Eşler arası sadakat; dünyanın hemen her coğrafyasında, kültüründe ve inanç sisteminde aile hayatının temel değerlerinden biri kabul edilmiştir. Tarihî süreç içerisinde sadakat anlayışı; toplumların örflerine, inançlarına ve hayat tarzlarına göre farklı şekillerde tezahür etmiş, ancak eşinden başkasına yönelen fizikî ve duygusal yakınlık, çoğu toplumda sadakatsizlik olarak değerlendirilmiştir. Bununla birlikte tarihin bazı dönemlerinde ve bazı topluluklarda bugün oldukça şaşırtıcı karşılanabilecek uygulamalara da rastlanmıştır. Literatürde zaman zaman “cinsel misafirperverlik” şeklinde ifade edilen uygulamalarda, misafire gösterilen ikram anlayışının eşin mahremiyetini de içine alacak kadar ileri götürüldüğü örneklerden söz edilmektedir. Ancak bu tür anlatıları bütün bir millete, dine veya kültüre mal etmek doğru değildir. Seyahatnamelerde ve eski kaynaklarda aktarılan kimi örneklerin abartılı, yanlış yorumlanmış veya istisnai uygulamalar olabileceği de dikkate alınmalıdır.
İslâm, eşler arasındaki mahremiyeti ve sadakati örfe bırakmamış, açık sınırlarla koruma altına almıştır. Kur’ân-ı Kerîm, “Onlar iffetlerini korurlar.” (Mü’minûn, 5) buyurarak iffeti mümin şahsiyetinin temel özelliklerinden biri olarak ortaya koymuştur. Eşler arasındaki bağı ise, “Onlar sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbisesiniz.” (Bakara, 187) benzetmesiyle anlatmıştır. Elbise örter, korur, güzelleştirir ve insanın en yakınında bulunur. Evliliğin mahremiyeti de böyledir. Ancak sadakati sadece zina veya fizikî birliktelik üzerinden değerlendirmek eksik olur. Sadakatin bedensel olduğu kadar; duygusal, görsel, sözlü ve mahremiyete ilişkin boyutları da vardır. Kur’ân’ın kadın ve erkeğe bakışlarını sakınmalarını ve iffetlerini korumalarını emretmesi (Nûr, 30-31), mahremiyetin ihlal edilmeden çok önce başlayan bir koruma alanına sahip olduğunu göstermektedir. Bu noktada tesettür de yalnızca bir kıyafet meselesi değildir. Tesettür, mahrem olanla olmayan arasına sınır koyma şuurudur. Bedenin örtülmesi bunun görünen tarafıdır, fakat insanın özel hayatının, eşler arasındaki sırların, beden mahremiyetinin, duygusal yakınlığının ve aile içindeki özel alanların korunması da geniş anlamıyla mahremiyet ahlâkının içerisindedir.
Mahrem olmayana açılmaması gereken alanların giderek sıradanlaştırılması, sadakat kavramının sınırlarını da aşındırmaktadır. Bazen beden gereğinden fazla teşhir edilir, bazen bakışların sınırı kaldırılır, bazen karşı cinsle ölçüsüz samimiyet “sosyallik” adı altında normalleştirilir. Bazen de eşlerin kendi aralarında kalması gereken fotoğraflar, görüntüler, konuşmalar ve özel hâller sosyal medya üzerinden başkalarının nazarına sunulur. Bunların hepsini aynı derecede “ihanet” olarak isimlendirmek doğru olmayabilir, fakat hepsi mahremiyet sınırları açısından ayrıca sorgulanmalıdır. Çünkü mahremiyet sadece “dokunma” ile ihlal edilmez. Gözün de, sözün de, görüntünün de, duygunun da mahremiyeti vardır. İnsan bedenine dokundurtmadığı bir yabancının bakışına, ilgisine ve duygusal yakınlığına kendisini sınırsız biçimde açıyorsa, mahremiyet anlayışını yeniden gözden geçirmelidir.
Günümüzde meseleye bir de dijital dünya eklenmiştir. Eskiden mahremiyet evin kapısında korunurdu, bugün cep telefonunun ekranında da korunmak zorundadır. Özel fotoğraflar, mahrem görüntüler, gizli yazışmalar, eşinden saklanan duygusal yakınlıklar ve sosyal medya üzerinden sürdürülen ilişkiler yeni dönemin sadakat imtihanlarıdır. Teknoloji değişmiş fakat insanın iffet ve sadakat sorumluluğu değişmemiştir. Burada erkek ve kadın için aynı ahlâkî ölçüyü esas almak gerekir. İslâm’ın mahremiyet anlayışı sadece kadının örtünmesine indirgenemez. Erkek de gözünü, dilini, davranışını ve ilişkilerini korumakla yükümlüdür. Nitekim Kur’ân, bakışları sakınma emrini önce mümin erkeklere, ardından mümin kadınlara yöneltmektedir. (Nûr, 30-31) Sadakat ve mahremiyet tek taraflı değil, karşılıklı bir sorumluluktur.
Misafirperverlik, inancımızda ve kültürümüzde son derece kıymetlidir, fakat onun bir adabı ve sınırı vardır. Misafire ev açılır, sofra açılır, gönül açılır ama mahremiyet açılmaz. İnsan; iradesi, şahsiyeti, hukuku ve dokunulmazlığı bulunan bir insandır. Modern hayatın getirdiği sosyal ilişkiler mahremiyet sınırlarını ortadan kaldırmanın gerekçesi olamaz. Medenî olmak sınırsız olmak değildir. Sosyal olmak; ölçüsüz samimiyet kurmak, özgür olmak mahremiyeti teşhir etmek değildir. Çağdaş olmak da tesettür ve iffet ölçülerini değersiz görmek değildir. İslâm açısından örf; ancak Allah’ın koyduğu helâl-haram ve mahremiyet sınırları içerisinde değer taşır. Bir davranışın geçmişte uygulanmış olması onu meşru, günümüzde yaygınlaşmış olması da onu doğru yapmaz. Sadakat yalnızca insanın bedenini başkasından korumak değil; bakışını, gönlünü, sözünü, görüntüsünü ve mahremiyetini de korumasıdır. Tesettür, sadece bedenin örtüsü değil; mahremiyet şuurunun dışa yansımasıdır. Evliliğin haysiyeti sadakatte, insanın asaleti mahremiyetini korumaktadır. Sofra paylaşılabilir, dostluk paylaşılabilir, sevinç ve hüzün paylaşılabilir; fakat eşler arasındaki mahremiyet başkalarına açılamaz. Çünkü mahremiyetin sınırları kalktıkça sadakatin sınırları da aşınmaya başlar.