KALİTE "STATÜDE" DEĞİLDİR…

Sami Kesmen

İnsanlık tarihi boyunca en büyük yanılgılardan biri, değeri makamla ölçmek olmuştur. Oysa makam; insanı büyütmez, sadece görünür kılar. İçinde bir değer yoksa, o görünürlük bir süre sonra boşluğun teşhirine dönüşür. Bugün birçok insan, kaliteli görünmenin yollarını aramakta ama kaliteli olmanın yükünü taşımaktan kaçmaktadır. Çünkü kalite; bir kartvizite yazılan unvan değil, insanın ruhuna kazınmış bir duruştur.

Statü denen şey; çoğu zaman başkalarının biçtiği bir elbisedir. Statü kişiye giydirilir, bir süre taşınır ve vakti gelince çıkarılır. Ama şahsiyet; insanın kendi elleriyle ördüğü bir kimliktir. Onu kimse vermez, kimse de alamaz. İşte bu yüzden kalite; statüyle değil, insanın şahsiyetiyle ölçülür. Çünkü statü değişir ama şahsiyet ya vardır ya da yoktur.

Bugün toplumda sıkça görülen manzara; makamı olanın sözü kıymetli sayılır ama ahlâkı olanın sözü çoğu zaman duyulmaz. Oysa hakikat bunun tam tersidir. Makam; insanın sözünü büyütmez, sadece sesini yükseltir. Ama şahsiyet; insanın sözünü ağırlaştırır, az konuşsa bile tesir eder. Çünkü kalite; çok görünmekte değil, doğru görünmektedir.

İnsan, bulunduğu makamla değil; o makamda sergilediği duruşla değer kazanır. Adaletli mi, merhametli mi, hakkaniyetli mi? Yoksa gücünü ezmek için mi kullanıyor? İşte kalite burada ortaya çıkar. Aynı koltukta oturan iki insanın; biri adaletiyle iz bırakır, diğeri zulmüyle hatırlanır. Koltuk aynı, sonuç farklı olur. Çünkü kalite koltukta değil, onu taşıyan insandadır.

Şahsiyetli insan; rüzgâra göre yön değiştirmez. Menfaatin olduğu yere değil, hakikatin olduğu yere bakar. Kalabalıklar yanlış yolda yürürken, tek başına doğru yolda kalabilmektir kalite. Bu, kolay değildir. Bedel ister. Bazen yalnız kalmayı, bazen anlaşılmamayı, bazen de dışlanmayı göze almayı gerektirir. Ama unutulmamalıdır ki; bedel ödenmeden kazanılan hiçbir değer kalıcı değildir.

Bugünün en büyük hastalıklarından biri de “görünür olma” arzusudur. İnsanlar, oldukları gibi görünmek yerine; görünmek istedikleri gibi olmaya çalışır. Bu ise iç ile dış arasında bir uçurum oluşturur. O uçurum büyüdükçe, insanın kalitesi düşer. Çünkü kalite; iç ile dışın uyumudur. İnsan neyse o görünmeli, ne görünüyorsa o olmalıdır. Aksi hâlde ortaya çıkan şey; bir karakter değil, bir rol olur.

Kalite; insanın yalnızken nasıl davrandığıdır. Kimsenin görmediği yerde de doğru kalabilmek, işte asıl ölçü budur. Çünkü insanı terbiye eden şey; başkalarının bakışı değil, kendi vicdanıdır. Vicdanı güçlü olanın statüye ihtiyacı yoktur. Ama vicdanı zayıf olan, statüye sığınarak kendini büyütmeye çalışır.

Bir insanın kalitesi; sahip olduklarıyla değil, vazgeçemedikleriyle anlaşılır. Değerlerinden vazgeçmeyen insan; kaybetse bile aslında kazanır. Ama değerlerini satan insan; kazansa bile kaybetmiştir. Çünkü insanı insan yapan şey; sahip olduğu imkânlar değil, koruduğu ilkeleridir.

Toplumlar da böyledir. Eğer bir toplumda kalite statüyle ölçülüyorsa, orada adalet zayıflar, güven sarsılır ve huzur kaybolur. Ama kalite şahsiyetle ölçülüyorsa, orada liyakat gelişir, güven artar ve toplum ayakta kalır. Çünkü, sistemi ayakta tutan; statü sahipleri değil, şahsiyetli insanlardır.

Kalite bir süs değildir, bir özdür. Taklit edilemez, satın alınamaz, başkasından ödünç alınamaz. Kalite; insanın duruşudur, sözüdür, sadakatidir, ahlâkıdır. En önemlisi; insanın zor zamanda ne yaptığıdır. Çünkü kolay zamanlarda herkes iyi görünür ama zor zamanlar gerçek kaliteyi ortaya çıkarır.

İnsan; bulunduğu yerle değil, bulunduğu yerde nasıl durduğuyla anlam kazanır. İşin sonunda geriye kalan şey; ne makamdır ne de şöhrettir. Kalan tek şey; insanın ardında bıraktığı izdir. Eğer o izde doğruluk, sadakat ve izzet varsa; işte o insan gerçekten kaliteli bir insandır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.