İslâm’ın aile anlayışında kadın ile erkek birbirinin rakibi değil, birbirini tamamlayan iki hayat arkadaşıdır. Evlilik bir güç mücadelesi, üstünlük yarışı veya tarafların birbirine hükmetme alanı değildir. Kur’an’ın ifadesiyle eşler arasında “meveddet ve rahmet”, yani sevgi ve merhamet vardır. “Kendileriyle huzur bulasınız diye sizin için kendi türünüzden eşler yaratması ve aranızda sevgi ve merhamet var etmesi O’nun ayetlerindendir.” (Rûm,21) İslâm, aile hayatında erkeğe önemli sorumluluklar yüklemiştir.
Kur’an-ı Kerim, “Erkekler kadınlar üzerinde kavvâmdırlar…” (Nisâ,34) buyurur. Buradaki kavvâmlık, çoğu zaman yanlış anlaşıldığı gibi erkeğe sınırsız bir hâkimiyet veya baskı kurma hakkı vermez. Aksine erkeğin omuzlarına ağır bir sorumluluk yükler. Ailesinin geçimini sağlamak, güvenliğini gözetmek, hanımının ve çocuklarının hukukunu korumak, zor zamanlarda yükü sırtlanmak ve aile düzeninin devamı için fedakârlık yapmak bu sorumluluğun içindedir. Kavvâmlık; üstünlük değil mesuliyet, tahakküm değil himaye, baskı değil korumacılıktır. Koruyucu olmak ile baskıcı olmak birbirinden tamamen farklıdır. Baskıcı insan kendi iradesini karşısındakine zorla kabul ettirmek ister. Koruyucu insan ise sevdiği kişinin zarar görmemesi için sorumluluk alır. Biri karşısındakinin iradesini yok sayar, diğeri onun hukukunu ve onurunu korur.
İslâm’ın erkeğe yüklediği aile sorumluluğunu bu ölçülerden koparıp kaba bir erkek egemenliğine dönüştürmek, dinin aile anlayışını yanlış okumaktır. Peygamber Efendimizin aile hayatı bunun en güzel örneğidir. O, ümmetin peygamberi ve devlet başkanı olduğu hâlde evinde kibirli ve buyurgan bir insan olmamıştır. Hz. Âişe’nin naklettiğine göre ailesinin işlerine yardımcı olmuş, namaz vakti geldiğinde namaza çıkmıştır. Efendimizin, “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı sizin en hayırlınızım.” buyurması, Müslüman erkeğin aile içindeki karakter ölçüsünü açıkça ortaya koymaktadır. (Tirmizî,)
Erkeğin gücü, hanımına söz geçirmesinde değil; hanımına güven vermesinde görülmelidir. Sesini yükseltmek güç değildir. Korkutmak otorite değildir. Her istediğini yaptırmak aile reisliği değildir. Asıl güç; öfkelendiğinde kendisini kontrol edebilmek, sıkıntı geldiğinde ailesinin önünde durabilmek, maddî yük ağırlaştığında kaçmamak, eşinin onurunu başkalarının yanında korumak ve çocuklarının geleceği için fedakârlık yapabilmektir. Bununla birlikte korumacılık adına kadının şahsiyetini ortadan kaldırmak da doğru değildir. Kadının düşüncesi, tercihi, malı, emeği ve kişilik hakları vardır. Kur’an’ın aile modeli istişareyi dışlamaz. Nitekim çocukla ilgili son derece özel bir aile meselesinde bile anne ve babanın “karşılıklı rıza ve danışma” ile karar vermesine işaret edilir. (Bakara,233) Öyleyse aile reisliği, “Ben söyledim, olacak” anlayışı değil; sonucun sorumluluğunu taşıyarak istişare etmeyi bilmektir.
Modern dünyanın yaptığı başka bir yanlışa da düşmemek gerekir. Baskıya karşı çıkacağız diye ailedeki bütün sorumluluk alanlarını belirsizleştirmek çözüm değildir. Hak kadar sorumluluk, özgürlük kadar fedakârlık da vardır. Evlilik yalnızca iki kişinin aynı evde özgürce yaşaması değil; gerektiğinde birbirleri için kendi rahatlarından vazgeçebilmeleridir. Erkek ailesinin maddî ihtiyaçlarını karşılamakla görevli olduğu kadar, evinde güven ve huzur ortamının oluşmasından da sorumludur. Hanımının kendisini güvende hissetmediği, sürekli korktuğu, aşağılandığı veya değersizleştirildiği bir evde kavvâmlıktan söz edilemez. Çünkü korumak yalnızca dışarıdan gelecek tehlikelere karşı kapıda beklemek değil; insanın kendi öfkesinden ve dilinden de ailesini koruyabilmesidir.
Kadın da erkeğin bu sorumluluğunu bir üstünlük mücadelesine dönüştürmeden, aile bütünlüğü içerisinde değerlendirmelidir. Sağlam aile; kadın ile erkeğin birbirini yenmeye çalıştığı değil, birbirinin eksiklerini tamamladığı ailedir. Birinin başarısı diğerinin mağlubiyeti değildir. Eşler aynı geminin iki yolcusudur; geminin batması hâlinde hiç kimse kazanmış olmaz. İslâm’ın aile anlayışında erkek, hanımının üzerinde bir zorba değil; yanında bir eş, önünde gerektiğinde bir kalkan, arkasında ise güvenebileceği bir dayanak olmalıdır.
Erkek olmak hükmetmek değil, yük taşımaktır. Aile reisi olmak korkutmak değil, güven vermektir. Korumak hapsetmek değil, sahip çıkmaktır. Sevgiyle beslenmeyen otorite baskıya; sorumlulukla beslenmeyen özgürlük ise başıboşluğa dönüşür. İslâm’ın istediği ise baskının da başıboşluğun da olmadığı; sevgi, merhamet, adalet ve sorumluluk üzerine kurulmuş sağlam bir ailedir.İki insandan bir aile oluşur ve iki insan kendi sorumluluklarını yerine getirmeleri halinde de huzurlu ve mutlu bir hayat yaşanır. Fizikten farklı yaratılmış olmak aile bütünlüğünün ve huzurunun sigortasıdır.