NERDE NE KADAR YALAKA VARSA....

Adnan Bahadır

     Bu şehrin son kırk yıllık kara kutusunda neler var, neler yok, kimler kimlerle hangi dolapları çevirmişler tamamına yakınını bilirim, çünkü ben sokakta olup bitenlerden ziyade gerek siyasette gerek bürokraside gerekse sosyal hayatta arka planda olup bitenleri çok iyi izler ve bizatihi takip ederim.1984 yılında başladığım İnşaat Müteahhitliği mesleğini yaparken bugün şöyle zengin, böyle zengin olanlar o gün bize inşaat malzemesi satan düz esnaflardı, şimdi onların bilmem hangi sıralamaya nasıl girdiklerini de çok iyi biliyorum. Kazandığım paranın tamamını alın terim ve el emeğimle kazandım bunun aksini iddia eden şerefsiz, ahlaksız ve alçaklar adam gibi karşıma çıkıp konuşacaklar. Onlarla hangi platformda isterlerse karşılaşmaya da hazırım, öyle klavye kahramanlığı yaparak değil, çıkacaklar istedikleri kanalda onlarla açık oturum yapıp konuşacağız. Hortumlardan bahsedenler, demek ki bizim hortumlarımız bir yerlerine girmiş olacak ki bayağı acıttığı da belli ki cıyaklayıp duruyorlar. Biz aslımızı inkâr etmeyiz, İmamlıktan geldik ve İmamların hortumlarının şerefsizleri, ahlaksızları, yalakaları acıttığını herkes bilir. O nedenle “nerede yalaka varsa..... “diyerek bugünkü yazımıza başlamak istiyorum.

    Bu kadar girişten sonra gelelim bugünkü konumuza, geçtiğimiz Salı günü yazdığım “bunlara ne desek azdır” başlıklı köşe yazımda bahsettiğim konuyla ilgili birileri bir hayli rahatsız olmuşlar ve dün beni kast ederek bir köşe yazısı yazmışlar. Ben onlar gibi sıkıştığım zaman yok Tansiyonum çıktı, yok o yazıda şunu kast ettim, bunu kast ettim demem adam gibi ne dersem arkasında olurum. Yazıyı yazan zatın şu anda çalışmakta olduğu gazeteden yaklaşık iki yıldır dışlanmış durumda bunu havada uçan kuşlarda biliyorlar, bu nedenle de gazetenin asıl sahibi son iki yıldır zatı muhteremi muhatap almadan yardımcısını onun başına koymak suretiyle işleri götürmekte. Daha da ileriye gitmek gerekirse son dört beş yıldır gazetenin ekonomik işleriyle de ilişkisini kesmiş durumda. Zatı Muhteremin gazeteyle olan ilişkisi pamuk ipliğine bağlı bir biçimde devam ediyor, kendisine çözüm arayan zatı muhterem bu arada birçok görüşmeler yapıp önce kankası olan böyyük fındık tüccarına gazete kurdurmak istiyor. Böyyük fındık tüccarı kabul etmeyince bu kez eski Cemiyet Başkanının gazetesini satın almak istiyor, ama gazeteyi yüksek fiyata satacağını söyleyen eski Cemiyet Başkanından gazeteyi alamıyor. Bu arayışlar devam ederken son bir çare olarak da Vezir Hazretlerine yağdanlık rolünü üstlenip onun düşmanlarını ele alan bir köşe yazısı yazıyor.

     Köşe yazısını ben okumamıştım, okuyan bazı arkadaşlar arayıp olayın ne olduğunu sorduklarında anında cevabını verdim ama onlara dedim ki, bakın bu zavallıya bir şey sormayın sorarsanız hiç alakasız bir tarafa çekip ben falancalara yazdım der işin içerisinden çıkar. Hakikatten de çalıştığı grubun Başkan Yardımcısı ümüğünü sıkınca ne dese iyi, ben o yazıyı falanca çete lideri ile onun dayısı olarak tanıttığı ama dayısı falan olmayan feşmanca çete liderleri için yazdım demez mi?  O dediği adamları gördüğünde ödü mokuna karışan bu zavallı adam bu dediklerini kimsenin duymayacağını zannedecek kadar da cahil bir insan, oysa ki kime ne demiş ise anında bize canlı yayın olarak bilgisi geldi. İsterse hodri meydan da yaparız sorun değil biz onlar gibi kıvır kıvır kıvırıp söylediklerimizden dönmeyiz.

     Peki neden yazıyı o tarafa çekti derseniz aslında yazıyı yazdığı kişiler açık ve net ortada, Vezir Hazretlerinin siyasi rakibi Kayınçom ve onun en yakın adamlarından olan Fındık Tüccarları hemşehrileriydi, ama azıcık sıkıştırılınca anında ben o yazıyı bir gazetenin arka planında olan bir çete üyesi ile onun akrabam hatta dayım dediği adama yazdım demez mi?  Bu zavallı bundan dört beş yıl önce o dediği adamlarla ilgili bir haber yapmıştı, onlardan birisi arayıp ona gökten 104 kitabı indirince ertesi gün haberin tam tersini yapacak kadar cesur!.... bir adam!..... İnsan bir şeyi söylerken azıcık geçmişine dönüp bakar, acaba neler yaptım diye. Bunların em öneli meziyetleri önce tezgâh kurarlar ardından da o tezgâhı ortaya çıkarmayacak operasyonlar yapıp soru sorulduğunda, olur mu öyle şey ben o gün o yemeğe gittim deyip yaptıklarını ört bas etmeye kalkarlar.

    Bu şehirde taa 1980’li yıllardan beri hangi Emniyet Müdürlerinin kimlerin ocaklarını yıktıklarını, hangi gazetecilerin onlarla işbirlikçilik yaptıklarını, hangi gazetecilerin emniyet mensuplarına faizle para verip daha sonra paralarını alırken faizi az diye itiraz ettiklerinde iki gece kodeste kaldıklarını, hangi gazetecilerin yanlarında çalıştırdıkları bay, bayan personelin evlerine gidip erkek personellerini gece gazeteye gönderip, geriden eşleriyle iş tuttuklarını, kimlerin yuvalarını nasıl yıktıklarını zamanı geldikçe yazacağız. Bu şehirde geçmişte istedikleri gibi At oynatanlar Denge gazetesi yayın hayatına girdikten sonra nasıl kıçlarının üzerine oturdular bu toplum çok iyi gördü. Nasip olur önümüzdeki Pazar Pepe Kamil dedikleri Emniyet Müdürünün anılarını anlatacağım, şimdilik bu kadar yeter. Kalın sağlıcakla

 

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (6)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.