Okunmak için mi yazı yazmalı...

Adnan Bahadır

     

Okunmak için mi yazı yazmalı, ibret almak için mi?

 

Yaklaşık bir yıldır bu sütunlarda siz değerli okurlarımla buluşmaktayım. Yazdığım yazılardan aldığım olumlu tepkiler, yazıların toplumu aydınlatmada, yapılan yanlışların hangi kılıflar altında topluma doğruymuş gibi gösterilmeye çalışılmasını ve bilinmeyen gerçeklerin açığa çıkmasında ne kadar başarılı olduğunu, böylelikle de bunların ne kadar yararlı yazılar olduğunu görmek beni fazlasıyla mutlu etti. Bunun için ödenmesi gereken bedel ne ise ödemeye razı olduğumu da bilmenizi isterim.

            Benim hayat felsefemde bir şeyi yapmış olmak için yapmak veya birilerine hoş görünmek adına yapmak gibi bir şey yoktur. Yaptığım işlerin, konuşmalarımın ve yazdığım yazıların hayatın gerçekleri olması ve yaşanmış olaylar olduklarından, insanların ilgisini çekmekte ve yazıların devamını talep edilmektedir. Hayata çok genç ve yaşıma göre erken başladığımdan, yaşımın iki katı belki de üç katı yaşayan insanların şahit olabileceği olayları yaşadığımdan, bazen yaşımı soranlara tevellüdüm çok eski sormayın deyip, yarı şaka yarı ciddi işi geçiştiriyorum.

            Diyeceksiniz ki, bunları neden izah etme gereği duydun? Bugün günlerden Pazar, siyasetten uzak, sizleri germeden, kafanızı yormadan bir yazı yazayım istedim. Düşündüm, taşındım, okuduğum kitaplardan hikâye mi yazsam, roman mı yazsam yoksa öykü yazsam da okuyucuları yormadan rahat bir Pazar geçirmelerine vesilemi olsam. Sonra kendi kendime dedim ki, inanmadığın şeyi yapmama noktasında kararlı olduğuna göre bunu da yapma, yazdığım yazı sizleri aydınlatmayıp, yaşadıklarımdan veya bildiklerimden kesitler olmayacak ise o yazıyı yazmam daha iyi. Bugün sizlerle öğrencilik yıllarımda yaşadığım bir anımı paylaşmak istiyorum; Sanırım 77–78"li yıllardı lise birinci sınıfta okuyordum. O zamanlar Edebiyat dersi ile Kompozisyon dersi ayrı ayrı iki ders idi. Gerek Edebiyatım gerekse Kompozisyonum fena sayılmazdı, ilk yarı bitip, karne aldığımızda her iki dersim de 9 idi( Notlar o zaman 10 üzerinden hesaplanıyordu). Ülkemizdeki siyasi olaylar hayli alevli olmasına rağmen benim öyle bir derdim yoktu. Okula gidip gelmenin dışında bisiklet binme, saat alıp satma, kitap ve dergiler dışında bir işle uğraşmıyordum. Birde mesleğimle ilgili özel kurslar ve dersler almaktan keyif alıyordum. Edebiyat hocamızın siyasi görüşü biraz fazla öne çıkıyordu, sınıftan bir arkadaş hoca ile aynı görüşte olduğundan sürekli teneffüslerde görüşüyorlardı, benim farklı siyasi görüşte olduğumu hocaya söylemiş, benim bunlardan haberim yok, ikinci yarıyıl başlayıp, sınav olduğumuzda birde ne göreyim, sınav sonucunda hem Edebiyattan hem Kompozisyondan 3 almışım, nedenini merak edip öğrendiğimde benim farklı siyasi düşünceden olduğumdan zayıf aldığımı gördüm ve ondan sonraki tüm sınav kâğıtlarımı boş verdim, yılsonu tek dersten kalınca, o zamanlar sınıf ortalaması diye bir şey vardı ve sınıfı geçtim. Daha sonraki yıllarda Babamın işleri nedeniyle başka bir şehre taşınınca, bende okulumu değiştirmek zorunda kaldım, gittiğim okulda edebiyatım yine 9 olunca karnenin fotokopisini çekip, hocama gönderdim.

            Burada sizce hoca mı suçlu, ben mi, yoksa arkadaşım mı? Aslında hoca iyi bir insan, hala daha sevip, saydığım bir insan ancak aradaki arkadaşım hoca ile aramızı açtı. Peki, bu hoca için mi iyi oldu, benim için mi yoksa arkadaşım için mi? Şüphesiz hiçbirimiz için hoş bir durum olmadı. Ancak insanları yanlış bilgilendirme ve aralarını açmak çok büyük yanlış, maalesef toplumumuzun en büyük hastalıklarından birisi haline gelen bu illetten bir an evvel kurtulmamız gerektiği kanaatindeyim. Bunun yolu da iletişimden geçmektedir, insanları tanımıyor isek onları tanıyıp, konuşup, ona göre ilişkilerimizi ayarlamalıyız, şayet adam toplum için, ülke için, şehrimiz için zararlı işler yapıyor ise o zaman bedeli neye mal olursa olsun onu topluma tanıtmalıyız. Yok, adam şu siyasi görüşte, bu cemaate mensup, falanca ile arkadaş diye ilişkilerimizi bozmaya kalkarsak gerek maddi açıdan, gerekse manevi açıdan altından kalkılmayacak sıkıntılar yaşarız. Peki, bunları yapabilmek için neye ihtiyacımız var diyecek olur iseniz, sağlam karakter, özgüven, akıl ve vicdana sahip her insan bunu yapabilecek durumdadır. Yaradılış doğasında da bu mevcuttur.

            İnsanların biri birini sevmesinden mutlu olmayan toplumlar mutsuzluğa, huzursuzluğa mahkûmdurlar. Mutlu pazarlar.   

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.