Köpeğin Darası

Mehmet Büyükalbayrak

 Tarih boyunca devlet kavramı çeşitli biçimlerde tanımlanmış ve kendisine çeşitli görevler yüklenmiştir. Bu görevlerin başında güvenlik gelir. Güvenlik kavramı, dış düşmanlara karşı ülke bütünlüğünün korunmasını kapsadığı gibi, içte, halkın mal ve can güvenliğinin emniyet altına alınmasını da kapsar. Kuralları ihlal edenlere karşı devletin yaptırım gücü vardır. Devlet, gücünü kolluk kuvvetleri aracılığı ile kullanır.
 Devlet gücünün keyfi olarak kullanılmasının engellenmesi, daha doğru bir ifade ile devletin diktatörlerin eline geçmemesi için değişik yöntemler belirlenmiş ve uygulanmıştır. Anayasal devlet bu düşünceden doğmuş, kuvvetler ayrılığı ilkesi bu durumu güvence altına alabilmek için düşünülmüştür.
 Oligarşi, monarşi ya da cumhuriyet, tüm yönetim şekillerinde “olmazsa olmaz” şart, güvenliktir. Eğer, birey can ve mal güvenliğinden emin değilse, veya güvenliğini kendisi sağlamak durumunda kalıyorsa orada bir sıkıntı var demektir. Devlete vergi ödeyen vatandaş, diğer anayasal haklarının yanında güvenliğinin de sağlanmasını bekler. Kolluk kuvvetleri bunun için vardır.
 Ortada bir zafiyet varsa, kolluk kuvvetleri, ya görevini yapmıyor, ya da suçlularla birlikte hareket ediyor demektir. Her iki durumda da, devletin işleyişinde sıkıntı vardır. Devleti temsil edenler, devletin ceberrut yüzünü mazluma gösterip, arsızın karşısında sessiz kalıyorlarsa, sistemde kokuşmuşluk başlamıştır. Çözüm makamında olanların, olaylar olduktan sonra hukukun işleyişini sağlamaları elbette önemlidir. Ancak bundan daha önemlisi, önleyici hizmetlerdir. Yoksa, halkın vicdanında, devletin kimin yanında olduğu sorgulanmaya başlar.
***
 Neyzen Tevfik akıl hastanesinden yeni çıkmıştır. Dostları ile buluşur. Yenilip içilmektedir. Sözü,  dönemin gazetecilerinden Mehmet Kemal'e bırakalım:
 “... yenilip içiliyor, sohbet ediliyor. Neyzen gene atıp tutuyor.”
 “Fikret Mualla Neyzen'e çıkışıyor.”
 “-Geçenlerde de böyle laflar ettin, bizi bulaştırdın, yakamızı zor kurtardık. Gözünü seveyim, böyle sözler söyleme...”
 “-Bana bir şey olmaz, sen kendine bak.”
 “-Sana neden bir şey olmaz da bize olur?”
 “-Bak, sana bir hikâye anlatayım Fikretçiğim.” der ve anlatmaya başlar Neyzen: “Vaktiyle Unkapanı'nda iki yağcı varmış. O zamanlar İstanbul'a yağ, tahta kutular içinde Trabzon'dan, Urfa'dan gelirmiş. … Yağları, ellerinde uzun sopalar bulunan kantarcılar tartarmış. Şimdiki büyük basküller olmadığı için yağlar, sopaya asılarak kullanılan kantarlarla tartılırmış. Satılan yağlar tartılırken, yağcılardan birinin köpeği de yağların üstüne zıplar, yağla birlikte tartılırmış. Fakat öteki yağcının köpeği yağ kutularının üstüne zıplamak istese, kantarcılar sopa ile kovarlarmış. … Köpeğine reva görülen bu muameleye fena halde içerleyen  ikinci yağcı, bir gün isyan etmiş:
 “-Bre ağalar... bu kadar da olmaz.”
 “-Ne var ağamız?..”
 “- Komşumun köpeği yağların üstüne çıkar, hoplar zıplar... Ona dokunmazsınız! Benim fino çıktığında hepiniz bir olur, kovalar hatta döversiniz... Olur mu bu?..”
 “-Buna mı kızıyorsun?”
 “-Sadece kızmıyorum, sebebini de öğrenmek istiyorum.”
 “Kantarcılar, yağcının yüzüne bakmışlar ve kısa bir cümle ile merakını gideren cevabı vermişler:”
 “-Ağam, o köpeğin darası alınmıştır!..” *¹
***
 Devlet gücünü kullananlar tarafından, “darası alınmış” muamelesine mazhar olanlar var mı diye düşünüyorum da...

*¹ Barış 21.11.1973 Mehmet KEMAL (Neyzen Tevfik Hayatı-Hatıraları-Şiirleri, Hilmi Yücebaş, Memleket Yayınları 1986 10. Baskı'dan sadeleştirilerek alınmıştır.) 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.