Öğretmenler Hakaret Ağacı Değiller!

 

BANA BİR HARF ÖĞRETENİN KIRK YIL KÖLESİ OLURUM diye bir söz vardır. Bu söze ben her okuduğum kelimede, cümlede, hikayede, romanda, gazetede, dergide kısaca okuduğum her şeyde aklımın bir köşesinde duruyor. Bu ifade, yada atasözü herkesin aklının bir yerinde yer edinmiştir. Okudukça insanlar aydınlanıyorlar. Hangi dilde olursa olsun hangi şartta olursa olsun bize bir kelime öğretmek için çırpınan öğretmenler, yöneticileri tarafından, müdürleri tarafından, müsteşarları tarafından, bakanları tarafından, başbakanları tarafından ve daha niceleri tarafından yaşamlarının her dönemlerinde irdelendiler. Ötekileştirildiler, yalnızca 24 Kasım'larda hatırlandılar ve öğretmenler günü ile taltif edildiler. Öğretmenlerimizin değerlerini en iyi bilenler benim düşünceme göre, bozuk eğitim sistemini savunmayan, herkesin parasız ve ulaşılabilecek bir eğitim sistemini savunan ve destekleyenler bilirler. Onlar bir Milli Eğitim Bakanı gibi öğretmenlere hakaret etmezler diye düşünüyorum. Geçenlerde bir açıklama okudum MEB Ömer Dinçer, Öğretmenlere hakaret etmeye devam ediyor diye. Açıklamayı tabiki Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası yaptı. Eğitimsen yürütme kurulunun açıklamasında MEB, Ömer Dinçer, “öğretmenlerin işe geç kalma ve devamsızlık oranı en yüksek olan ülke” diyor. Bence bakan bey sanıyorum bakanlık personeli ile karıştırıyor olmasın. Ülke genelinde hangi okula gitmişte, öğretmeni çocuklara ders anlatırken görememiş? Hangi okula gitmişte öğretmen okulun önünde keyfi olarak derse girmemek yerine okulun önünde lak lak yaparken görmüş? Hangi okula gitmişlerde öğretmenler derste değilde evinde yatak keyfi yaparken tespit edilmişler? Hangi okulda öğretmenler okulu kırıp sinemaya gitmişler? Hangi okulda öğretmenle ri ders anlatmak yerine alışverişe gider görmüşler? Bir de sevgili okurlarım ben binlerce öğretmen tanıdım. Hepside işlerini o kadr önemsiyorlar ki bir öğrencilerini daha topluma kazandırmak için can siperane çalışıyorlar. Çalışmaya da devam ediyorlar. Fakat MEB'nın başındaki bakan Ömer Dinçer, kendiside bir öğretim görevlisi, kendisini de yetiştiren öğretmenler oldu mutlaka ama meslektaşlarına bu kadar acımasız ve sert eleştirilerde bulunabiliyor.

Eğitimsen'den arkadaşların açıklamasında şunlar yazılıydı.

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, bu aralar sıklaştırdığı TV programı turlarında eğitim sisteminde yıllardır yaşanan kronik sorunların sorumluluğunu gerçeği yansıtmayan verilerle öğretmenlerin, eğitim emekçilerinin üzerine yüklemeye devam ediyor. Bakan Dinçer, OECD ülkeleri içerisinde Türkiye'nin “öğretmenlerin işe geç kalma ve devamsızlık oranı en yüksek olan ülke” olduğunu iddia etmiş ve eğitim emekçilerinin yıllardır büyük fedakarlıklarla görevlerini yerine getirmeye çalıştığı gerçeğini görmezden gelmiştir. Bakan Dinçer'in göreve geldiği ilk günden bu yana eğitim sisteminde yaşanan ve bizim de sık sık şikayetçi olduğumuz sorunlarla ilgili kalıcı çözümler üretmek yerine “demagoji” yaparak öğretmenleri suçlaması büyük bir ayıptır. Oysa, OECD üyesi 10 ülke arasında en yüksek çalışma saatlerine sahip olan ülke Türkiye'dir. Öğretmenlerin yıllık zorunlu çalışma saati Türkiye'de 1808 saat olarak hesaplanmıştır. Oysa bu kriter çerçevesinde Türkiye'nin de üyesi olduğu OECD ortalaması 1663 saattir. Türkiye'deki öğretmenler, söz konusu fazla çalışmaya karşılık, diğer ülkelerdeki meslektaşlarına göre en düşük ücreti almaktadır. Ders saati, bir öğretmenin yıl boyunca girdiği toplam dersin saatini ifade ederken, çalışma saati kavramı bir yıl boyunca girilen toplam dersin süresine velilerle görüşme, sınavlar için hazırlık yapılması, ders hazırlığı, sınav kâğıtlarının hazırlanması ve okunması, öğrencilere danışmanlık, okulla ilgili genel görevler ve personel toplantısı gibi faaliyetlerin de eklenmesiyle hesaplanmaktadır. Türkiye'de öğretmenler sadece derslere girmemekte; bunun yanı sıra, özellikle son yıllarda yaygınlaşan Toplam Kalite Yönetimi, İlköğretim Kurumları Standartları gibi uygulamalarla ders dışı zamanlarda da yoğun bir mesai harcamaktadır. Tüm bu unsurları göz önüne alarak baktığımızda, Türkiye'de öğretmenlerin iş yükünün son derece ağır, harcadıkları emeğin karşısında aldıkları ücretin ise diğer OECD ülkelerine göre oldukça az olduğu görülmektedir. Bakan Dinçer'in “öğretmenler üç ay tatil yapıyor” gibi kasıtlı ve gerçeği yansıtmayan ifadeleri kendinden önceki dönemlerde de karşımıza çıkmıştı. Örneğin, eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in “öğretmenler iki gün çalışıyor, üç gün okey oynuyor!” diyerek tüm eğitim emekçilerinin emeğini aşağıladığı hatırlanmalıdır. Ancak OECD verilerine baktığımızda gerçeğin hiç de AKP'li bakanların ifade ettiği gibi olmadığı görülecektir. Eğitim Sen olarak, eğitim hizmeti kamusal, parasız, bilimsel, laik, nitelikli ve anadilinde örgütlenmeden bu sorunlara kalıcı çözümler getirilemeyeceğini bir kez daha hatırlatıyoruz. Gerçekleri yansıtmayan çeşitli bahanelerle politikalarına toplumsal rıza sağlayabileceğini sananları bir kez daha uyarıyoruz. Sendikamız, binbir güçlükle görevlerini yerine getirmeye çalışan eğitim emekçilerinin haklarının gasp edilmesine ve emeklerine hakaret edilmesine asla izin vermeyecektir.” MEB veya diğer yetkililerin tuttukları çetelelere bakmak lazım hangi öğretmen, hangi şartlarda işe gelmemiş? Hangi öğretmen İşe geç gelmiş? Hangi öğretmen İşini kırıp sokakta simit satmaya gitmiş? Hangi öğretmen neden işine keyfi olarak gelmemezlik yapmış? Bütün bunlara verilecek bir yanıt vardır umarım. Öğretmenler dünyanın en onurlu insanlarını böyle yargısızca infaz etmek kimsenin hakkı değildir....Saygılarımla.....