Ramazan; sadece aç kalınan bir ay değil, insanın kendi iç disiplinini yeniden inşa ettiği ilke mektebidir. Oruç; midede başlayan fakat kalpte kemale eren bir terbiyedir. Gün boyu helâl olan nimetten bile uzak durmak; insana, “Her istediğin sana helâl değildir” hakikatini öğretir. İşte bu; ilkeselliktir. İlke; şartlara göre eğilip bükülmeyen, menfaate göre şekil almayan, zamana göre renk değiştirmeyen bir duruştur. Ramazan; Müslümana bu duruşu kazandırmak için gelir.
İlkesel insan; yalnızken de kalabalıkta da aynı kişidir. Oruçlu bir mümin; kimsenin görmediği bir yerde su içmemeyi tercih ediyorsa, bu sadece açlık sabrı değildir. Bu, Allah’ın gördüğüne iman etmiş bir karakter inşasıdır. İlke tam da burada başlar. İnsan, görünmeyen yerde de doğru kalabiliyorsa, ilkesini sağlamlaştırmış demektir. Ramazan bu yönüyle, gizli alanın eğitimidir.
Ramazan’ın getirdiği disiplin; saatle yaşayan bir bilinç oluşturur. Sahura kalkmak, vakit kollamak, iftarı ezanla açmak; hepsi zaman bilincini öğretir. İlkesel insan da zaman bilinci olan insandır. Rastgele yaşamaz. Duygularına göre değil, değerlerine göre hareket eder. Oruç, nefsi susturup prensibi konuşturmaktır. Açlık, iradeyi keskinleştirir. Susuzluk, sabrı büyütür. Sabır büyüdükçe insanın karakteri sağlamlaşır.
Bugün modern insanın en büyük krizi ilkesizliktir. Menfaat varsa yakın, yoksa uzak… İşine gelince var, gelmeyince yok… Ramazan ise menfaatsiz bir sadakati öğretir. Gün boyu aç kalan bir insanın dünyevî bir kazancı yoktur. Oruç, alkış için tutulmaz. İnsanların takdiri için yapılmaz. Tam aksine gizlendikçe değer kazanır. Bu, gösterişten arınmış bir ahlâk eğitimidir.
İlke; alkışa bağlı olmayan davranıştır. Ramazan aynı zamanda paylaşma ahlâkını öğretir. İftar sofraları, sadece yemek masası değildir; kardeşlik meydanıdır. Zekât ve fitre, malın sahibinin insan olmadığını hatırlatır. İlkesel bir mümin, malı amaç değil araç görür. Sahip olduğu nimetleri emanet bilir. Ramazan bu emaneti hatırlatır. Açlıkla; yoksulu anlamayı, toklukla; şükretmeyi öğretir. İlkesellik burada sosyal boyut kazanır: Sadece kendini değil, başkasını da düşünebilmek.
Ramazan, dil terbiyesidir. Oruç sadece yemekten içmekten değil; kırıcı sözden, yalandan, iftiradan da uzak durmaktır. İlkesel insan; öfkelendiğinde susabilen, haklıyken haddi aşmayan, güçlü iken zulmetmeyen insandır. Peygamber Efendimiz’in “Oruç kalkandır” buyruğu; insanı nefsine karşı koruyan bir kalkanı ifade eder. İlke de böyledir; insanı kendi zaafından korur.
Bir ay boyunca harama yaklaşmamak için gösterilen hassasiyet, aslında bütün yılın provasını yapar. Ramazan bir eğitim kampıdır. Bayram sabahı ise mezuniyet törenidir. Fakat asıl soru şudur; bu eğitim kalıcı oldu mu? İlke, sadece Ramazan’a ait bir refleks midir, yoksa hayatın tamamına yayılan bir bilinç midir? Eğer Ramazan sonrası da aynı hassasiyet devam ediyorsa, oruç karaktere dönüşmüştür. Aksi halde Ramazan, sadece takvimde yaşanmış olur.
İlkesellik bedel ister. Oruç nasıl ki açlık bedelini gerektiriyorsa; dürüstlük de yalnız kalma bedelini gerektirir. Doğru olmak bazen kaybettirir gibi görünür. Fakat uzun vadede kazandırır. Ramazan insana kısa vadeli hazlardan vazgeçip uzun vadeli mükâfata odaklanmayı öğretir. Bu da ilkenin temelidir: Anlık çıkarı değil, kalıcı değeri sağlar.
Ramazan; iradeyi güçlendiren, sabrı derinleştiren, merhameti artıran bir aydır. Bu üç haslet birleştiğinde ilkesel bir şahsiyet ortaya çıkar. İradesi zayıf olanın ilkesi olmaz. Sabırsız olanın kararlılığı olmaz. Merhametsiz olanın adaleti olmaz. Ramazan, bu üç sütunu inşa ederek insanı dengeli bir karaktere taşır.
Ramazan, Müslümanın iç dünyasında bir anayasa değişikliğidir. Nefsin keyfî yönetiminden, ilkenin disiplinli yönetimine geçiştir. Açlıkla arınan beden, sabırla olgunlaşan ruh ve paylaşmayla genişleyen kalp; hepsi ilkesel bir hayatın yapı taşlarıdır.
Eğer Ramazan sadece aç kalmayı değil; doğru kalmayı öğretmişse, sadece sabretmeyi değil; istikameti kazandırmışsa, sadece ibadet etmeyi değil; şahsiyet inşa etmeyi sağlamışsa işte o zaman Ramazan amacına ulaşmıştır.
Ramazan gelir ve gider. Fakat ilke kalır.
Takvim değişir. Fakat karakter baki kalır.
Oruç biter. Fakat duruş devam etmelidir.
Asıl mesele; Ramazan’ı yaşamak değil, Ramazan’ca yaşamaktır.