NİCE BAYRAMLARA!.. / 1

M.Halistin Kukul

NİCE BAYRAMLARA!..  / 1                 
 M. HÂLİSTİN KUKUL
     Bayram günleri; sevgi, saygı, hoşgörü, çocukları, ihtiyarları, öksüzleri, yetimleri ve fakîrleri sevindirme  günleridir. Aslında, her gün böyle olmalıdır da, bayramların mânevî havası, onu, diğerlerinden farklı yapmaktadır. 
    Peygamber Efendimiz (s.a. v.), Ramazan ve Kurban Bayramları için şöyle buyurmaktadır:
       "Kurban gününü bayram olarak kutlamakla emrolundum. Onu, bu ümmet için Allah bayram kılmıştır." 
         "Şu beş gecede yapılan duâ geri çevrilmez: Regaib gecesi, Berat gecesi, Cuma gecesi, Ramazan (fıtr) ve Kurban bayramının birinci geceleri"
      Yine, Peygamber Efendimiz (s.a.v), Medineliler'in câhiliye döneminden kalma bayramlarını kutlamaları üzerine, onlara şu nasihatte / îkazda  bulunmuşlardır:
       " Allahü teâlâ size onlardan daha hayırlı iki bayram (Fıtr  /  Ramazan ve Kurban Bayramı) ihsân etti."
       Bayramlar; merhamet ve nezâketin zirveleştiği, gönüllerin sevinç ve huzurla dolduğu / doldurulduğu zamanlardır.  Acıların ve neş'elerin paylaşıldığı zamanlardır. Bu sebepledir ki, bunu bir fırsat bilerek, fert ve toplum olarak iyi değerlendirmeliyiz.
        Ne yazık ki, son senelerde, ağız tadıyla, hakîkî mânâsıyla bayram yaşayamıyoruz. Bir tarafta asayişsizliğin netîcesi olan kan ve gözyaşı, bir tarafta iktisâdî zaafın sebebiyet verdiği zor şartlar altında  karınlarını doyurmağa çalışan milyonlar, öte yanda alabildiğine ve olabildiğince israf ve şatafat  içersinde ziyâfet sofralarında keyif çatanların bulunduğu mekânlar!..
    Diyeceksiniz ki, bu, sâdece bu güne mi mahsustur, elbette değil!..
    Bizim gibi, târihî zenginliği bulunan milletlerin sevinç ve coşkunlukla huzurlu bir şekilde birlik içersinde bayramlarını kutlamaları gerekmez mi? 
     Neyimiz noksandır?
      Bu gün; güzel sözlerin ve güzel tavırların kendini gösterdiği günler olmalıdır. Ucûbe sözlerin arkasından gelen  fecî hâllerle cemiyet âhengini bozmaya, silip süpürmeye kimsenin hakkı yoktur. 
      Bilinmelidir ki, Türk milleti, böyle bir hâle de asla müstahak değildir. 
      Şanlı ecdâdımız, bize, dînî ve millî bayramlarımızın yanında, şehirlerimizin kurtuluş günlerini de apayrı bir güzellik olarak miras bırakarak âdetâ ikrâm etmişlerdir.
       Ne kadar şükretsek azdır ki, Allahü teâlâ, bizi, Müslüman bir diyârda, Müslüman bir ana ve babadan dünyâya getirdi. Buna nasıl sırt çevirir ve nankörlük ederiz?
       Geçirdiğim senelere bakıyorum. Bu Kurban Bayramı îtibâriyle, yetmiş üçüncü bayramımı geçirmiş olacağım. Yetmiş üç de Ramazan bayramını ilâve edersek, ömründe, bunca bayram yaşamak kaç kişiye nasib olmuştur, diye de düşünüyor, şükrediyorum.
      Bütün bu bayramları, yokluk zamanlarında bile, büyük coşkularla yaşadık. Sâdece çocukluğumda ve gençliğimde değil, yakın zamana kadar vatanın bir ucundan diğer ucuna kadar bu müthiş heyecan dalga dalga yayılır, hattâ bütün Türk dünyâsında yankı bulurdu.
      Şimdi, ne yazık ki, Türk Dünyâsı irtibatsız; İslâm Dünyâsı darmadağındır!
     Çocukluk ve gençlik dönemlerimin  büyük zorluklarına, imkânsızlıklarına  ve zarûretlerine  rağmen, bu günlerden duyduğum bahtiyarlık sebebiyle, o günlerin bayramlarına hasret duyuyor ve onları arıyorum.
      Bu heyecan, bugün, sanki "dondurucuya" kondu. Bir tatsızlık, bir burukluk var içimde, niçin bilemiyorum!..     
        O güzelim Ramazan ve Kurban bayramlarının âile ziyâretlerindeki heyecan,  büyüklere koşuşlar, küçükleri kucaklayışlar...Birbirine bakınca ışıldayan - parıldayan gözler nerede? Hürmetle el öpmeler, dedelerle torunların kucaklaşmaları, ninelerin duâları, samimî muhabbetler hani?..
(Devamı yarın)

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.