Birinin sana karşı tavrı; onun karakterini, senin ona karşı davranışın ise; senin karakterini gösterir. İnsan, başkasının davranışlarından sorumlu değildir, fakat o davranışlara verdiği karşılıktan sorumludur. Çünkü herkes içinde taşıdığını dışarıya yansıtır. Kiminin; dilinden nezaket, kimininkinden hakaret, kiminin elinden iyilik, kimininkinden zarar, kiminin gönlünden vefa, kimininkinden ihanet çıkar. Bize düşen, karşımızdakinin karakterine göre karakter değiştirmek değil; kendi ahlâkımızı muhafaza etmektir. Kedi seni ısırdı diye dönüp kediyi ısırmazsın. “Onun tabiatı budur.” der, yaranı tedavi eder ve bir daha zarar görmemek için mesafeni ayarlarsın. İnsan ilişkilerinde de benzer bir ölçü vardır. Bir insanın yalan söylediğini öğrendiysen her sözüne inanmazsın. Emanete ihanet ettiğini gördüysen yeniden aynı emaneti teslim etmezsin. Vefasızlığını tecrübe ettiysen ondan vefa beklemezsin. Sürekli zarar veriyorsa mesafe koyarsın. Fakat bütün bunları yaparken onun kötülüğünü kendine karakter edinmezsin.
Çünkü tedbir başka, intikam başkadır. Mesafe başka, kin başkadır. Affetmek başka, yeniden güvenmek başkadır.
İslâm ahlâkının insana kazandırdığı en önemli özelliklerden biri; kötülüğün karşısında kötülüğe dönüşmemektir. Kur’ân-ı Kerîm, “İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel olanla sav.” buyurur. (Fussilet, 41/34) Bu emir, kötülük karşısında şahsiyetsizce susmak anlamına gelmez. Zulme razı olmak hiç değildir. Haksızlığı görmezden gelmek de değildir. Aksine insanın öfkesinin, intikam duygusunun ve nefsinin esiri olmadan hareket edebilmesini öğütler. Kur’ân, haksızlığa uğrayan kimsenin hakkını aramasını meşru görürken affetmenin ve ıslah yolunu tercih etmenin daha üstün bir ahlâk olduğunu da bildirir; “Bir kötülüğün karşılığı, onun dengi bir kötülüktür. Kim affeder ve barışı sağlarsa onun mükâfatı Allah’a aittir.” (Şûrâ, 42/40)
Müslüman olmak, herkese sınırsız güvenmek değildir. İyi insan olmak da herkes tarafından kullanılmaya razı olmak değildir. Merhamet, saflık değildir. Affetmek hafızayı silmek değildir. İnsan affedebilir ama dersini unutmaz. Kin tutmaz ama tedbirini alır. İntikam peşinde koşmaz ama aynı çukura ikinci defa düşmemeye çalışır. Hz. Peygamber’in mümini tarif ederken verdiği ölçü son derece dikkat çekicidir; “Mümin bir delikten iki defa sokulmaz.” (Buhârî) Burada ahlâk ile akıl birleşmektedir. Seni aldatan birisini affedebilirsin, fakat tekrar aldanmak zorunda değilsin. Sana ihanet edene kin beslemeyebilirsin, fakat yeniden sırrını vermek zorunda değilsin. Seni sürekli aşağılayan birisiyle kavga etmeyebilirsin, fakat onunla dostluğunu sürdürmek mecburiyetinde de değilsin. Bazı insanlara verilecek en doğru cevap, mesafedir. Çünkü insanları değiştirmek her zaman bizim elimizde değildir. Fakat onların hayatımızdaki yerini belirlemek bizim elimizdedir. Asıl tehlike bize kötülük yapan insana zamanla benzemektir. Birisi yalan söyledi diye yalan söylemeye, hakaret etti diye hakaret etmeye, iftira attı diye iftira atmaya, ihanet etti diye ihanet etmeye başlarsak; başlangıçta şikâyet ettiğimiz insanın karakterini kendi üzerimize taşımış oluruz. O zaman kötülük yapan kişi bize iki defa zarar vermiş olur; önce canımızı yakmış, sonra da karakterimizi bozmuştur. Buna izin vermemek gerekir.
İnsanların davranışlarını kontrol edemeyebiliriz; fakat kendi davranışlarımızı kontrol etmek zorundayız. Başkasının terbiyesizliği bizim terbiyemizi, başkasının vefasızlığı bizim vefamızı, başkasının ihaneti bizim sadakatimizi ortadan kaldırmamalıdır. Hz. Peygamber’in öğrettiği ahlâk ölçülerinden biri de budur; “Sana emanette bulunana emaneti ver, sana ihanet edene sen ihanet etme.” (Tirmizî) Bu büyük bir karakter ölçüsüdür. O ihanet etti diye sen hain olma. O yalan söyledi diye sen yalancı olma. O vefasızlık yaptı diye sen vefasızlaşma. O seviyesini düşürdü diye sen de seviyeni düşürme. Çünkü onun yaptığı onun siciline, senin yaptığın senin siciline yazılacaktır. Fakat burada önemli bir dengeyi de kaybetmemek gerekir. İslâm ahlâkı, insanı pasif ve ezilebilir hâle getirmez. Sürekli zarar gördüğü yerde kalmayı erdem saymaz. Merhamet göstermekle kendini kullandırmak aynı şey değildir. Bazen kötülüğe karşı en güzel davranış, kötülük yapan kişiden uzaklaşmaktır.
Her insanı hayatımızın aynı yerine koymak zorunda değiliz. Kiminle yol yürüneceğini, kime sırt dönülmeyeceğini, kime sır verilmeyeceğini, kimin sözüne güvenilmeyeceğini zaman öğretir. Yaşanan her hayal kırıklığı yalnızca kayıp değildir; doğru okunursa aynı zamanda tecrübedir. Birinin sana yaptığı, onun kim olduğunu, senin ona verdiğin karşılık ise senin kim olduğunu gösterir. Başkalarının kötülüğü senin karakterinin ölçüsü olmasın. Sen kendi değerlerinin, inancının, terbiyenin ve vicdanının gereğini yap. Kedi ısırdı diye kediyi ısırma. Ama bir daha da elini ağzına uzatma. Affet; fakat dersini unutma. Kin tutma; fakat tedbirini bırakma. Kötülüğe kötülükle benzeme; fakat kötülüğün seni tekrar tekrar kullanmasına da izin verme. Çünkü güzel ahlâk, her şeye katlanmak değil; her şartta kendine yakışanı yapabilmektir.