Matematik, insanın eline verilmiş kuru bir hesap cetveli değil; kâinatın sırlarına açılan ince bir anahtardır. Çoğu kimse onu rakamların soğuk yüzüyle tanır, oysa matematik; varlığın kalbinde atan sıcak bir dildir. Yaratılmış her şey bu dille konuşur. Dağların heybetinde, denizlerin dalgasında, bir karıncanın yürüyüşünde bile sayılar gizlidir. İnsan, bu dili çözmeye başladıkça yalnız formülleri değil, kendi varlık hikâyesini de okumaya başlar.
Kâinatta tesadüf diye bir kelime yoktur. Her şey; ölçüyle, oranla, dengeyle yaratılmıştır. Güneş, ne bir adım ileri gider ne bir adım geri kalır. Ay, geceyi ne eksik ne fazla aydınlatır. Bir tohum çatladığında kökünü toprağın derinliğine, filizini gökyüzüne doğru uzatır; bunda bile şaşmaz bir hesap vardır. İnsan aklı bu düzeni gördükçe hayrete düşer. Hayret etmek, imanın ilk kapısıdır. Matematik, insanı hayretler kapısına kadar getirir, içeri girmek gönlün nasibidir.
Bir arının peteğine bakıldığında; altıgenin mükemmelliği görülür. Ne mühendislik okumuştur arı ne geometri bilmiştir. Fakat yaptığı iş, en usta mimarların hesaplarını geride bırakır. Bir örümceğin ağı, en hassas köprü projelerinden daha zarif bir statik harikasıdır. Yaprağın damarlarındaki simetri, insanın kurduğu en karmaşık şehir planlarından daha kusursuzdur. Bütün bunlar, görünmez bir kalemin aynı dili kullandığını gösterir. Bu; Matematiğin dilidir.
İnsan bu dili keşfettikçe kendini büyük bir kitabın sayfaları arasında bulur. Galileo’nun “Kâinat matematik diliyle yazılmıştır” sözü boşuna değildir. Fakat inananlar bu sözü yalnız akılla değil, kalple de okumak zorundadır. Çünkü matematik sadece hesap yaptırmaz; tefekkür de ettirir. Her denklem, “Beni kim kurdu?” sorusunu fısıldar. Her oran, “Beni kim dengeledi?” diye seslenir.
Bugün teknolojinin yükseldiği her nokta, matematiğin omuzlarındadır. Uçaklar sayılarla havalanır, uydular rakamlarla yol bulur, doktorlar milimetrik hesaplarla can kurtarır. Fakat insan bu güce sahip oldukça kibir tuzağına da yaklaşır. Zanneder ki bütün bu düzenin sahibi kendisidir. Oysa matematik insana sahiplik değil, şahitlik öğretir. İnsanlar sistem kurucusu değil okuyucusudur, yazarı değil anlayıcısıdır.
Modern çağ, matematiği ruhundan koparıp yalnız maddî bir araca dönüştürmüştür. Sayılar, mânâyı örten bir perde hâline gelmiştir. Çocuklar formülleri ezberliyor ama kâinatı okumayı öğrenemiyor. Oysa gerçek eğitim, rakamların ardındaki hikmeti gösterebilmelidir. Bir denklem çözen öğrenci, aslında varlığın bir cümlesini anlamış olmalıdır. Matematik sınıfları, tefekkür mektebine dönüşmedikçe bilgi eksik kalacaktır.
İnsan bedenine bakmak bile başlı başına bir matematik dersidir. Kalp dakikada belli sayıda atar, hücreler belli bir ölçüyle çoğalır, göz belli bir açıyla görür. Bir milimetrelik sapma hayatı altüst eder. Demek ki insan, ilâhî bir hesabın canlı sonucudur. Anne karnındaki dokuz aylık süreç bile rakamların mucizesidir. Doğumdan ölüme kadar bütün ömür, görünmez bir takvime bağlıdır.
Matematik aynı zamanda ahlâk öğretir. Doğru işlem doğru sonuç verir. Hata yapan, yanlış neticeyle yüzleşir. Hayatta da böyledir. Adalet; bir denge hesabıdır. Kul hakkı; şaşmayan bir terazidir. Sabır; uzun bir problemin çözümüdür. İnsan matematikten sadece sayı değil, karakter de öğrenmelidir.
Bir çocuğun parmaklarıyla yaptığı ilk toplama işlemi, aslında evrenle kurduğu ilk matematik diyaloğudur. O çocuk büyüdükçe formüller çoğalır, problemler derinleşir. Fakat asıl mesele, sonuca ulaşmaktan çok yolda olgunlaşmaktır. Matematik insana acele etmemeyi, adım adım ilerlemeyi, düşünmeden hüküm vermemeyi öğretir. Bu yönüyle o, sessiz bir terbiyecidir.
Geceleri gökyüzüne baktığımızda yıldızların arasında görünmez denklemler dolaşır. Gezegenler birbirine çarpmadan yol alıyorsa, bu ilâhî bir hesabın eseridir. İnsan bu manzarayı seyredip de içinden bir secde geçirmiyorsa, matematiği eksik okuyor demektir. Çünkü ilim hayranlığa, hayranlık kulluğa götürmelidir.
Matematik, Allah’ın evreni yazdığı dildir. Bu dili doğru okuyanlar, taşın sustuğunu sanmaz, toprağın dilsiz olduğunu zannetmez. Sayılar konuşur, şekiller zikreder, oranlar hakikati gösterir. İnsan o vakit şunu fark eder; formüller bitse de mânâ bitmez. Hesaplar tükense de hikmet tükenmez.
Matematikle başlayan yolculuk; marifetle tamamlanır. Akıl kalbe, kalp imana yürür. İnanan insan, “Ey Rabbim, bana sayıları değil; sayılardaki Seni öğret…” diye dua eder. Kainat, matematik düzenidir. Bu düzen Allah’ın eseridir. Kainat düzeni, kulları Allah’a ulaştıran hesapların bütünüdür.