PETROL ve BALIK

İsmail Okutan

 

Küresel kan emici bir vampir olan emperyalizmin yeryüzünde yaşamak ve var olmak için tutunduğu bir hayat vardır, tutunduğu bir toprak vardır. Daha doğrusu emperyalizm İslam topraklarında tutunmak için Müslümanların dünyevileşen din anlayışına sarılmaktadır. Bunun için çeşitli yöntemleri ve kaynakları bulunmaktadır. Tutunduğu hayat bizim miskin hayatımızdır. Beslendiği kaynak ise bizim başta petrol olmak üzere yeraltı ve yerüstü kaynaklarımız ile insan kaynaklarımızdır. Her zaman bizim beyin gücümüzden faydalanmaktadır.  Bu faydalanma bazen beyin göçü ile gerçekleşirken çoğu zaman neslimizin zihin kodları ile oynayıp düşünemez duruma getirerek, kültürel işgali ve gelecekle ilgili tehlikeleri önemsemeyen bir nesil oluşturarak, robotik insan durumuna getirerek tehdit olmaktan çıkarmaktadır. 
 

Köpek balıkları denizlerde ve okyanuslarda istedikleri gibi avlanıp istedikleri balığı yemektedirler. Köpek balığı için bir balığı yutmak günlük olağan bir iştir. Emperyalizm de Ortadoğu ülkelerini, 3. dünya ülkelerini böyle görmektedir. İstediği gibi avlanıp istediği ülkeyi işgal etmektedir. Canı ve menfaati hangi ülkeyi istiyorsa ona saldırıp yemektedir. Emperyalizm için ezilmiş toplumlar, mazlum milletler petrol deryasında yüzmekte olan bir balık gibidir. Köpek balığı okyanusta herhangi bir balığı nasıl avlayıp yemekte ise emperyalizm için de herhangi bir ülke petrol denizinde yüzen bir balıktır. İstediği zaman istediği gibi avlayıp yemektedir, sömürmektedir. Karşısında bir engel, bir direniş gördüğü zaman yaftası hazırdır. Radikal güç, terörist grup diye tanıtıp kamuoyunda mahkûm etmekte ve ezip geçmektedir.

Emperyalizm bu gücünü nereden mi alıyor? Elbette bizden yani ezilmiş halklardan almaktadır. Satılmış işbirlikçi yönetimlerden almaktadır. Okumayan bizlerden, cahil kalmış, güçsüz bırakılmış bizlerden almaktadır. Gücünü bizim lime lime olmuş dağınık yapımızdan almaktadır. Emperyalizmin en büyük güç kaynağı, askeri varlığı üstün teknolojisi, modern silahları tankları ve topları değil, cahil bırakılmış, güçsüz bırakılmış sessiz, savunmasız toplumlardır. Hatta sinema ve televizyon sektörü ile aptallaştırdığı toplumların tepesine kolayca inmektedir. Bilinenin aksine ABD Irak’a silah gücü ile askerî gücü ile girmedi, karşısında direnmeyen, çatışmayan, işgale karşı savaşmayan ırak halkı sayesinde girdi. Orduyu dağıtıp teslim olan, savaşmayan, satılmış ruhlu ordu komutanları sayesinde girdi. Eğer Irak ya da Suriye toplumu kenetlenip yekvücut olarak işgale karşı savaşsaydı, ülkesine sahip çıksaydı yine çok kayıp verirdi ama ABD’nin sonu kaçınılmaz olarak Vietnam gibi olurdu. Direniş ruhunu canlı tutarak bundan sonrası için de ülkelerini koruma altına alabilirlerdi. Ancak direniş ruhunu kaybedenlerin, ruhlarını makam ve menfaat karşılığında satanların topraklarını ve ülkelerini kaybetmeleri de bir mukadderattır. Bunun için emperyalizm toplumlar ve toplum katmanları arasında suni ayrılıklar, düşmanlıklar oluşturup birbiri ile çatışır hale getirip kendisi aradan sıyrılmaktadır.

Dikkatle bakıldığında görülecektir ki sömürülen ya da işgal edilen, savaş çıkartılan ülkelerde sistemli bir cahillik, sistemli bir fakirlik, sistemli bir ahlaksızlık vardır. Sistemli bir şekilde insanları hasta eden sağlık sistemi vardır. Sistemli bir şekilde toplumu cahil bırakan bir eğitim sistemi vardır.
Bu gerçeği yine batılı bir bilim adamı George Bernard Shaw güzel şekilde dile getirmektedir;
"Balık kokusu almış bir köpek balığından daha tehlikelisi, petrol kokusu almış Amerikan emperyalizmidir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.