RIZIK ALLAHTAN’DIR…

Sami Kesmen

Rızkın sahibi Yüce Allah’tır. Kime ne kadar, neden ve nerede, neleri verir hikmetinden sual edilemez. İnsana düşen; çalışmak, gayret etmek, istemek ve tevekkül etmektir. Tevekkül; Müslüman için can simididir. Sabrın ortağıdır. Tevekkül sahibi bir insanın/Müslümanın psikolojik sorunları neredeyse sıfırdır. Tahammül kat sayısı çok yüksektir. Müslüman; her şeyi takdir edenin ve tayin edenin Allah olduğunu bilir, üzerine düşeni yerine getirir, sonuçların istediği gibi olmasına çok sevinmediği gibi istemediği gibi olmasına da çok üzülmez. Bu nedenle de; rahat, huzurlu ve sağlıklı yaşar. Ruhsal sorunları yok denecek kadar az olur. Rızkın dağıtımı ve takdirini kendi tekelinde görenler; bilerek veya bilmeyerek ilahlaşırlar. Kendilerini ilahın yerine tayin etmiş olurlar. Böylece hem ilahi takdire muhalefet etmiş, hem de gizli bir şirk sürecine girmiş olurlar. Sahip olduklarını veya ellerinde bulundurdukları dünyevi gücü kaybettiklerinde de psikolojik olarak yıkılırlar, ruh dengeleri bozulur, sağlıklı giden hayatları perişan olmaya başlar. Bu sonuç; hem yaptıklarının bir bedeli, hem de muhalefet ettikleri Yüce Allah’ın onlara bir cezasıdır.

İnsanların sahip oldukları ve olmak istedikleri her şey; kainatın sahibi olan yüce Allah c.c’ın takdirindedir. Arzu edilen nimetler ancak Allah’ın takdiriyle karşılık bulur ve elde edilir. Öyle insanlar vardır ki; kendini yönetecek ve idare edecek iradeye sahip olmadıkları halde bir çok dünyevi nimetin sahibidirler, bazı insanlar da vardır ki; süper zekaya ve yüksek iradeye sahip olmalarına rağmen yokluk içinde yaşarlar. Bu durum; tamamen ilahi iradenin takdiridir ve nedenleri insanlar tarafından bilinemez. İnsana düşen; istemek, çalışmak, gerekleri yerine getirmek ve tevekkül etmektir. Süreci insan iradesiyle yönetilen ve yürütülen her hususun sonucunu ilahi irade belirler. İnsanın istek ve beklentilerine uygun sonuçlanan iş ve işlemler için kişi; kendisinin uzmanlığı nedeniyle başarılı ve istediği sunucu almış olduğunu sanır. Halbuki ! İlahi iradenin takririyle beşeri iradenin isteği örtüştüğü için sonuç beklenen gibi olmuştur. Ya da; beşerin istediği ile ilahi iradenin takdiri örtüşmediğinde, beceriksiz, başarısız diye küçümsenenlerin sonucu kişinin başarısızlığı değil, ilahi iradeyle beşeri iradenin örtüşmemesindendir. Takrir; her zaman ve tartışmasız yüce Allaha aittir.

Sözü edilen hususların neredeyse herkes tarafından tecrübe edildiği bir gerçektir. İnsanların birçoğu, çok istemelerine rağmen istediklerini elde edemedikleri, bazıları da hiç gayret göstermeden kimsenin sahip olamadıklarını elde ettikleri bilinmekte ve görülmektedir. Bu tespitler sadece maddi nimetler için geçerli değildir. Makam, imkan, mekan, unvan gibi bir çok maddi, idari ve sosyal alandaki pozisyonlar için de ilahi takdir sorgulanamaz bir hakikattir. Çok iddialı makamlara hiç iddiası olmayanların geldiği, hiç beklenmedik şekilde bazılarının imkan sahibi olduğu, bazılarına beklemedikleri bir zamanda bazı unvanlar verildiği toplumsal gerçeklerdendir. Sadece ilim sahibi olmak kişinin iradesine ve Allah c.c. yardımına bağlıdır. Peygamberler hariç hiç kimse çalışmadan bilgi sahibi olamamış, ilim tahsil edenlerin her birisi neticede gayretleri ölçüsünde alim olmuştur. Bu konuda Müslüman için esas olan; Rabbının helal saydıklarını elde etmek için meşru yollardan, yalansız ve haramsız çalışmasıdır. Bu formda yürümeye çalışan Müslümana yüce Allah ihsanını lütfedecektir. Eğer istediği elde edilememişse, isteği için yaptığı işlemler ahiret sermayesine dönüşecektir. Dua ile yoğrulmuş her istek; Allah katında bir karşılığa sahiptir. Bunun takdiri de Allaha aittir. Allah tarafından; ya istenilen ihsan edilir veya daha iyisi lütfedilir. Bu da olmamışsa; ahirette, cennet sermayesi olarak kişiye sunulur. Her halükarda rızkın takdiri Yüce Allah’ındır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.