ÖYKÜMSÜ

​Kendine bile inanmayan bir bulut tüccarıydı Caner. Annesinden ağlayarak balon isteyip, onları özgürce havaya salmak isteyen çocuklara balon satardı.

Bir nevi, gökyüzünün bir bölümünü çocuklara kiralardı. Balonu bileğine bağlamasını isteyen çocuklara ise olumsuz cevap verirdi, özgürlüğün ne olduğunu anlasınlar balonun arkasından ağlarken diye.


 Özgürlük öyledir çünkü, birden kaçar elden. Bir baloncuya göre çok felsefikti. 
Son zamanlarda çok fazla kırlangıç görüyordu bir de eve gelip giderken. Aslında böyle olduğunu zannedip, gördüklerini de hayal sanıyordu. Kendine inanmazdı. 

Bileklerinde küçük dövmeler vardı, kafasında büyük fikirler. Elinde balonlar, hep düşünürdü. Mesela Bursa'da bulunmaz bir kumaş satmak istiyordu. Hiç kimsenin bulamayacağı, bulduğu anda ise "bulunmaz" olduğu için hemen alacağı bir kumaş. Bunları yapmak için her gün gördüğü kırlangıçlara özenirdi. Onlar gibi bir günlüğüne Bursa'ya gitmek isterdi süzüle süzüle. 

Ve sadece uçmalarına da değil, yüzlerinin olmamasına da özenirdi kırlangıçların. Unutulma derdi, yoktu mesela onların ve kimseden saklanmak zorunda değillerdi. Çünkü bütün kuşlar aynı surete sahipti. İnsanlarsa, sanki kendi yüzlerinden utansın ve sokağa çıkamasın diye "numunelik" yaratılmışlardı. Bu çok acı çektiriyordu Caner'e. 

Kendisine bile inanmayan bir adamdı, kafasının içindekilerle yaşardı. Aynaya bakardı arada, elinde balonlarla. Ben bu muyum, yoksa insanların beni nasıl gördüğünü mü görüyorum şu an diye düşünürdü. 

Bazen hiç balon satmadan eve gittiği oluyordu ve ben bu değilim diyordu. Kimdi Caner? Kendine bile inanmayan bir adamdı. Ev halkı ya da sokaktaki çocukluk arkadaşları deli zannederdi onu. Ama kendi kendine konuşmanın nesi delilikti?..Bazen kendisiyle tartışırdı, karşısındaki kendisine de inanmazdı. Hadi oradan, diye çıkışırdı kendine. 

Caner o gün yine işe gitti. Birkaç çocuk sevindirdikten sonra, eve geçecekti akşama doğru. Ve küçük kardeşinden bir mesaj gelmişti: "Abi, bugün annemin doğum günü unutma". O ise olaya bambaşka bir yerden bakıp, annesine hediye almak yerine güzel bir parfüm almıştı kendisine yol üzerinden. Doldurma parfümlerden birini attı cebine. Annesinin onun güzel kokmasıyla mutlu olacağını ve bunun doğum günü hediyesine tekabül edeceğini düşünmüştü. Belki de kardeşine de inanmamıştı, hediye alma riskine girmedi bu yüzden. 

Evin önüne geldi. Parfümü sıkmaya başladı. Ama o kadar sıktı ki üstüne; parfümün tamamını bitirmişti ve gömleği sırılsıklam olmuştu. Herkesin kokuyu alacağına inanamamıştı bir türlü. Kapıyı çaldı, "doğum günün kutlu olsun anne" dedi. "Sağ ol yavrum, ne güzel kokuyorsun" dedi annesi ve içeriye gitti. Caner'in ilk hayal kırıklığıydı fakat belli etmedi. İçeriye oturdu, annesi ve kardeşi balkonda bir şeylere bakıyordu. Onların yanına gitti ve "na’pıyorsunuz?" dedi Caner. "Yok bir şey oğlum" dedi annesi: "Karınca yuvası bulduk da mutfak balkonunun girişinde, o hep gezen karıncalar vardı ya, buradan geliyormuş meğer, ona bakıyorduk". Caner birden "öldürelim hepsini" dedi. Annesi, "olur mu oğlum çok günah" dedi ve "biz beş dakika karşı komşuya gidiyoruz" diye ekledi. 

Eve gireli daha 3 dakika olmamıştı ve yapayalnız kalmıştı, karınca katliamı için her şart uygundu. Fakat öleceklerine inanmayıp üstlerine kolonya döktü, hem daha ilginç olacak hem de tamamen yanacaklardı. Heyecanlandırmıştı bu fikir Caner'i. Merak ediyordu ne olacağını. Yanacaklarına da inanmayıp kolonyağı çok fazla döktü. 

Yüz üstü yattı daha yakından görmek için bu panayırı! Kibriti çakıp attı üstüne yuvanın, birden parladı ateş; Caner'in tamamen alkol olan gömleğine sıçradı, ne olduğunu anlamadı genç adam. Hayatında ilk kez kendine tamamen inanmıştı: Yanıyordu. Musluğa koştu gayriihtiyârî, sular kesikti bu sefer de. Can havliyle sağa sola baktı, köşede bir bidon su vardı. Aldı, döktü gövdesine. Rahatlayacağını düşündü fakat alevler daha da parladı. Feci şekilde yanıyordu. Çünkü o su zannettiği şey, babasının salonu badana yaparken kullandığı tinerdi. Caner, hayatında son kez kendine inanmıştı: Ölüyordu. Daha fazla dayanamadı ve bıraktı kendini yere. Karıncalarla birlikte yanıyordu. O sıralarda diğer yangın yerine sırtında su taşıyan bir karınca geçti yanından, hafifçe gülümsedi ve ona şöyle dedi: 
Senden bir tane var unutma, biz ise ölsek de farkedilmeyiz.

Semih PARLAK

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

KÜLTÜR SANAT Haberleri