Manken ve elbise

 

Bir kıyafet alışverişi yapacağımız zaman öncelikle mağaza vitrinlerini dolaşırız. İlgimizi çeken bir kıyafet görünce içeri girer, diğer ayrıntılarına bakar veya fiyatını konuşuruz.

Aynı mağazanın aynı vitrininde, değişik sezonlarda değişik kıyafetlerin sergilendiğine hepimiz tanık olmuşuzdur. Burada benim dikkatimi çeken husus, genelde kıyafet sergilemekte kullanılan cansız mankenlerin aynı olduğudur. Kimisi alçıdan, kimisi polyesterden, kimisi ahşaptan.

Bu mankenler üzerine geçirilen kıyafete bir kişilik katar, onu doldurur ve canlı gösterirler.

Bir an için çok güzel ve kaliteli bir kıyafetin vitrin zeminine olduğu gibi bırakıldığını düşünelim. Dışarıdan bakan için o güzel ve kaliteli kıyafet, sadece bir kumaş yığını olarak görünür. Onun güzelliğinin ve kalitesinin anlaşılabilmesi için, ona can katacak, içini dolduracak bir desteğe ihtiyaç vardır.

O güzel ve kaliteli kıyafete canlılık verecek şey yukarıda sözünü ettiğimiz mankendir.

Diğer yönden o güzelliğin ve kalitenin tam olarak ortaya çıkabilmesi için, onu taşıyacak mankenin de, o kıyafetin ölçülerine tam olarak uygun olması gerekir. Kıyafetin bedeni ile mankenin bedeni birbirine uygun değilse, örneğin ya yakalar kapanmayacaktır, ya da omuzlar düşecektir.

Böyle bir durumda o kıyafetin albenisi azalacak ve ona olan talep düşecektir.

İster kamu sektöründe ister özel sektörde olsun, görevleri ve onu üstlenen kişileri bu örneğe benzetirim hep.

Saygın ve önemli bir görevi, cılız, aciz ve yetersiz bir kişiye yüklerseniz omuzları düşecektir. Yetenekli ve yaratıcı birisini, ortalama bir göreve mahkûm ederseniz, yakası kapanmayacak veya düğmeler kopacaktır.

Yetkili, etkili veya seçici olanların, yetkilendirme veya seçmede verecekleri isabetli kararlar, vitrinleri güzelleştirip beğenileri artıracak ve eleştirileri azaltacaktır.

Kamu görevine başladığım günlerde kişiliğine saygı duyduğum bir büyüğüm şöyle bir nasihatte bulunmuştu;

“Oturduğun koltuğu tam doldur. Koltukta büzülme ve koltuktan taşma. Büzülürsen yanındaki boşluğa başkası oturur. Sıkışır, rahatsız olursun. Yine oturduğun koltuktan dışarı taşma. Taşan yerlerin başkasını rahatsız eder, kesmeye kalkarlar, yine rahatsız olursun.”

Özellikle kamuda bunun çok örneğini görüyoruz. Kamuda her makamın ve o makamın yetkisini kullanan kişinin görevleri, yetkileri, yasa tüzük veya yönetmeliklerle belirlenmiştir.

Kişiler mevzuat denilen bu çerçeve içerisinde yetkilerini kullanıp görevlerini yapmak zorundadırlar.

Toplulumuzda daha çok kamu görevlileri için kullanılan çok yanlış bir tabir vardır. “Makam Sahibi.”

Kamu yetkisinin kullanıldığı hiçbir makam, hiçbir şahsa ait değildir. Toplumun bireyleri olarak, topluma ait bir makamı, o makamın yetkisini belli bir süre için geçici olarak kullanmakla görevlendirilen kişiyi, o makamın sahibi olarak gördüğümüz takdirde, keyfilikleri baştan kabul ediyoruz demektir.