NİNEMİN İMANI

Adnan Bahadır

Ramazan ayına girmemiz hasebiyle Milli Eğitim Bakanı’nın okullara gönderdiği genelgeyi eleştirenlere birkaç kelamım olacak. Zaman zaman Uğur Mumcu Parkı’nın orada bulunan evimden Subaşı’ndaki annemin evine yürüyerek giderim. Gazetenin ofisini eski adıyla Irmak Caddesi’ne taşıyınca dönüşte de Mecidiye’den yürüyerek yeni ofisimize giderim. Yazın yazlıkta yürüyüş yapmak kolay oluyor. Kışın Doğu Park bize yakın olsa da araç olmadan gitmek zor oluyor. Araçla da eski Tekel sapağı olarak adlandırdığımız kavşaktan geçip Doğu Park’a gidip dönmek yarım saate yakın zamanımızı aldığından, iyi havalarda yürüyüşü kışlıktan anamın evine, oradan da ofise giderek yapmaya çalışıyorum. Neden bu detayı verdim derseniz; yürüyüş esnasında ister istemez insanların sohbetlerine kulak misafiri oluyorsunuz. Gençlerin tek sohbeti aşkı meşk, orta yaşlıların sohbeti ekonomi ve geçim, emeklilerin sohbeti ise maaşlarının yetersizliği. İki arkadaşın karşıdan karşıya gelme anındaki sohbetleri çok enteresandı. Biri Subaşı’ndan Çiftlik Caddesi’ne doğru yürüyordu, diğeri de Çiftlik Caddesi’nden Subaşı’na doğru yürüyordu. Subaşı tarafından gelenin elinde bir koli yumurta vardı. Arkadaşı ona, ‘Subaşı’ndan ta Bahçelievler’e yumurta mı taşıyorsun?’ diye söyleyince adamcağız, ‘Ne yapayım, orada yumurta bir lira ucuz. Otuz yumurta da otuz lira eder, onunla da iki çay içerim.’ diyordu. Demek ki insanlar bu kadarının dahi hesabını yapmak zorunda kalıyorlar. Hükümetin emeklilere mutlak surette bir çözüm bulması gerekmekte. Bu çözüm öyle gelir sınıfına bakılarak az geliri olana çok, çok geliri olana hiç destek şeklinde değil, asgari ücret taban alınmak suretiyle prim ödeme miktarına göre yapılmalı.

Gelelim Milli Eğitim Bakanı’nın okullara Ramazan ayı ile ilgili gönderdiği genelgeye. Genelgede gençlere Ramazan ayıyla ilgili programlar yapılması, oruç konusunda tavsiyelerde bulunulması, camiye gitmek isteyenlere destek olunması ve inancımızın gereklerinin gençlerimize anlatılması yönünde bir tavsiye genelgesi yayımlanmış. Bu, şimdiye kadar olması gereken ama yapılmayan bir şeydi. Bakan Tekin’i canıgönülden tebrik ediyorum. Çok doğru bir genelge yayımlamış. Umut ediyorum bundan sonra da bu gelenek devam eder. Buna karşı çıkan insanların tek dertlerinin din olduğu, bu olayın siyasetle uzaktan yakından ilgisinin bulunmadığı açık ve net ortadadır. Gençlerimizin geldiği nokta gerçekten içler acısı. Ortaokul seviyesinde çocuklarımızın hayatına sevgili, uyuşturucu ve kötü alışkanlık kavramı girmiş durumda. Bu, gelecek nesillerimiz için çok kötü bir durum. Nüfusumuz yaşlanıyor, her aile üç çocuk yapmalı deniyor ama bu çocukların devletine, milletine, dinine bağlı bireyler olması noktasında devlet elinden geleni yapsa da ailelerin üzerine çok daha fazla görev düştüğünü unutmamak lazım.

Gelelim yazı başlığımıza… Rahmetli babaannem okuryazar değildi. Rus Harbi’nde ağabeylerinin ihtiyaçlarını taşırken tütün ile tanışmış, ölünceye dek de sigara içmekten vazgeçmemişti ama Yasin-i Şerif’i, namaz dualarını çok iyi bilirdi. Köyümüzdeki gençlere hem namaz kılmayı öğretir hem de her cuma gecesi evde Yasin-i Şerif okur, biz de dinlerdik. Ramazanlarda ilk teravih namazını onunla kılmak nasip oldu. Bizi eline alır, köyün camisine götürürdü. O kadınlar bölümünde kılardı biz ise ilk gittiğimizde küçük olduğumuzdan bir müddet onunla kadınlar bölümüne giderdik. Sonra biz erkekler bölümüne geçtik, o da kadınlar bölümünde kılar, çıkışta buluşup eve giderdik. Elektrik yok, evde akan musluk suyu yok, el feneriyle camiye gider gelirdik. Suyu da luba dediğimiz, su deposu gibi açık bir yerden eve taşırdık. Bayramlarda ninem bizi eline alır, köyün tüm mezarlıklarını dolaştırır, Yasin-i Şerif okur, biz de dinlerdik. Ben Yasin-i Şerif’i onun okumalarından ezberledim desem abartmış olmam. Geldiğimiz noktaya bakınca gençlerimiz çocuk yaşta uyuşturucu ve gayriahlaki durumlarla karşı karşıya kalmışlar. Sevgilisi olmayan kız çocukları, arkadaşları tarafından dışlanacak noktaya gelmiş. Küçüğün büyüğe saygısı kalmamış, büyüklerin küçüklere örnek olması bir yana onların da birçoğunun acınacak halde olması, toplum olarak geldiğimiz acı durumun özetidir. Rahmetli ninemin imanı ile bugünkü ilahiyat profesörlerinin imanını değişmem. Neden derseniz; onda samimiyet ve ihlas vardı. Bizim profesörlerin pek çoğu okudukça sapıttı. Kimisi ‘Giresun cennet gibi bir yer, ne yapacaksınız cenneti?’ demeye başladı. Kimisi ‘Bize Kur’an yeter, hadislere ve peygamberle gerek yoktur.’ dedi. Kimisi de dini parayla satıp geçimini oradan temin etme yoluna gitti. Sizin anlayacağınız merhum ninemin imanının bunlardan da tarikatçıyım diye geçinip her türlü hezeyanı işleyen sahtekârlardan da çok daha makbul olduğuna inancım tamdır diyerek sözlerime son veriyorum. Hayırlı Ramazanlar.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.