İstiklâl Marşı. Bilmeyenimiz yoktur, değil mi? Özellikle Pazartesi sabahları okul bahçelerinde, resmi törenlerde, bayramlarda vs. hep bir ağızdan söyleriz. Peki hiç düşündük mü; bu marş sadece bir şiir midir? Yoksa bir milletin imanının, sadakatinin ve dirilişinin kelimelere dökülmüş hâli midir?
“İstiklâl” ne demektir? Sözlükler “bağımsızlık, hürriyet, özgürlük” olarak tarif eder. Ancak bizim şanlı tarihimizde istiklâl, Allah’tan başkasına kul olmamaktır. İstiklâl, ezanı dindirtmemek, bayrağı indirtmemek, namusu çiğnetmemektir.
12 Mart 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen İstiklâl Marşı, işte böyle bir ruhun ifadesidir. O gün kürsüden yükselen kelimeler, aslında cephede savaşan askerimizin duasıydı. Açlığın, yokluğun, imkânsızlığın ortasında dimdik duran bir milletin haykırışıydı.
Marşın şairi Mehmet Âkif Ersoy… Onu nasıl anlatalım? Şair mi diyelim? Mütefekkir mi? Vaiz mi? Yoksa kalemiyle cihad eden bir mümin mi?
Âkif, yarışma için yazmadı bu marşı. Para için hiç yazmadı. Hatta verilen yüklü miktardaki ödülü ihtiyacı olmasına rağmen kabul etmediğini bilirsiniz. “Milletimin destanı para ile yazılmaz.” dercesine… Bu tavır bize neyi gösteriyor? Samimiyeti. İhlası. Davasına olan sadakati.
İstiklâl Marşı’nın ilk kelimesi: “Korkma!” Ne kadar manidar, değil mi? Korku ne zaman büyür? İman zayıfladığında. Güven ne zaman artar? Dayandığın kapı sağlam olduğunda. Âkif millete diyor ki: “Korkma!” Çünkü o millet, Hakk’a tapmaktadır. Ve “Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl” derken bağımsızlığı bir siyasi hak olarak değil, iman eden bir milletin ilahî hakkı olarak ilan etmektedir.
Burada kendimize şu soruyu sormalıyız: Biz gerçekten Hakk’a tapan bir millet olma vasfımızı koruyor muyuz? İstiklâl Marşı’nı okurken dudaklarımız mı hareket ediyor sadece, yoksa yüreğimiz de eşlik ediyor mu?
Ramazan ayındayız… Oruç bize sabrı öğretiyor. Aç kalınca hâlimizi düşünüyoruz. Nefsimizi terbiye ediyoruz. Peki ya istiklâlin de bir bedeli olduğunu düşünüyor muyuz? O yıllarda cephedeki askerimizin -ruhsat olmasına rağmen- orucu bırakmadıklarını, hatta iftarda yediği üç zeytinin çekirdeğini “şayet şehit olursam bedenimden zeytin ağacı çıksın da gölgesinde bir asker dinlensin” niyetiyle cebine koyduğunu biliyor muyuz? O günlerde insanlar sadece aç kalmadı; evladını, babasını, eşini şehit verdi. Ama imanlarını kaybetmedi.
Âkif’in hayal ettiği gençlik, sadece marşı ezberleyen değil; o ruhu yaşayan bir gençlikti. Çalışkan, ahlaklı, inançlı… Secdesi sağlam, karakteri dik bir nesil.
Son olarak şunu da yazmak isterim: İstiklâl Marşı’nı anlamak için önce milli ve manevi değerlerimizi anlamalıyız. Ailemize, bayrağımıza, ezanımıza sahip çıkmalıyız. Çünkü istiklâl, sadece sınırları korumak değildir; inancı, ahlakı ve birliği korumaktır.
Mehmet Âkif Ersoy başta olmak üzere tüm ecdadımızı ve şehitlerimizi rahmetle anıyoruz.
Mücahit ÇELİK – Ladik İlçe Vaizi