İnsanın kalitesi; giydiği elbisenin markasıyla, kullandığı arabanın modeliyle, oturduğu makamla veya sahip olduğu servetle ölçülmez. Bunlar insanlığın seviyesini değil, insanların imkânını gösterir. Kaliteli insan; aklı olgunlaşmış, duyguları terbiye edilmiş, sözü ile davranışı birbirine yaklaşmış, karakteri şartlara göre şekil değiştirmeyen insandır. Onun asıl sermayesi şahsiyetidir. Çünkü insanı değerli yapan, neye sahip olduğu kadar, sahip oldukları karşısında neye dönüştüğüdür. Kur'an insanın değer ölçüsünü son derece açık ortaya koymaktadır. “Allah katında en değerliniz, O'na karşı sorumluluk bilinci en güçlü olanınızdır.” (Hucurât,13) Hz. Peygamber'in, “Sizin en hayırlınız, ahlâkı en güzel olanınızdır” buyurması da aynı hakikatin başka bir ifadesidir. Müslümanın kalitesi, yalnız namazında ve duasında değil; ticaretinde, dostluğunda, öfkesinde, konuşmasında, ayrılığında ve menfaat çatışması gibi konularda kendini gösterir.
Kaliteli insan tutarlıdır. Bugün söylediğini yarın menfaati değişti diye inkâr etmez. Güçlünün yanında başka, zayıfın karşısında başka bir kişiliğe bürünmez. Dostunun yanında söylediğini, arkasından da söyleyebilir. Çünkü onun sözü karakterinden, karakteri de inancından beslenir. Kur'an'ın, “Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?” (Saff,2) ikazı tam da bu noktada insanı söz ve davranış bütünlüğüne çağırmaktadır. Kaliteli insan güvenilir insandır. Yanında bulunmayan kişinin hukukunu da yanında bulunanın hukuku kadar korur. Kendisine emanet edilen sırrı, dostluk bozulduğunda intikam malzemesine dönüştürmez. İnsanlarla yolları ayrılabilir fakat ahlâkıyla yolları ayrılmaz. Çünkü emanet, dostluğun devam ettiği süre boyunca geçerli bir sözleşme değildir. Kur'an, “Allah size emanetleri ehline vermenizi emreder” (Nisâ,58) buyurur. Emanet sadece para ve mal değildir; sır da emanettir, dostluk da emanettir, itibar da emanettir.
Kaliteli insan öfkelendiğinde belli olur. Herkes sakin zamanında nazik olabilir. Asıl ahlâk, insanın canı yandığında ortaya çıkar. Kur'an müttakileri tarif ederken, “Öfkelerini yutarlar ve insanları affederler” (Âl-i İmrân,134) buyurmaktadır. Öfkesini kontrol edebilmek acizlik değildir. Bilakis insanın kendi nefsine hükmedebilmesidir. Hz. Peygamber de gerçek güçlünün, güreşte başkasını yenen değil, öfkelendiği zaman kendisine hâkim olan kişi olduğunu bildirir. Başkalarını yenmek kuvvet, kendini yenebilmek ise olgunluktur.
Kaliteli insan vefalıdır. Menfaat bittiğinde muhabbeti, ihtiyaç ortadan kalktığında selâmı bitmez. Kendisine iyilik yapan insanın kusurunu görünce geçmişteki bütün iyiliklerini çöpe atmaz. İnsan ilişkilerini yalnız bugünün hesabıyla değerlendirmez. Vefa, bir ahlâki değerdir. Kaliteli insan yapılan iyiliği unutmaz; yaptığı iyiliği ise insanların başına kakmaz. Kaliteli insan mütevazıdır ama şahsiyetsiz değildir. Tevazu ile eziklik arasındaki farkı bilir. Kendisini insanlardan üstün görmez fakat insanların kendisini değersizleştirmesine de izin vermez. Kur'an, Rahmân'ın kullarını anlatırken onların yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüdüklerini bildirir. (Furkân,63) Gerçek tevazu, insanın değerini inkâr etmesi değil; değerinin kaynağını bilmesidir. Bilgi arttıkça kibir değil tevazu, makam yükseldikçe mesafe değil nezaket artmalıdır.
Kaliteli insan herkesi sever görünmek zorunda değildir; fakat kimseye haksızlık etme hakkını da kendinde görmez. Kur'an'ın ölçüsü son derece çarpıcıdır: “Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin.” (Mâide,8) Karakterin zirvesi buradadır. Sevmediği insanın doğrusuna doğru diyebilmek, sevdiği insanın yanlışına yanlış diyebilmek; kaliteli insan davranışıdır. Adalet, dostlara dağıtılan bir ayrıcalık değil; düşmana karşı bile korunması gereken bir ahlâktır. Kaliteli insan her tartışmaya girmez, her söze cevap vermez, her insanla hesaplaşmaz. Bazen susmanın korkaklık değil vakar olduğunu bilir. Cahille tartışarak bilgeliğini ispat etmeye çalışmaz. Kur'an, olgun müminlerin boş ve anlamsız sözlerle karşılaştıklarında vakarlarını koruyarak geçip gittiklerini anlatır. (Furkân,72) İnsanın seviyesi yalnız söylediklerinden değil, cevap vermeye değer bulmadıklarından da anlaşılır.
Kaliteli insan kendi yanlışını görebilen insandır. Sürekli başkalarının kusurunu arayan fakat aynayı kendisine çeviremeyen insanın olgunlaşması zordur. Mümin kendisini hesaba çekmesini bilir. Başkasının gözündeki çöpü görmeden önce kendi kusuruna bakar. Özür dilemekten küçülmez, “Ben yanılmışım” demekten utanmaz. Çünkü hata yapmak insanlık, hatada ısrar etmek ise nefsin kibiridir. Kaliteli insan yalnızken de kalitelidir. İnsanların karşısında dürüst, kimsenin görmediği yerde hilekâr değildir. Kalabalıkta ahlâklı, fırsat eline geçtiğinde zalim olmaz. Onun ahlâkının denetçisi insanlar değil, Allah'a karşı taşıdığı sorumluluk bilincidir. İhsan şuuruna sahip insan, Allah'ı görmese bile Allah'ın kendisini gördüğünü bilerek yaşar.
Kaliteli insan kusursuz insan değildir. Kusurunu bilen, yanlışını düzelten, nefsini terbiye eden, haddini bilen ve değerlerini koruyan insandır. Kalite; gücü varken merhametli, haklıyken ölçülü, öfkeliyken adil, başarılıyken mütevazı, zenginken cömert, sıkıntıdayken vakur kalabilmektir. İnsanın gerçek kalitesi, rahat zamanlarında değil; menfaati zarar gördüğünde, öfkelendiğinde, güç elde ettiğinde ve kimsenin kendisini görmediği yerde yaptığı tercihlerde ortaya çıkar. İnsanların gözündeki değer bir imaj oluşturabilir ama Allah katındaki değer; ahlâk ve takvadır. Özetle, kaliteli insan; şartlar değiştiğinde imkânlarını değiştiren fakat karakterini değiştirmeyen insandır.