Olduğu gibi davranmak

Muhammet Torun

Her şey güzel de kendi varoluş nedenini, iç dengesini, gerekçesini bulur. Güzel bir nesne ancak olduğu gibi davranır.

Bir ağaca bakıyorum bazen. Kimse ona nasıl büyümesi gerektiğini anlatmıyor. Bir dalı ötekine göre daha eğri, gövdesi biraz yamuk, yapraklarının biri diğerinden daha büyük. Ama bütün bunlara rağmen ağaçta tuhaf bir bütünlük var. Kendini açıklamaya, beğendirmeye, başka bir ağaca benzemeye çalışmıyor. Olduğu şeyin içinde bir düzen bulmuş.

Belki güzellik dediğimiz şeyin önemli bir kısmı da burada saklıdır.

Bir şey kendisi olmaya başladığında güzel görünür.

İnsanlarda ise işler biraz daha karışık. Daha çocukken bize nasıl olmamız gerektiği anlatılmaya başlanıyor. Başarılı ol, güçlü ol, güzel görün, çok kazan, herkes tarafından sevil, geride kalma… Sonra bütün bunların arasında bir yerde kendi sesimizi kaybediyoruz. Bir süre sonra ne istediğimizi değil, bizden ne beklendiğini düşünmeye başlıyoruz.

Kendimizi başkalarının gözünden kuruyoruz.

Sonra da neden içimizde sürekli bir huzursuzluk olduğunu anlamaya çalışıyoruz.

Oysa insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin temelinde belki de daha basit bir soru var:

Ben neden böyleyim ve bunun içinde nasıl dengede kalabilirim?

Bu sorunun cevabı bulununca hayat birdenbire kolaylaşmıyor. İnsan bütün sorunlarından kurtulmuyor. Ama en azından hangi tarafa doğru yürümesi gerektiğini anlamaya başlıyor.

Çünkü varoluşunun gerekçesini bilen bir insanın her şeye yetişmek gibi bir zorunluluğu kalmıyor.

Her şeyi sevmek zorunda değil.

Herkese kendini açıklamak zorunda değil.

Her ortamda kendini kanıtlamak zorunda değil.

Başkalarının hayatıyla yarışmak zorunda hiç değil.

Bir çiçek gül olmak için uğraşmıyor. Bir taş, başka bir taşın biçimine özenmiyor. Deniz, gökyüzüne benzemeye çalışmıyor.

Her biri kendi varlığının içinde bir denge taşıyor.

Belki insanın kaybettiği şey de tam olarak bu: Kendi varlığının içinde durabilmek.

Kendimizi sürekli düzeltmeye çalışıyoruz. Daha iyi bir versiyonumuzun peşinden koşarken elimizdeki insanı tanımaz hale geliyoruz. Bir türlü tamamlanamıyoruz çünkü tamamlanmayı hep dışarıda arıyoruz.

Oysa bazen yapılması gereken kendine yeni bir şey eklemek değil, üzerine yapışmış gereksiz şeyleri çıkarmaktır.

Neyden hoşlandığını, neyi istemediğini, neye tahammül edemediğini, ne uğruna yorulmaya değer bulduğunu bilmek…

Bunlar küçük şeyler gibi görünüyor. Değiller.

İnsanın iç dengesi biraz da bunlardan oluşuyor.

Ve belki sonunda güzellik dediğimiz şey, kusursuzluk değil; parçaların birbirine ait olduğunu hissettiren o sessiz uyumdur. Bir insan kendisini bulduğunda daha gösterişli biri olmayabilir, daha çok konuşmayabilir, daha başarılı görünmeyebilir.

Hatta dışarıdan bakıldığında hiçbir şey değişmemiş bile olabilir.

Ama artık kendini başka bir şeye dönüştürmeye çalışmıyordur, olduğu gibi davranıyordur. Belki de güzel olan tam olarak budur.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.