Samsun’un sokaklarını saran o eşsiz sıcak pide kokusu, camilerimizden yükselen kandil ışıkları ve iftar sofralarının birleştirici gücü… Hoş geldin on bir ayın sultanı, hoş geldin Ramazan!
Her yıl olduğu gibi bu yıl da büyük bir heyecan ve manevi huzurla karşıladık bu mübarek ayı. Ancak, kabul edelim ki Ramazan sadece ruhsal bir arınma süreci değil, aynı zamanda biyolojik saatimizin ve beslenme alışkanlıklarımızın kökten değiştiği bir dönem. Ruhumuzu terbiye ederken, bedenimizi ihmal etmemek; kaş yapayım derken göz çıkarmamak gerekiyor.
Peki, uzun süreli açlık ve susuzlukla geçen saatlerin ardından iftar ve sahur sofralarında nelere dikkat etmeliyiz? Bu ayı kilo almadan, halsiz düşmeden, sağlıkla ve zindelikle nasıl tamamlarız? Gelin, bu Ramazan’da "yasaklar listesi" değil, "sağlık reçetesi" uygulayalım.
Öncelikle şu konuda anlaşalım: "Ben sahura kalkmadan da tutarım, uykum bölünmesin" demek, bedeninize yapabileceğiniz en büyük haksızlıktır. Sahur, gün boyu bizi ayakta tutacak olan yakıt deposudur. Sahuru atlamak, metabolizma hızını yavaşlatır, kan şekerinin erken düşmesine ve gün içinde öfke patlamalarına yol açar.
Peki, sahurda ne yemeliyiz? Soframızda bizi gün boyu tok tutacak, susatmayacak gıdalar olmalı. Yumurta, sahurun kralıdır; en kaliteli protein kaynağı olarak tokluk süresini uzatır. Yanına az tuzlu peynir, ceviz, badem gibi yağlı tohumlar ve tam tahıllı ekmek eklediğinizde, mükemmel bir denge kurmuş olursunuz.
Uzak durmanız gerekenler ise çok net: Aşırı tuzlu zeytinler, sucuk-pastırma gibi işlenmiş etler ve hamur işleri… Bunlar ertesi gün sizi susuzluktan kavurur, aman dikkat! Geldik işin en zor kısmına… Ezan okunduğunda gözümüz dönüyor, kabul edelim. Bütün günün açlığıyla sofradaki her şeye aynı anda saldırmak istiyoruz. Ancak mideye yapılan bu ani baskı, hem sindirim sistemini kilitliyor hem de tansiyon ve şeker dengesini altüst ediyor.
İftarı iki aşamalı düşünün. Orucumuzu su ve hurma ile açıp, ılık bir çorbayla mideyi "uyandırmalıyız". Çorbanızı içtikten sonra kendinize bir iyilik yapın ve 10-15 dakika ara verin. Sofradan kalkın, akşam namazını kılın veya evin içinde biraz turlayın.
Beynimize "doydum" sinyali gitmesi için yaklaşık 20 dakikaya ihtiyacımız var. O 15 dakikalık arada yeme isteğinizin köreldiğini, ana yemeğe geçtiğinizde porsiyonlarınızın küçüldüğünü göreceksiniz.
Samsun’un o meşhur Ramazan pidesine "hayır" demek imkansız. Elbette yiyeceğiz ama "avucumuzun içi kadar" kuralını unutmadan. Bütün bir pideyi sıcak sıcak tüketmek, bir anda kan şekerini tavana vurdurur, sonrasında ise üzerinize o meşhur ağırlık çöker.
Tatlıya gelince… İftardan hemen sonra tatlı yemek yerine, en az 2 saat beklemek en doğrusu. Ve mümkünse şerbetli, ağır hamur tatlıları yerine; güllaç gibi, sütlaç gibi, dondurma gibi daha hafif, sütlü tatlıları tercih edelim. Haftada 2-3 günü geçmemek şartıyla tabii.
Ramazan’da yapılan en büyük hata, su içmeyi unutmaktır. Çay ve kahve asla suyun yerini tutmaz; aksine vücuttan su atılmasına neden olur. İftar ile sahur arasına yayarak en az 2-2,5 litre su içmeliyiz. Baş ağrısı, halsizlik ve sindirim problemlerinin çoğunun sebebi susuzluktur, unutmayalım.
"İftarı yaptım, koltuğa uzandım" devri kapandı. Sindirimi kolaylaştırmak için iftardan 1-2 saat sonra mutlaka hareket etmeliyiz. Teravih namazı bunun için manevi olduğu kadar bedeni bir fırsattır da. Namaz kılmayanlar içinse, Atakum sahilinde veya mahallemizde yapılacak 30-40 dakikalık tempolu bir yürüyüş, hem yediklerinizi yakmanızı sağlar hem de uykunuzu düzenler.
Kıymetli okurlarım, Ramazan, nefsimizi terbiye ettiğimiz bir aydır. Bu terbiyeyi sadece aç kalarak değil, yediklerimizde ölçülü olarak da göstermeliyiz. Sofralarımızdan bereketin, bedenimizden sağlığın, kalbimizden huzurun eksik olmadığı bir Ramazan diliyorum.