SAĞLIK VE EMEK HABERCİLİĞİ


14 Mart 2007 yılıydı, Samsun-Sinop Tabipler Odasının o zamanki Başkanı Uzm.Dr. Cem Şahan'dan bir telefon aldım. "Mehmet, biz oda olarak senin yaptığın SAĞLIK ve EMEK Haberlerinden dolayı sana ve diğer meslektaşın Şevki Yıldırım'a  SAĞLIK HABERCİLİĞİ ödülünün 1.sini vereceğiz" dediğinde o kadar çok heyecanlandım ki bu heyecanı halen yaşamaktayım. 14 Mart 2007 tarihinde OMÜ Tıp Fakültesi Pembe salonda düzenlenen bir tören ile Samsun-Sinop Tabipler Odasının düzenlediği SAĞLIK HABERCİLİĞİ ödüllerinin 1.sini almanın mutluluğu anlatılmakla bitmez. O ana kadar yaptığım tüm haber ve makalelerin emek karşılığı olarak aldığım SAĞLIK HABERCİLİĞİ ödülü benim evimin halen baş köşesinde durur. Biz gazetecilerin yaptıkları çalışmaların bu şekilde taçlandırılması  kadar anlamlı bir şey olamaz diye düşünüyorum.
Geçtiğimiz günlerde 14 Mart 2012 Tıp bayramından sonra yeniden Uzm.Dr. Cem Şahan'dan bir ileti aldım. Aldığım bu iletiyle anında 14 Mart 2007 tarihinde yaşadığım film şeridi gibi gözlerimin önünden geldi geçti. O yıllarda ve daha sonrasında da o kadar çok haber alışverişinde bulunduk ki, SAĞLIK HABERCİLİĞİMİZİN ve makalelerimin  ardı arkası kesilmeden devam ediyor.  Ancak şurası bir gerçek, bu konuda oda başkanımız Opr.Dr. Mithat Günaydın tarafından bana  bireysel olarak bir açıklama gelmemiştir. Ben de, TTB'den, TTB Büyük Kongre Delegesi Uzm.Dr. Cem Şahan'dan, TEB'den, TDB'den ve SES'den gelen mailleri ve açıklamaları köşemde değerlendirmeye çalışıyorum.  Sağlık ve Emek Haberciliği ödülleri Dr. Şahan'ında iletisinde belirttiği gibi, Bana, Şevki Yıldırım'dan, Gülsüm Urfalı'ya,  Cemil Ciğerim'e ve Miraç Öztük'e  yerel medyanın bir çok saygın isimlerine verilen bu ödül, halka ve hakka dayalı hekim-sağlık-emek haberciliği açısından Samsun için başlangıçtı. En son olarak 2010 yılında verilen SAĞLIK ve EMEK HABERCİLİĞİ ödülleri son buldu. 
Dr.Cem Şahan, kaleme aldığı yazısında, bana ve diğer meslektaşlarıma yaşattığı nostalji mükemmeldi. Kaleme aldığı yazısından bazı bölümleri siz okurlarımla paylaşmak istiyorum.
"Cumartesi günü bir çay ocağında yerel gazeteleri incelerken, bir yerel gazetede Umur'un İşçi sağlığı ve güvenliği ile ilgili halk röportajlarını topladığı yarım sayfalık haberini gördüm. Gerçekten ülkenin vicdan yarası haline gelen iş kazası cinayetleri, bu kadar gündemdeyken, bu tür haberleri yerel basında görmek beni mutlu etti. Ana akım yerel medyada –iktidar ve sermaye parfümü ile yoğrulmuş-, hastane ve kışkırtılmış sağlık haberleri arasında bu haber bana iyi geldi. Sonra aklıma yöneticiliğim sırasında 2007-2010 döneminde vermeye başladığımız Samsun Tabip Odası Sağlık haberciliği Ödülleri aklıma geldi. 2010 yılından sonra bu geleneğin sürdürülmemesi, hekim örgütünün hekim-medya ilişkisinde iyi sağlık haberciliğinin sağlanması konusunda yapması gereken katkının yapılmaması anlamına da gelmekteydi. Mehmet Özdemir'den, Şevki Yıldırım'a, Gülsüm Urfalı'ya,   Cemil Ciğerim'e yerel medyanın bir çok saygın isimlerine verilen bu ödül, halka ve hakka dayalı hekim-sağlık-emek haberciliği açısından Samsun için başlangıçtı. Olmadı.Süreç devam etmedi. O günlerdeki,12.Mart.2010 günü yaptığımız basın açıklamasını , yerel medyada halka ve hakka dayalı hekim-sağlık-emek haberciliği oluşturulması sürecine katkı sunar amacıyla sizlerle kısaltarak paylaşmak isterim: Samsun Tabip Odası 2007 yılından beri sağlık haberciliği ödülü vermektedir. Sağlık konusunda hak bağlamında yaşanan kayıpları Samsun kamuoyu ile paylaşılması sürecinde sağlık haberciliği çok önem taşımaktadır. Yönetim kurulumuz 2010 yılı ödüllerine…….. adlı arkadaşlarımız layık görmüştür. Samsun'da sağlık hakkı ve emek mücadelesine medyanın katkısıbu değerli arkadaşlarımız ile sınırlı değildir kuşkusuz. Bu bağlamda Samsun'da sağlık alanında Sağlık Hakkı kavramında katkı ve emek veren tüm basın emekçilerine gönül dolusu saygı ve sevgilerimizi sunuyoruz.
Bu halkın bu bilgi kirliliğinde , sizlerin iyi haberciliği çok ihtiyacı var.
Genel olarak medyada sağlık ve hastalık olgusuyla ilgili kavramların, oldukça farklı amaçlarla işlendikleri görülmektedir. Bunlardan bir bölümü, bir hastalığın tanıve tedavi yöntemlerinin anlatılması, yeni tedavi yöntemlerinin kamuoyuna duyurulması, tıbbi uygulamalar karşısında "mağdur" duruma düşen hastalara dikkat çekilmesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu son durumda kimi zaman gerçekten uygulama hatalarına yer verilirken, kimi zaman da olası komplikasyonların hekim ya da sağlık personelinin suçlanması amacıyla kullanıldığıda görülmektedir. Çağlar boyunca hekim-hasta ilişkisi güven temeline dayalı sürdürülen bir ilişki biçimi olmuştur. Bu güvenin ağırlıklı olarak üzerinde durduğu temel, başvuran kişinin hastalığı dolayısıyla dile getirdiği bilgilerin gizliliğine saygı duyulacağı ön kabulüdür. Teknolojinin iletişim biçimlerini çeşitlendirerek farklılaştırması ve bu arada insan topluluklarının geçirdiği kültürel değişim, elbette hekim-hasta ilişkisinin de biçim değiştirmesine neden olmaktadır. Bu gerçeğin farkında olarak, özellikle ruh hastalıklarının söz konusu edildiği durumlarda, çok daha duyarlı ve çok daha titiz olunması gereklidir. Aksi takdirde, "hastaların uğrayacağı zarar", onlara yönelik yarar beklentisinden daha fazla olabilecektir. Program izleyicilerinden benzer yakınmaları olan kişilerin, o çerçevede o hasta için dile getirilen önerileri yeterli bularak hekime başvurmaktan vazgeçebilecekleri ve böylece bilimsel tıbbın ve psikiyatri hastasına özgün hekim-hasta ilişkisi ortamının dinamiklerinden yararlanamayacak olmaları da hatırda tutulması gereken önemli bir başka boyuttur.
Bütün bunların yanı sıra sağlık alanında ülkemizde yaşanan medya kaynaklı sorunların ana başlıkları özetle şöyle sıralanabilir:
1-Olmayan bir tedavi yönteminin varmış gibi gösterilmesi,
2-Daha az etkin ya da artık kabul edilmeyen yöntemlerin halen etkin bir yöntem olarak gösterilmesi,
3-İşlenen konularda eksik haber verilmesi,
4-Bilinçli olarak konunun saptırılması,
5-Kişisel kusurların tüm meslek çalışanlarına mal edilmesi,
6-Bilimin ve günün gerisinde kalmış haberlerin verilmesi,
7-Toplumda yanlış rol modellerinin benimsenmesinde yönlendirici olunması
Özellikle sağlık gibi medyaya sıkça konu olabilen öteki alanlardan medyaya güncel ve sağlam bilgi akışının sağlanması gerekmektedir. Bunu sağlamak için şunlar önerilebilir:
1-Sağlık çalışanları, bireysel çabalarıyla yürütebilecekleri meslek örgütleri tarafından da, medya kuruluşlarına doğru bilgileri yoğun biçimde aktarmaları yönünde özendirilmeli ve desteklenmelidirler.
2-Meslek gruplarının yönlendirmesi altında medya çalışanlarının da katılımlarıyla ortak çalışma grupları oluşturulmalıdır. Bu gruplar yayımlanan haberleri gözden geçirip, yine medya aracılığı ile yanlışları düzeltme ve doğru haberleri özendirme yoluna gitmelidirler.
3-Sağlık alanında uzman olan kişilerin, medya kuruluşlarında bu konularla ilgili haberlerin yapımında etkin olmaları amacıyla eğitim programları geliştirilmelidir. Hatta bu iki sektörün birlikte yürüteceği çalışmalar ve kurslarla "sağlık haberleri konusunda uzmanlaşma" sağlanmalıdır.
4-Zaman zaman sağlık çalışanlarının olumsuz örnekleri medyada yer almaktadır. Bunları sergileyen doğru haberler doğrultusunda, sağlık çalışanlarının kendi özdenetimlerini ve özelleştirilerini yapmaları gereklidir. Bu konu sağlık meslek örgütlerince sık sık gündeme getirilerek, uyarılar yapılmalı, gerekirse izleme ve yaptırımlara başvurulmalıdır. Daha nice SAĞLIK ve EMEK HABERCİLİĞİNDE taçlandırılmak üzere. "Saygılarımla....