Merhaba,

Fazlı Arabacı

Merhaba,
Mübarek Ramazan'ın altıncı günündeyiz. Bu vesileyle okurlarımın ve tüm müslümanların Ramazan oruçlarının nefislerinde ve yaşadıkları tüm toplumsal alanlarda hayra vesile olmasını yüce Allah'tan niyaz ediyorum. 
Ramazan ayının "başının rahmet, ortasının mağfiret ve sonunun cehennemden ateşinden kurtuluş günleri olduğu" gerçeği yüce Yaratıcı nezdinde gerçekleşmektedir. Zira biz bunun belirtilerinin dünyevi olanlarını hayatımızda görmekteyiz. O'nun rahmeti, acıması, bağışlaması sayesinde her bir "yaratılmış" her türlü isyan ve nisyana, ihmal ve inkâra rağmen nimetlerinden yararlanmaktadır. Ne var ki biz insanlar, özellikle müslümanlar olarak birbirimize acıma, merhamet etme ve bağışlama konusunda oldukça gaddarız. Birbirimize hayatı cehennem etme konusunda her gün yenilerini gördüğümüz hileler, hasetler, fitneler, yalanlar, şiddet uygulamaları, öldürmeler Ramazan ayının varlığını bile unutturuyor. Bu gidiş nereye? Etrafımıza bir bakalım, çok yakınımıza, komşularımıza, mahallemize ve bizi çevreleyen şehrimize, tv kanallarında boy gösteren, acımasız, birbirinin katili olan islam dünyasının sakini, tarih yapıcısı(!) olan müslümanların haline bakalım. Merhamet, acıma, affetme, bağışlama, yardımlaşma, kardeş olma, dayanışma görebiliyor muyuz? Merhum Âkif'in dizelerinde dile gelen " kaç hakiki müslüman  gördümse makberdedir. Müslümanlık bilmem amma galiba göklerdedir" şeklindeki serzenişi bugün de maalesef geçerlidir. Ümmetin hayırlısı olmayı ve gereklerini unuttuk. Allah'ın bizi kardeş ilan ettiğini önemsemedik. İki kardeş kavga ederse aralarını bulma yerine mesafeleri uzaklaştırıcı, aralarında duvar örücü ne varsa biz de ilaveler yaptık. Duyduklarımıza inandık hatta ilaveler yaparak yaydık. Zannı gerçek bilgiye dönüştürdük. Yaşadığımız hayatı insani ve islami ne varsa onunla şekillendirecekken, şeytani ve tağuti olanların insafına terkettik. Şimdi olanlar karşısında dizlerimizi dövüyoruz. Olması gerekenleri sıralarken edebiyat parçalıyor ama iş icraata geldiğinde bahaneler uyduruyoruz. 
Unutmayalım,  bizler, her birimiz iyi ya da kötü tarih yapıyor tarihin örgülenmesine, şekillenmesine katkı yapıyoruz. Bu tarih, bizim kendi ferdi tarihimiz olduğu gibi toplumun tarihine de etki ediyoruz. Ancak Tarih yaparken tarihin öznesi olmayanlar tarihin nesnesi olurlar. Yakınımızda cereyan eden  Irak'taki,  Suriye'deki olayların tarih yapıcısı, öznesi kim? Küresel güçler mi yoksa o ülke toplumlarının fertleri, önde gelenleri ya da aktörleri mi? Aynı soruları farklı şekillerde varlığını devam ettiren diğer islam toplumları için de sorabilirsiniz. Cevap ise maalesef Müslümanlar, şairin dediği gibi seylab-ı eyyama(günün rüzgarına) küresel güçlerin oluşturduğu ortamda anafora kapılmış gidiyorlar. Bu konuda Hz. Peygamberin çok uyarıcı olan bir hadisini hatırlayalım. Öyle zaman gelecek ki müslümanlar bir akarsuyun üzerinde suyun aktığı yöne doğru giden saman çöpleri gibi olacak. Nasıl ki saman çöpü suya karşı duramayıp suyun aktığı yöne doğru ilerleyecekse müslümanlar da öyle olacak. Son 250 yıldan bu yana bu uyarıyı, tenbihi anlamayan, üzerinde düşünmeyen müslümanlar kendi tarihlerini yapamaz oldu ve tarihin nesnesi oldular.   Nihayet bizler küresel gücün ortaya attığı düşünsel, siyasi, sosyal ve ekonomik reçetelerin kurbanı olmaya devam ediyoruz. Dünya genelinde küresel güçlerin sürdürdüğü  sosyo-politik ve askeri  operasyonların  anaforuna kapılarak hayatın öznesi değil de nesnesi olmak, geleceğimiz adına üzüntü vermenin ötesinde endişe verici bir durumdur.  Bu bağlamda yukarıdaki hadiste geçen içi boş saman çöpü  ifadesi son derece önemli. Müslümanların görünüşte inancı var  ama gereği yok. İbadeti var sonucu yok. Ahlaki söylemi var icraatı yok. Her şey görüntüde.  Görüntü veriyorum o halde müslümanım. Camide görüntü, hacda görüntü, oruçta görüntü vermek yeterli görülüyor günümüzde. Onun için şahsiyetli bir duruş sergileyemiyoruz. Tarihimizi yapamıyoruz. Birilerinin dikte ettiği, dayattığı tarihi yaşıyoruz. Bu sefaletten kurtulamadığımız müddetçe, var oluşumuzun temellerini yeniden sorgulamadıkça ne Ramazan'ın rahmet ayı oluşu, ne mağfiret ayı oluşu ne de cehennemden kurtuluş günleri olduğu fayda vermeyecektir. Unutmayalım, dünya ve ahiretin cehennem oluşu bizim yapıp ettiklerimizle alakalıdır. Şimdilik bu düşüncelerle Denge de ilk yazıma başladım. Yazılarım daha çok sosyal ve siyasal içerikli olacak.  Bununla birlikte islam dünyası ve dinin stratejik kullanımı üzerine bilgilerimizi sizlerle paylaşacağım. Tekrar ramazan ayınız mübarek olsun. Toplumumuza ve islam dünyasına tüm insanlığı hayırlar getirsin inşaallah diyor, saygılar sunuyorum. 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.