KIZGINLIK, KIRGINLIK VE KIRILAN KALP...

Sami Kesmen

İnsan bazen kızdığı için kırılır, bazen de kırıldığı için kızar. Kızgınlık; ateştir, kırgınlık ise; küldür. Ateş dışarıyı yakar, kül insanın içine çöker. Kızgın insan bağırır çağırır, kırgın insan susar. En tehlikeli sessizlik; içinde haykırış saklayan suskunluktur. Hayatta insanı en çok düşmanı değil, dostu üzer. Çünkü düşmandan gelen kötülük şaşırtmaz ama sevdiğinden gelen bir tavır; insanın içine oturan bir hançere dönüşür. Kızgınlık çoğu zaman anlıktır. Bir söz, bir hareket, bir yanlış anlaşılma insanı öfkelendirir. Fakat kırgınlık öyle değildir. Kırgınlık; biriken ihmallerin, değersiz hissettirilmelerin, anlaşılmama acısının sonucudur. İnsan kızdığı kişiye bağırabilir ama kırıldığı kişiden uzaklaşır.

Kızgınlıkta hâlâ ilişki vardır. İnsan kızdığıyla mücadele eder, hesaplaşır, konuşur. Kırgınlıkta ise gönül geri çekilir. Çünkü kalp yorulmuştur. Sürekli incinen ruh, kendini korumaya alır. Bu yüzden, bazı dostluklar büyük kavgalarla değil, küçük kırgınlıkların birikmesiyle biter. Bazı evlilikler ihanetle değil, değersiz hissettiren davranışlarla çatırdar. Bazı kardeşlikler de açık düşmanlıkla değil, sessiz kırgınlıklarla kopar.

Kur’an’ın en büyük hedeflerinden biri gönül tamiridir. Çünkü kırılan gönül sadece insanı değil, toplumu da çürütür. Bir kalbi kırmanın Kâbe’yi yıkmaktan ağır görülmesi boşuna değildir. İnsan bazen farkında olmadan karşısındakinin ruhunda derin yaralar açar. Bir küçümseme, bir alay, bir vefasızlık, bir teşekkürsüzlük; görünmeyen yaralardır. Görünmeyen yaralar çoğu zaman görünenlerden daha ağırdır.

Bugün insanların çoğu kızgın görünse de aslında kırgındır. Sertleşen dilin altında incinmişlik, sürekli öfkeli duran insanların içinde çoğu zaman anlaşılmamış bir ağlayış vardır. Günümüz insanı yalnızlaştırmıştır. Menfaat ilişkileri samimiyetin önüne geçmiştir. İnsanlar birbirini dinlemip, kullanmaktadır. Böyle olunca da gönüller yorulmakta, kırılmakta ve katılaşmaktadır. Bazı insanların kızgınlığı geçer ama kırgınlığı geçmez. Çünkü akıl ikna olur ama kalp unutmaz. Özellikle güven sarsılmışsa, insanın içindeki sevgi sessizce çekilmeye başlar. İşte bu yüzden dilin yarası bazen bıçağın yarasından daha derindir. Bıçak bedeni keser, söz ruhu parçalar.

Ancak insan sürekli kırgın yaşayamaz. Çünkü kırgınlık büyüdükçe insanın içine karanlık çöker. Affetmek her zaman yapılanı doğru görmek değildir; bazen kendi ruhunu yükten kurtarmaktır. Peygamberlerin hayatına bakıldığında; en ağır ihanetleri gördükleri hâlde kinle değil, hikmetle hareket ettikleri görülmektedir. Yusuf aleyhisselam kardeşlerine, Mekke’nin fethinde Peygamberimiz kendisine zulmedenlere merhamet göstermiştir. Çünkü büyük insanlar öfkelerinin değil, ahlaklarının esiri olurlar. Ama bu; her kıranı yeniden baş tacı yapmak değildir. İslam affı öğütler ama izzeti de korur. İnsan bazen affeder ama mesafe koyar. Çünkü her yara kapanır ama her insan aynı yerde durmaz. Bazı insanlar ders olur, bazıları dost kalır.

Kızgınlık insanın ateşi, kırgınlık ise imtihanıdır. Ateş söner ama iz bırakır. Önemli olan; kızgınlığı zulme, kırgınlığı merhametsizliğe dönüştürmemektir. Çünkü kalbi taşlaştıran her duygu, insanı insanlığından uzaklaştırır. Hayatın sonunda insanlar çoğu zaman söylediklerinden değil, söylemediklerinden pişman olur.

Sarılmadıklarından, gönül almadıklarından, “hakkını helal et” demeyi ertelediklerinden pişmanlık duyarlar. Çünkü ölüm geldiğinde kızgınlık anlamını kaybeder ama kırılan gönüllerin hesabı devam eder. Bu yüzden insan haklı olmaktan önce gönül yapmayı öğrenmelidir. Çünkü dünyada en zor tamir edilen şey; kırılmış bir kalptir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.