MAYISTA ÇINAR MI GÖÇER

Ahmet Ufuk Erkan

 

 

MAYISTA ÇINAR MI GÖÇER

 

 

                        Gece, geç saat... Radyo İz’i dinliyorum. Bir yandan da bir arkadaşa birşeyler yazıyorum. Birden, yıllar öncemin sesi, nasıl tarif edilir işte, hem gür, hem kadife kadar yumuşak, su gibi akıcı... Yıldıray Çınar, siyah beyaz film karelerinden sökün ediyor adeta.

 

                        Yüksekçe bir yere oturmuş. İspanyol paça pantolonu, boynunda, ucunda büyük bir madalyon bulunan kalın bir zincir... Kâh boşluğa bakarak, kâh bize dönerek ara sıra, türküsünü okuyor. Arkadaşıma da açtırıyorum radyoyu, “kim bu ağabey” diyor; “ne güzel bir sesi var yav”... Türkünün sözlerini gönderiyor tırnak içinde. Kalbe işleyen bir sesin nakşettiği sözler. Yüreğinize kazınan sözler... “Yarın yaz bu adamı ağabey. Baktım, hemşehrinmiş”. “Olur” deyip başımdan savıyorum.

 

                        Arkama yaslanıp, âşık olduğum kadınlarla olan filmlerini hatırlıyorum. Hafızam bana oyun etmiyorsa, Arzu Okay, Mine Mutlu, Hülya Darcan. Çocukluk tabii, yanılıyor da olabilirim. O da benim gibi, âşık olur onlara. Ya Bilal İnci çıkar ucu kıvrık bıyığıyla, ya Hayati Hamzaoğlu. Yine, hafızama güvenemeden, Cem Karaca’nın da O’nunla bir filmde rol aldığını hatırlıyorum sanki. İyi adam rolünde Cem Karaca; kızla arasından çekiliyor. Fakat yine acı kader işte...

 

                        Hangi filmi bilmem, tüm Samsun’u seyrettiriyor bize. Halktan birilerini de rollendiriyorlar o filmde. Meselâ, adı herkes tarafından, mesleğinden ötürü “doktor” diye anılan Doktor Amcam da o filmde oynamıştı. Sadece bir sahne... Filmden sonra, O’nu Mecidiye’de, bürosunun önünde görünce: “Ben dün seni gördüm Doktor Amca. Filmde de doktordun. O hasta iyileşti mi?”...

 

                        “Bölemedim felek ile kozumu”. En güzel sesiyle dinlemek O’ndan, “Fırat kenarında”yı dinlemek; ezbere almak, sesini taklide uğraşarak... “Saz yap bana Çetin ağabey”. Çetin Bahadır ağabeyi ne bunaltırdım. Yani bunaltırmışım; yoksa o zamanlar bunun farkında olmuyor insan. İlle de “küçük bir saz yap bana” der dururdum her görüşümde. Tüm sâkin konuşmasıyla: “Ahmet... bak... ben ....çalayım... sen ....söyle ...şimdilik”. Sazını konuşturarak, ince sesime eşlik eder, sesim o saza eşlik eder... Yıldıray Çınar olurum, türkülerini söyleyerek.

 

                        Yüzünü göremeden gideceğim demek ki... Nasibimiz kadar her şey. Ertelenen görüşmelere, bir ilâve daha olsun, daha sonraya kalan...

 

                        Bir çınar daha düştü toprağa. Az kalmış sayıları, “bir “ daha azaldı... Çınardır, en çok toprağa yakışır. Bir ucu da kalır gönül toprağımızda. Bir ucu kalır ve kök salar bir çınar, gönül toprağımızda…

 

                        İnna lillahi ve inna ileyhi raciun...

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.