KOLTUKLARDAN ŞAHSİYET ALMAYA ÇALIŞANLAR

Adnan Bahadır

Yazılarımızı ve haberlerimizi takip eden arkadaşlar şehir dışındaki derneklerle ilgili yazıp çizdiklerimi bilirler. Hatta bu konuda beş yıl aynı sınıfta okuduğum arkadaşımı dahi eleştirince aramız açıldı. Hiç de önemli değil. Neden bu kadar bu konuların üzerine gittiğime gelince, nasıl ki din istismarcılığı yaparak siyaset yapanlara şiddetle karşı çıkıyorsam aynı şekilde bu şehrin adını kullanarak kendisine yer edinmeye çalışan insanlara da şiddetle karşıyım. Bu konuda kurulmuş olan mevcut derneklerin hatalarını her fırsatta dile getirsem de o derneklerde yer bulamadıkları için yeni arayışlara girenlerin onlardan çok daha büyük hata içerisinde olduklarını da belirtmek isterim. Bu insanların bir kısmı bürokrat, bir kısmı iş adamı, bir kısmı da esnaf ama her ne hikmetse adamlara kendi şahsiyetleri yetmiyor. Bu tür derneklerde başkan veya yönetici olmaya çalışıp kişilik bulmaya çalışmaları şehir adına utanç kaynağı. Bu konuda yazılacak çok şey var ancak konuyu uzatmak istemiyorum, şimdilik burada kesiyorum.

VALİ’NİN TAVRI DOĞRU MU? 
Öğretmenler gününde Konya Valisi’nin karşısında bacak bacak üstünde oturan kişiyi azarlaması konusunda Vali’nin üzerine o kadar gidildi ki anlatamam. Bacak bacak üstüne atan kişinin önce öğretmen olduğu söylendi. Daha sonra da gazeteci olduğu ortaya çıktı. Sosyal medyada Vali’ye veryansın edildi. Gerek inancımızda gerekse kültürümüzde Devlet büyüklerine ve bizden büyük olan anne, babalarımız, ağabeylerimiz ve büyüklerimizin karşısında ayak ayak üstünde oturmak uygunsuz davranış olarak kabul edilir. Ben şahsen bacak bacak üstüne atarak oturmayı seven bir insanım ama ömrüm boyunca babamın, ağabeyimin ve saygı duyduğum kişilerin karşısında asla bacak bacak üstüne atmadım. Çocuklarım da benim yanımda bacak bacak üzerine atmazlar. Olayları değerlendirirken önce doğrusunu ortaya koyacağız, ardından da yaşanan olayı değerlendireceğiz. Konya’da yaşanan olayda Vali beye karşı yapılan hareket kültürümüze uygun olmayan bir davranış biçimidir. Önce bunu böyle kabul edelim ondan sonra da Vali beyin tavrını değerlendirelim. Evet, Vali Bey o gazeteciyi orada rencide etmemeliydi doğru ama olaya tam tersinden bakacak olursak o arkadaşın yaptığı hareket toplumun huzurunda Vali Beyi rencide etmedi mi? Bu işler öyle sosyal medyadan sallayarak eleştirmek kolay da işin esası toplumla paylaşıldığı gibi değil.

AKLIMIZI KİRAYA VERMEYECEĞİZ ANCAK
Son günlerin yoğun konularından birisi de cemaat AK Parti ilişkileri. Bu konuda Süleyman Efendi cemaatinin FETÖ’cülerle aynı olduğu yönündeki ifadeleri okuyunca bu konuyla ilgili de birkaç kelam etmek istedim. Merhum babam bir dönem Süleyman Efendi cemaatinde bulundu. Ben de bu vesileyle birkaç yıl içlerinde bulundum. Hatta her perşembe akşamı Kadıköy’deki İrfaniye kursunda yapılan hatme-i hacegânlara katılırdık. Ben İmam Hatipliyim diye beni halkaya almazlardı ama bitişik sınıfta olan şimdi avukat olan bir arkadaşım ‘düz lisede okuyorum’ diye yalan konuşunca onu hatme-i hacegân halkasına alıyorlardı. Ben o dönemde henüz 15-16 yaşlarında olmama rağmen aklımı onlara kiraya vermediğimden onlardan ayrıldım. Merhum babam da benim yaşadıklarımı görünce benimle beraber cemaatten ayrıldı.

Tüm bu gerçeklere rağmen Süleyman Efendi hazretleri cemaatine yurt dışı bağlantılı demenin doğru olmadığı kanaatindeyim. Neden bu kanaattesin derseniz; gerek merhum Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri gerekse Bediüzzaman Said-i Nursi hazretleri bu dine çok büyük hizmetleri olmuş iki kıymetli insan. Kur’an okumanın, Allah demenin yasak olduğu bir dönemde yüzlerce, belki binlerce insana Kur’an okutan, Kur’an tefsiri yapan, yıllarca çile çeken bu insanlara dil uzatmak insafsızlığın âlâsı değil de nedir? Sırf gelecek nesil maneviyattan mahrum olmasın diye her türlü cefayı çeken bu insanların Allah rızasının dışında en ufak bir amaçları olmadığı ortada. Bu insanlara ‘dışa bağımlı, dış güçler yönetiyor’ gibi çok ağır ithamlarda bulunmak insafsızlıktır.

Gelelim günümüz Süleymancılarına, merhum Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin irtihalinden sonra damadı Kemal Kacar cemaatin başına geçti, yıllarca cemaati o yönetti. Adalet partisini cemaate desteklettirip Adalet partisinden bir veya iki dönem Milletvekili seçildi. Hüseyin Kaplan Kemal Kacar’dan ayrılarak kendi lideri olduğu Süleymancı cemaatini kurdu ama çok başarılı olamadı. Kemal Kacar’ın ölümünden sonra damadı Ahmet Deniz Olgun lider oldu. Merhum Erbakan hoca Süleyman Efendi cemaatine hiç yanaşmadı ama 1995 seçimlerinde ilk kez Süleymancıların desteğini aldı. Seçim sonunda kurulan Refah-Yol hükümetinde Ahmet Deniz Olgun’a Ulaştırma Bakanlığını verdi. Son olarak Ahmet Deniz Olgun’un ölümü üzerine ablasının oğlu genç birisi cemaatin başına geçti. Bu arada Hüseyin Kaplan’ın grubu da bir şeyler yapmaya çalıştı ama çok fazla bir şey yapamadılar, sanırım matlup hâsıl oldu. Kalın sağlıcakla.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (8)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.