İYİLİĞİN DE BİR ÖLÇÜSÜ VARDIR...

Sami Kesmen

İyilik, insanı insan yapan en güzel hasletlerden biridir. Merhamet etmek, affetmek, paylaşmak, fedakârlıkta bulunmak, dara düşenin elinden tutmak hem insanlığın hem de İslâm ahlâkının temel değerlerindendir. Fakat İslâm, insana yalnızca iyi olmayı değil, iyiliği ölçülü yapmayı da öğretir. Hiçbir güzel davranış, maksadını aşarak başka bir yanlışa dönüşmemelidir.

Kur’ân-ı Kerîm'in ortaya koyduğu temel ölçülerden biri itidaldir. Yüce Allah; “Onlar harcadıkları zaman ne israf ederler ne de cimrilik ederler, ikisi arasında orta bir yol tutarlar.” buyurmaktadır. (Furkân, 67) Ayet doğrudan harcamadan söz etse de ortaya koyduğu ahlâkî ilke çok daha geniştir. İfrat ve tefrit sınırlarını belirterek, ölçü ve dengeyi işaret etmektedir.

Aşırı iyi niyet, bazen insanı değerli değil, kullanışlı hâle getirir. Her istenileni yapan, her kusuru görmezden gelen, her haksızlığı sineye çeken, kimse kırılmasın diye sürekli kendisini kıran insanın iyi niyeti bir müddet sonra çevresindekiler tarafından iyilik olarak değil, kolaylık olarak görülmeye başlanabilir. İnsanlar onun fedakârlığına teşekkür etmek yerine bunu onun vazifesi olarak görmeye başlarlar. Böylece gönüllü yapılan iyilik, başkalarının gözünde mecburiyete dönüşmüş olur.

İyilik başka, istismara açık olmak başkadır. Merhamet başka, iradesizlik başkadır. Affetmek başka, aynı kötülüğün tekrar edilmesine sürekli imkân hazırlamak başkadır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Mümin bir delikten iki defa ısırılmaz.” buyurmuştur. (Buhârî) Mümin merhametlidir fakat saf değildir, bağışlayıcıdır fakat basiretsiz değildir. İnsanlara hüsnüzanla yaklaşır fakat yaşadığı tecrübelerden de ders çıkarır. İslâm ahlâkında iyi niyet, akıl ve ferasetle beraber yürür.

Kur’ân'ın bu konuda ölçüsü dikkat çekicidir; “Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun; bu takvaya daha yakındır.” (Mâide, 8) Düşmanlıkta bile ölçüyü emreden bir din, sevgide ve fedakârlıkta ölçüsüzlüğü tasvip etmez. Müslüman öfkelendiğinde zulmetmez, sevdiğinde de hakikati kaybetmez. İslâm'ın istediği insan, duygularının sürüklediği değil, değerlerinin yönettiği insandır.

Bazen, "Hayır" diyebilmek ahlâkın bir parçasıdır. Her talebe “evet” demek iyi insan olmanın şartı değildir. Yanlış bir talebe “hayır”, istismara “yeter”, haksızlığa “dur” diyebilmek şahsiyet sahibi olmanın gereğidir. Nitekim insanın kendi nefsinin de üzerinde hakkı vardır. Resûlullah (s.a.v.), “Rabbinin senin üzerinde hakkı vardır, nefsinin senin üzerinde hakkı vardır, ailenin de senin üzerinde hakkı vardır; öyleyse her hak sahibine hakkını ver.” buyurmuştur. (Buhârî)

İnsan başkalarına iyilik edeceğim derken kendisine, ailesine ve sorumluluklarına haksızlık etmemelidir. Başkasını ayağa kaldırmak güzel bir davranıştır, fakat bunu yaparken sürekli kendisini yere düşürmek fedakârlık değildir. Başkasının yükünü taşımak sevaptır, fakat insanların kendi yüklerini sürekli başka omuzlara bırakmasına alışmak iyilik değildir. İyilik, kötülüğün cesaret kaynağı hâline gelmemelidir.

Sürekli affetmek, hatayı yapan insanı düzeltmek yerine daha pervasız hâle getirebilir. Sürekli vermek, insanı çalışmaya teşvik etmek yerine tembelliğe alıştırabilir. Her problemi çözmek, karşıdakini olgunlaştırmak yerine sorumluluktan uzaklaştırabilir. Bazen vermek iyiliktir, bazen vermemek. Bazen konuşmak iyiliktir, bazen susmak. Bazen yaklaşmak iyiliktir, bazen mesafe koymak. İyiliğin ölçüsü sadece niyet değil, doğurduğu neticedir.

İslâm'ın insanı katılaştırmaz ama şahsiyetsizleştirmez de. Bu, İslâm'ın güzelliğindendir Merhametli olmasını ister fakat ezilmesini istemez. Cömert olmasını ister fakat savurganlığı yasaklar. Affetmesini ister fakat zulme razı olmasını istemez. Tevazu ister fakat zilleti istemez. İyiliğimizi kaybetmeyelim, fakat iyiliğimizi insanların istismarına da bırakmayalım. Kalbimiz yumuşak, irademiz sağlam olsun. Elimiz açık olsun fakat aklımız da açık olsun. Affedelim fakat ibret alalım. Yardım edelim fakat insanları bize bağımlı hâle getirmeyelim. Sevelim fakat sevgimiz hakikatin önüne geçmesin.

Hayatta güzel olan her şey gibi iyiliğin de bir hududu, bir dengesi ve bir edebi vardır. Her şey yerinde, zamanında ve kararında güzeldir. Hiçbir şey maksadını aşmamalıdır. İyilik, ölçüsünü kaybettiğinde; iyilik yapanı tüketir ve kötülük yapanı cesaretlendiriyorsa artık maksadından uzaklaşmış demektir. İyi insan olmak; her şeye “evet” demek değil, iyiliğini kaybetmeden sınırlarını koruyabilmektir.

İyi insan; iyiliği emreden, kötülüğü nehyedendir. Varlığından paylaşan, yokluğuna ağlamayandır. Eline geçene şükreden, elinden çıkana sabredendir. Vermenin de, tebessümün de, iyiliğin de bir ölçüsü ve sınırı vardır. Hepsi verilmez, her şeye gülünmez, her konuya iyi davranış gösterilmez. Olaylara yaklaşırken; müslüman olarak, vicdan sahibi olarak, insan olarak ne yapılması ve nasıl tavır alınması gerekiyorsa öyle davranmak gerekir. Sınırları aşmak, haddi aşmaktır. Haddini aşanları Allah da, kullar da sevmez.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.