SABIR-ŞÜKÜR-TEVEKKÜL...

Sami Kesmen

İnsan hayatı; sabır, şükür ve tevekkül üzerinde durur. Bu değerler birbirinden koparıldığında; insanın ruh dengesi bozulur. Sabır olmayınca acılar isyana, şükür olmayınca nimetler nankörlüğe, tevekkül olmayınca da korkular esarete dönüşür. Oysa sabır; yük taşımanın ahlâkıdır. Şükür; nimeti tanımanın edebidir. Tevekkül ise sonucu Allah’a bırakmanın teslimiyetidir. Bu üçü birleştiğinde insanın iç dünyasında fırtına diner, kalp huzura yaklaşır.

Sabır denildiğinde çoğu insan sadece beklemeyi anlar. Oysa sabır; susup oturmak değil, yanarken dağılmamaktır. Hz. Yakub’un yıllarca Hz. Yusuf hasretiyle yaşayıp yine de “Güzel bir sabır...” diyebilmesi; sabrın sadece gözyaşı değil, iman gücü olduğunu gösterir. Sabır; insanın acıya rağmen Rabbine küsmemesidir. Çünkü bazı insanlar imtihan gelince Allah’ı suçlar, bazıları ise imtihanı Allah’a yaklaşma vesilesi yapar. Aynı ateş; demiri eritir, altını ise saflaştırır. Sabır da insanın içindeki hakikati ortaya çıkarır.

Şükür sadece “Elhamdülillah” demek değildir. Şükür; nimetin sahibini bilmektir. İnsan bazen öyle bir hale gelir ki; elindeki nimetleri kaybedinceye kadar fark etmez. Sağlığın kıymeti hastanede, gençliğin değeri yaşlılıkta, vaktin önemi mezarlık sessizliğinde anlaşılır. Bazı insan vardır ki; sofrada onlarca nimet bulunur ama huzur yoktur. Bazı insan da vardır ki; kuru ekmeği vardır ama kalbi huzur içindedir. Çünkü şükür; nimetin büyüklüğüne değil, bakışın derinliğine bağlıdır. Şükreden insan, eksiğe değil elde olana bakar. Nankör insan ise elindekini değil, ulaşamadığını konuşur.

Tevekkül; yanlış anlaşılmış en büyük kavramlardan biridir. Tevekkül; hiçbir şey yapmadan beklemek değildir. Önce tedbir, sonra teslimiyet gerekir. Tarlasını ekmeyen çiftçinin yağmur duasına çıkması ne kadar anlamsızsa, çalışmadan başarı beklemek de o kadar anlamsızdır. Peygamber Efendimiz’in devesini bağlamadan bırakıp “Ben tevekkül ettim” diyen kişiye; “Önce deveni bağla, sonra tevekkül et” buyurması; İslam’ın denge dinini göstermektedir. Gerçek tevekkül; elinden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah’a bırakabilmektir. Çünkü insanın gücü sebeplere yeter, neticeye yetmez.

Sabır geçmişin acısını yönetir, şükür bugünün nimetini fark ettirir, tevekkül ise yarının korkusunu susturur. Bu üçü bir araya geldiğinde insan; ne geçmişte boğulur, ne bugünde şımarır, ne de geleceğin korkusuyla tükenir. Günümüz insanının en büyük problemi; her şeyi olmasına rağmen huzursuzluğudur. Çünkü sabrı zayıflamış, şükrü unutmuş, tevekkülü kaybetmiştir. Her şeyi kontrol etmek isteyen insan; en sonunda kendi ruhunu kaybetmektedir.

Bazı kayıplar sabrı öğretir. Bazı nimetler şükrü öğretir. Bazı çaresizlikler ise tevekkülü öğretir. İnsan bazen kapıların kapanmasıyla olgunlaşır. Her istediğinin gerçekleşmesi; insan için rahmet olmayabilir. Nice verilmemiş şey vardır ki felaketi engellemiştir. Nice gecikmiş durum vardır ki insanı korumuştur. İnsan bunu çoğu zaman yıllar sonra anlayabilmektedir. O yüzden mü’min insan; sadece gerçekleşene değil, gerçekleşmeyene de hikmet gözüyle bakar.

Sabır, şükür ve tevekkül; sadece dini kavramlar değil, insan ruhunun ayakta kalma direkleridir. Sabırsız insan çabuk kırılır. Şükürsüz insan çabuk bozulur. Tevekkülsüz insan ise korkular içinde yaşar. Fakat sabırla direnen, şükürle huzur bulan, tevekkülle Allah’a yaslanan insan; dünyanın ortasında bile gönül huzurunu korur. Bazı insanlar servetiyle güçlü görünür. Halbuki güçlü insan; başına gelen musibete rağmen sabrı terk etmeyen, nimete rağmen şımarmayan ve belirsizliğe rağmen Allah’a güvenmeyi bırakmayan insandır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.