olduğu gibi görünür ya da göründüğü gibi olur. Bunun dışında kalan her yol, insanı sahte bir hayata mahkûm eder. Sahte hayatların kazancı çok gibi görünür ama sonu her zaman hüsrandır. Çünkü hakikatle bağı kopan bir kazanç; kazanç değil, kaybın ta kendisidir. Güveni istismar ederek elde edilen her şey; yasal olsa dahi haramla iç içedir. Elinde olan yetki ile, mağduriyet oluşturarak, kendi hanesine çıkarlar sağlamak; hem ihanet ham de haramdır.

Başkasının, mağduriyet ve mahrumiyeti üzerinden çıkar planları oluşturmak; beyhude bir arayıştır. Bu yöntem, sonuç verse dahi, bilinmelidir ki; başkasının göz yaşı üzerineden mutluluk inşa edilemez. Böyle bir hareket; zulümdür. Zulüm da; affedilmeyen bir eylemdir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.